Muhtarlar Milletvekiline dert yandı

Muhtarlar Milletvekiline dert yandı

AK Parti İlçe Teşkilatı, Milletvekili Recep Koral’ın da katıldığı yemekli toplantıda Sarıyer’deki muhtarlarla bir araya geldi.

AK Parti Sarıyer İlçe Teşkilatı, Milletvekili Recep Koral’ın da katıldığı yemekli toplantıda Sarıyer’deki muhtarlarla bir araya geldi. Mahallelerle ilgili sorunlarının konuşulduğu toplantıda muhtarlar adeta dert yandı.

Tarabya’daki Urfadan Restoranda düzenlenen toplantıya, AK Parti İstanbul Milletvekili Recep Koral, İlçe Başkanı Hüseyin Özdemir, İl Genel Meclis Üyeleri Aydoğan Cevahir,  Ali Düşmez ve Sarıyer’deki birçok mahalle muhtarı katıldı. Mahalleleriyle ilgili sıkıntılarını anlatan muhtarlar özellikle Büyükşehir Belediyesi’nin ilgi alanındaki ana arterler ile ilgili hizmetlerin eksikliğini dile getirdiler. Bazı muhtarlar vakıf arazileri ile ilgili Sarıyerlilerin merak ettiği soruları sorarken, bazı muhtarlar ise Sarıyer Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesi’nin bazı sorunların çözümünde birbirlerine pas attığını ve bu nedenle hizmet alamadıklarını söylediler.

“Sarıyer Belediyesi’ni takip edeceğiz”
Açılış konuşması yapan AK Parti İlçe Başkanı Hüseyin Özdemir, “Muhtarların sesi bizim için çok önemlidir. Hükümetimiz ve Büyükşehir Belediyemizle hizmetlerimize devam ediyoruz. Sarıyer Belediyesi’ni de takip edeceğiz. Yapılan yanlışları ve eksikleri ilgili yerlere taşıyacağız. AK Parti olarak verdiğimiz bütün sözlerin arkasındayız. Seçim vaadi olarak ne söylediysek takipçisi olacağız. Tapu meselesi vardı. Sarıyer’de mevcut yönetim bunu dillendirmeye başladı. Biz bu işin mimarı olarak tamamına ermesi için elimizden geleni yapacağız. Hiçbir zaman engellemeye çalışmadık aksine bir an önce çözüme kavuşması için çalıştık. Bu konu Büyükşehir ya da Sarıyer Belediyesi eliyle olur önemli değildir. Önemli olan vatandaşların tapularını almasıdır” dedi. 

“Sarıyer Belediyesi topu taca atıyor”
Toplantıdan önce balıkçılar ile görüştüğünü söyleyen Özdemir, “Sarıyer Belediyesi topu taca atıyor. ‘Sarıyer Belediyesi bunu yapamaz, Büyükşehir Belediyesi yapacak. Gidin ilçe başkanıyla konuşun’ deniyor. Burada Sarıyer Belediyesi’nin de yapacağı şeyler var. Herkes taşın altına elini sokacak. Bunu direk bizim üstümüze atmasınlar” dedi.

Özdemir’in konuşmasından sonra söz alan Recep Koral, “ Sarıyer’in merkezi yönetimi ilgilendiren sorunlarını tespit edip, ilgili yerlere bildirip takip etmekle görevliyiz. Buradaki amaçla biraradayız” dedi.

Sarıuçak, “AK Parti muhtarlardan kopuyor mu?”
Darüşşafaka Mahalle Muhtarı ve Sarıyerli Muhtarlar Derneği Başkanı Hüseyin Sarıuçak, “Adrese dayalı nüfus sistemi önemli ama muhtarları mağdur ediyor. Neredeyse milletvekili kadar oy alarak seçilmiş muhtarlarımız var. 299 TL maaşla geçinmek zorunda kalıyorlar. Bu da AK Parti muhtarlardan kopuyor mu? sorusunu akılarımıza getiriyor. Bir de Büyükşehir Belediyesi tarafından ADSL’lerimiz kesildi. 29 TL çok mu pahalı geldi. Bunu merak ediyoruz. Hükümet olarak muhtarları biraz düşünürseniz çok mutlu olacağız” diye konuştu.

Toplantıda söz alan muhtarlar, Sarıyer’deki hastane projesi, asfalt çalışmaları,  vakıf arazilerin takası ve daha birçok konuda Milletvekili Koral’a soru yönelttiler.

Yorumlar (31 Yorum):

Şenay -- 08 February, 2010 02:13:18
avatar
Muhtar feryat ediyor
27 Ocak 2010 Çarşamba 16:21

Başbakanın 2008/8 genelgesiyle zor durumda kaldıklarını belirten Muhtar Şenay Çobanoğlu, 330 TL olan maaşlarının yükseltilmesini ve sosyal haklardan yararlanmak istediklerini söyledi


Başbakan’ın 2008/8 genelgesi yürürlüğe girdiğinden itibaren muhtarlar tepki gösteriyor. Genelgeyle birlikte yetkilerinin ellerinden alındığını, fakat 200’e yakın sorumluluğun kendilerine yüklendiğini belirten muhtarlar sosyal açıdan iyileştirme bekliyor. Muhtarlar genelge ile ikametgâh belgesi ve bazı belgelerin artık kamu kuruluşlarınca Kimlik Paylaşım Sistemi (KPS) ile verileceği ve muhtarların artık hiçbir görevi kalmadığı yönündeki haberlerden son derece rahatsız. Nüfus cüzdanı örneği, ikametgah gibi vatandaşın ihtiyaç duyduğu evrakların artık kurumlar tarafından verilmesinden şikayetçi olmadıklarını belirten muhtarlar, ancak muhtar maaşlarının asgari seviyeye çekilmesini, kendilerine yer verilmesini ve giderler konusunda yardımcı olunmasını istiyor. Musalla Mahallesi Muhtarı Şenay Çobanoğlu, 330 TL muhtarlık maaşı verilmesine karşın mühür yetkisinin alınmasının kendilerini zor durumda bıraktığını söyledi.
“MASRAFLARIMIZI KARŞILAMAKTA ZORLANIYORUZ”
“Almış oldukları 330 TL ödeneğin en düşük Bağ-Kur primi olan 300 TL’yi bile zor karşılamaktadır” diyen Çobanoğlu, “Muhtarlarımız büro, kırtasiye, telefon, su, kira, internet ve elektrik masraflarını bu ödenek ve Valilikçe açıklanan yıllık mühür ücretlerinden karşılamak zorundadırlar. Ancak genelgeyle muhtarların mühür ücreti karşılığı verdiği belgeler elinden alınarak, ilgili kurumlara verilmesiyle masraflarımızı kendimiz karşılıyoruz” dedi. Muhtarların yetki ve sorumluluk yasasının günün koşullarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini aktaran Çobanoğlu, muhtara verilmeyen değerin halka verilmemiş sayılacağını kaydetti. Çobanoğlu, 1970 yılından itibaren kanun ve kararnamelerle muhtarlara 200’e yakın görev verildiğini aktararak şöyle konuştu: “Mahallede asayişin sağlanmasında karakola, tebligatların yapılmasında postacıya, tahsilâtta vergi memuruna, yoksul, yaşlı ve kimsesizlere yardım yapılmasında Valilik ve Kaymakamlıklara, seçimlerde seçim kurullarına yardımcı olmak, mahallede meydana gelen yeraltı ve yerüstü arızaları takip etmek ve ilgili yerlere bilgi vermek gibi 200’e yakın görevi vardır. Muhtarlık kurumu yerel yönetimlerin temel birimini oluşturmasına karşın, bu güne kadar yapılan yanlışlıklar sonucu zorluklar yaşamaktadır.”
“DİĞER SEÇİLMİŞLERE VERİLEN HAKLAR BİZE DE VERİLSİN”
Hiç bir muhtarın kendisini seçen kişilerle mühür ücreti vesaire para konusunda karşı karşıya gelmeyi istemeyeceğine dikkat çeken Çobanoğlu, ancak muhtarlık maaşının yükseltilmesini ve diğer seçilmiş kişiler gibi devletin tanıdığı haklarından yararlanmak istediklerini bildirdi. “Ellimizden mühür yetkisi alındı fakat sorumlulukta memurla aynı seviyedeyiz” diyen Çobanoğlu, “Muhtarlar olarak üstlenmiş olduğumuz sorumluluklar, çok büyüktür. Gece gündüz demeden çalışmaktayız. Bunu karşılık maaşlarımız asgari ücretin altında. Memurlar gibi sosyal haklarımız yok. Ama iş sorumluluğa geldiğinden memurla aynı seviyedeyiz. Bu bakımdan muhtarla ilgili kanun teklifinde bu hususlar göz önünde alınmalıdır” diye konuştu.
HASAN AYHAN
Şenay -- 21 February, 2010 05:23:25
avatar
DEVLET MUHTAR;
Ben her sabah erken,Muhtarlık kapısında,
Halkını özlemiş oturmuş dertli masasında.
Halkını güler yüzle,tatlı dille,karşılar odasında.
Derdini dinler,çare arar,kimse yoki arkasında.

Kışın halkı üşümesin,mutfakta tenceresi pişsin.
Üstü başı iyi olsun,gururu hiç incinmesin.
Muhtarlıktan çıkınca,hep yüzleri gülsün.
Derdi ,çilesi benim olsun,o hep yüzü gülsün.

Devleti temsil eder,devlet ona hiç bakmaz.
Devlet kurumları gibi,gideri karşılanmaz.
Elinden yetkisi almış,sorunlarıyla ilgilenmez.
Sorunlarıyla kalmış başbaşa,devlet sahiplenmez.
Şenay ÇOBANOĞLU
Selam -- 27 February, 2010 02:31:43
avatar
Değerli bir yorumcunun yazısıyla başlamak istiyorum.Değerli ustat yazısında şöyle izah eder.(Sağlıklı toplumların temel taşlarını,iyi aile yuvaları oluşturur.Sağlıklı devlet kurumlarının temel taşlarıda,sağlıklı muhtarlık muhtarlık kurumlarıdır).Bu sözün önemi anlıyana çok şey ifade eder.Bir binayı düşünün,temeli çat pat bir şekilde pılansız,iyi malzemeden yapılmamış,bir bina temeli her ah için,o binanın yükünü kaldıramadığı gibi,yıkılmaya mahluz kalır,içindekilerinin can güvenliğini elinden alır.Bu bir binanın temeli.Birde koskoca bir ülkeyi düşünün,burda iyi ailelerden,sağlam toplumlar meydana gelir.Çağın durumuna göre biçimlendirmiş,bilgi sevyesi yüksek,halk ve devlet işlerinde iyi bir diyaloğu sağlıyan,bu muhtarlık kurumlarından,devletin daha güçlü ve sağlıklı çalışmasını sağlar.Bu konum,güçlü bir devleti oluşturur.Güçlü devlette,tüm işlevinde bu muhtarlık kurumları nezaretinde,halkına halkının refah ve mutluluk sevyesini yükseltir.
Sanırım mahalli idarelerden sorumlu olan,yekililer,bu kurumlara bazı yetkiler vermeli,ve giderlerini karşılamalı ve sağlık güvencelerini devlet kendisi ödemelidir.Saygılarımla
Musa -- 14 March, 2010 04:21:38
avatar
Giriş Sayfası Yap 14.03.2010 11:39:10


















































Adınız Soyadınız:

Mail Adresiniz:




AnasayfaGüncel OlaylarYazarlarEğitimYitik İlanıDuyuruİLETİŞİMFoto GaleriARŞİV








































İSTATİSTİKLER
15 kategori altında, toplam 941 haber bulunmaktadır.

Bu haberler toplam 343602 defa okunmuş ve 1524 yorum yazılmıştır.
ARAMA

-- Tüm Kategoriler --Güncel OlaylarYazarlar- Bayram Türkmez- Nurullah Aydın- Ferruh Sidar- Mevlüt Güneri-emekli ögretmen- Kelami Akgül -eğitimci- Adige- Yahya Kara (Lise Ögrencisi)Eğitim- Genel Eğitim- Gölbaşı EğitimiYitik İlanıDuyuruİLETİŞİM
GÖLBAŞI HABERLERİ


www.bolatcikkoyu.com
BİR MUHTARIN FERYADI...NE OLACAK BU MUHTARLARIN HALİ...
Kategori: Güncel Olaylar | 7 Yorum | 736 Okunma | Yazan: baytürk | 13 Ocak 2010 01:35:12

Ne olacak,bu muhtarların hali.Sayın baştaki,ülkemizi idare eden,muhterem ilgili makamın koltuklarında zaptu rap altına alan,dokunmazlık zırhrına bülünmüş idarecilerimiz.Bizler kıymetli oylarımızla,sizleri meclise niçin göderdik,halkımızın sorunlarına çare bulmak için,ülkeyi her yönü ile,kalkındırmış ve mamur hale getirmiş,insanları mutlu ve huzurlu,hepsine aş ve iş bulmak için ,gece gündüz demeden,halk ve ülkesi için çalışın diye sizleri,biz değerli oylarımızla,köyümüzde,ilçemizde ve ilimizde,oylarımızla sizleri destekledik,ve sizleri meclise gönderdik.


BİR MUHTARIN FERYADI...NE OLACAK BU MUHTARLARIN HALİ...

Şenay Çobanoğlu!


"Ne olacak,bu muhtarların hali.Sayın baştaki,ülkemizi idare eden,muhterem ilgili makamın koltuklarında zaptu rap altına alan,dokunmazlık zırhrına bülünmüş idarecilerimiz.Bizler kıymetli oylarımızla,sizleri meclise niçin göderdik,halkımızın sorunlarına çare bulmak için,ülkeyi her yönü ile,kalkındırmış ve mamur hale getirmiş,insanları mutlu ve huzurlu,hepsine aş ve iş bulmak için ,gece gündüz demeden,halk ve ülkesi için çalışın diye sizleri,biz değerli oylarımızla,köyümüzde,ilçemizde ve ilimizde,oylarımızla sizleri destekledik,ve sizleri meclise gönderdik.
Ama sizler mecliste ne yapıyorsunuz.Kişisel meselenizin kavgasını ,meclise taşıyıp, 70 milyon ülke insanın gözönününde,devlet adamlığına yakışmıyan,milletvekillik sıfatına yakışmıyan,durumlarda meclis çatısı altında,nehoş olmıyan manzaralar sergilemektesiniz.Bizler bu görüntüleri izlerken,çok üzülüyoruz.
Bütün aile olarak,baba sakin kafayla işe gidemiyor,çocuk okulda yeterince öğretmenini dinliyemiyor,anne kendisinde yerattığı güvnsiliğin içinde ev işleriyle ilgilenemiyor.Sanırım bu meclisteki olumsuz hava,tüm halkımız tarafından,yarına güvenle değil karamsarla bakmakta.Yeter! yeter! allahaşkına bu ülke için yararlı bir şeyler yapmaya çalışın.
Siyasi polniğinizi ,idolonojinizi düşüncenizi bir tafa bırakarak.Bu gün Çanakale,dumlupınarda,sakaryada hiçbir idoloji,mezhep,ırk,inaç,renk,dil ve niçe düşüncelerin olduğu bir ülkede,bir bayrak bir vatan için ,bu düncelerimizi hoş görüyle bakarak,bir vucut olduk,yedi düveyle karşı savaştık,bu ülke için hepimizin dedelerinden bu birisi bu vatan için şehit olduklarını gördük,Çanakale açık hava müzesi,bu tarihi vakalar bu halkın isterse buütün egolarını bir tarafa bırakıp,bu ülkenin düşmanları karşısında bir araya gelip,tek vucut olacağını biliyor.Bu ülke insanlarının arasına tefrika çırarıp,onları bölük pörçük edip yok olmaları için çalışan dış güçler,bu hakı birliğini ve dirliğini bölemezler,bölmek için uğraşsalarda ,bu halk bölünmesi için onlara müsaade etmiyecek.Biz işte böyle bir milettiz.
Türkümüzle,kürdümüzle,lazımızla alevimizle ve gürcümüzle biriz birlikte yaşamayı seviyoruz.her kusurumuzla hoşgörülüyüz.Kısacası her olumsuzluklara durumundada olsa,bizler biribirimizi seviyoruz.Seçilmiş idarecilerimde bu tabandaki bu kaynaşmayı,bu birlik ve dirliği meclise taşımalarını istemekteyiz.Yeter meclis çatısı altında,halkın göz önünde didişip ve itişiyorsunuz.Bunlar güzel görünümler değildir,halk kendisi ve ülkesi hakkında,iyi karalar ve kanunlar çıkarmanızı bekliyor. Hala dikta ve darbe rejimlerin anayasasıyla idare ediliyoruz.Önce ülkemize ve ülke insanlarımıza layik bir anayasasını bütün halkımızın irtifakiyle ortaya koymamız lazım.Bugün medeni ülkeler kendi ülkesini daha kalkındırmış ve mürefeh bir duruma çalışırken,bizlerin konumumuza bakın,dış ülkeler her konumumuzu tartışmaya başladı.
Önce bir ülke kendi ayağını yere sağlam,basmalı.Kendisine güvenmeli,ülkesinin insanlarıyla,birlik ve dirlik içinde olmalı.Bugünkü ülkemizin manzarası dışarıda hiç güzel görünmüyor.Allahaşkına bu kadar dış geziye çıkıyorsunuz,ikdidardaki idarecilerimiz,muhalefeteki milletvekillerimiz ve diğer kurumların başındaki idarecilerimiz,bir bakmak zahmetinde bulunmazmısınız, diğer ülkelerin,seçilmiş kişilerine,muhalefetki milletvekerine ve kurumların başındaki idarecilerine, kendi ülke insanları için,onların refahı için sabah,akşam demeden,gece,gündüz çalışmakta,ülkelerini,her yönü ile çağdaş ve refah seviyesini yükseltmek için, gece gündüz demeden çalışırken.Bize ne oluyorki ,ülkeyi kargaşalı ve kaoslu duruma getirip,halkı gergin ortamlara sürüklüyoruz..
Halk bu didişmenizden bıktı,televizyon karşısına bu görüntülerinizi izlememek için,televizyon öne gememektedir.Halk kurumların biribiriye didişip,itişmesini,istemiyor.Sizler ne kadar , ülkemizin kurumlarıyle,güzel bir şekilde çalışmaktayız desenizde bu halkımıza inandırıcı gelmemektedir,halk çünkü televizyonda gözlerinin önünde sergilediğiniz manzaraları görmekdedir.Lütfen bu birlik ve dirlik bir araya gelen manzaranızı, halkımıza çok görmeyin,önemli günlerde,yabancı devlet başkanlarına verilen davetlerde, cumhurbaşkanımız,
başbakanımız,muhalefet liderleri,genel kurmayımız ve diğer devlet kurum büyüklerimizi,bir arada görmek istiyoruz.
Bu kurumlar enerjilerini,güzel birikimlerini,bu ülkenin insanlarının refahı için ve ülkemizi her yönüyle çağdaş ve medeniyet seviyelerinin yüksek olan güçlü devletler sıralarına çıkarmasını istemektedir.Bizler ülkemizi ,ülkeyi idare eden tüm kurumlarımızı seviyoruz.Bu ülkeye sahip çıkmalıyız,bu ülke hüriyettini ,bağımsızlığını kolay kolay kazanmadı.
Bugün Çanakale'deki şehitleri ve diğer savaşlarda bir sürü babayiğtler,nine hatunlar,aksakallı nur yüzlü dedelerimizi şehit verdik.Ben yine,bu durumuylada ülkemi ve ülke insanlarımı seviyorum,önlerinde saygıyla eğilıyorum.Saygılarımı sunuyorum.
Bizimkiler 53000 bin nüfusa sahip olan,devletin halkıyla ilk buluştuğu yer, halkın ilk sorununu götüreceği ve derdine çözüm arayacağı,devletin en küçük kurumu olan muhtarlıklarımız.
1924 yılında bu kurumlar nasıl kuruldu,ne gibi yetki ve selehiyetler verildi,şimdi ise ne yazıkki,bütün selehiyetleri ellerinden alımış,işlevsiz,ekonomi şartları ağırlaştırılmış,kapanacak duruma getirilmiştir.Muhtara kimse saygı göstermemekte,verdiği evraka güvenilmemektede,komik bir kurum durumuna düşürülmemektedir.
Bu ayıp devleti idare edenlere aittir,çünkü bu devletin ilk halka açılan bir kurumuydu.Halk yukardaki seçilmiş ve atanmış kişilere kavuşamıyor. O muhtarını kendine daha yakın buluyordu,derdini muhtarına daha rahat bir şekilde aktarabiliyordu.Gidecek bir yeri olmadığı zaman,ona koşar,ondan yardım almaktaydı.(akşam vaktiydi ,muhtarlık ofisimi kapatmak üzereyken, bir hanımefendi ağlıyarak muhtalığa ofisime doğru geliyordu,ağlıyarak muhtarım,bir mahzuratım var,sizlerle görüşmek istiyorum,buyurun dedim,tekrar muhtarlık kapısını açtım,içeriye girdik.Muhtarım sen benim büyüğümsün, sende beni bir kızın gibi dinlermisin.Tabi dedim,baş üstüne,bizler sizin için burada hizmet etmekteyiz.Benim dedi bir gideceğim yerim yok,ailemde beni istemiyor,kocam bu etti kaç yıldır bana çok ağır hakarette bulunmakta, bana çok şiddet uygulamaktadır,bende dayanamadım evi terk ettim, şimdi gidecek bir yerim yok,ne yapayım,bende sizleri kendime yakın buldum,muhtarlığa koştum, iyiki kapatmadan sizlere ulaştım.Lafı fazla uzatmıyayım, Bağlı bulunduğumuz, karakolu aradım, durumu izah ettim,Ordaki baş komser,muhtarım bizim yapacak bir durumuz yok,dedi ve telefono kapattı.
Belediyeyi açtım,o an ordaki danışmana durumu izah ettim,ondanda olumsuz cevap aldım.Baktım hanımefendi benim bu çırpınışımdan,bir şey çıkmadığını,anlayınca, Muhtarım bana bir yol paramı karşılarsan,bu yakın, köyde benim bir akrabam var,ona gideyim dedi.Tabi o hanımefendiyle,o köye nereden araba kalkıyor,sorduk soruşturdu,o köye gidece dolmuşlara bindirdim,onu yolcu ettikten sonra,evime gelebildim.)
Bunun gibi nice örneklerle,karşı karşıya kalıyoruz.Bazende altından kalkamadığımız,sorunlarla karşı karşa kalmaktayız.Halk devletin sıcaklığını yanında,hisetmek istiyor.Devletin en küçük birimide olsun,kendine yakın olduğunu hissettiği zaman mutlu oluyor.Çünkü o yanındaki devletin en küçük kurumu muhtarlık bile olsa,biliyorki telefonu 24 saat açık,evinin kapısından gece,gündüz demeden, gideceği bir devletinin,mahalleyi idare eden muhtarı var yanı başında.

Sizler ne yapıyorsunuz, bu devletin kurumlarını, işlevsiz,elini kolunu bağlayıp,yetkilerini almış,postacının,tebligatını veremediği,mektuplarının bekçisi kıldınız.
Kendi haline terk ettiniz.Bu bilgi çağında,onları bu sistemle buluşturmadığınız halde,imkanlarını kısıtladınız,kendi haline terk ettiniz.Bu gün,bu kurumlar,ülkemizin temel taşlarını,teşkil etmektedirler.Ülkemiz her noktasında,devletin kurumları olarak,onları görürsünüz.Onların evine misafir olursunuz,onların bilgi ışığında çalışmanızı sürdürürsünüz.
Hemen hemen ülkenin her yerinde,onlar 24 saat aileleriyle birlikte nöbet tuttuklarını görürsünüz.Devletimiz bu kurumlara 330 TL ödenek göderirler,bu ödenekle, bağkur ve diğer ihtiyaçlarını giderirler.Dokunmazlığı yok,devlet memurunun en yüksek derecesinden maaş almazlar.Kendi hakkında çıkacak,bir kanun dahi olsa,kendilerine sorulmuyor.Kendilerine ve kurumlarına değer verilmiyerek,onlarla ilgili sorunları,basitten alarak,ilgilenmemektedirler.

Seçimler yaklaştığı zaman,meclis konuşmalarında,muhtarlarla ilgi,bir çok milletvekili konuşma yapmaktadır.Seçildiklerinde tekrar,muhtarlık sorunlarımızı rafa kaldırp,diğer seçim zamanına kadar dokunmazlar.Bugün bir dükkana,misafir oldum.Dükkan sahibiyle,misafirin arasındaki konuşmaya istemiyerek,kulak verdim.Misafiri dükkan sahibine diyor ki,Ahmet abi,ben bir değirmen kuracağım.Devlet kurumlarıyla görüştüm.Bu değirmen fabrikasını kur.Mesrafın yarısını biz devlet olarak,hibe şeklinde ödüyeceğiz.Ben gerekli bilancoyu hazırladım,600,000 TL tutmakta.Hemen başlamak istiyorum.Bu olaylar suyun üzerinde görünen bir kısmı.
Devlet halka geldiğinde ,kiriz var diyor,sanayıcısine geldiğinde bol kepçeden dağıtıyor.Kontrolsuz ve teminatsız.Zaten verdiği kredi hibe.Ben o şahısı görünce,bu ülkeye gece gündüz demeden,çalışan,insanlar neden hakkını alamıyor,diğer yanda,başkaları hiç çalışmadan,birden tiriliyon sahibi olmakta.Bu adaletli bir iş değildi.Bu ülkeye yazık,bu ülke insanlarına yazık.Bu devletin 53 000 bin kurumu olan muhtarlıkların,haklarının iyileştirmesini istiyoruz.Bugün iktidarda olan ,milletvekillerinin,mecliste muhtarlarla ilgili konuşmalarının arkasında olmalarını diler,saygılarımı hürmetlerimi sunuyorum..

/// /// ///

Sayın meslektaşlarım,Milletvekileri,İl ve Belediye Encümeni ayrıca muhtarlar halkımızın tevecüh oylarıyla seçilmişlerdir.Tabi devletimiz,bu seçilen kişilere maalesef adaletli olarak yaklaşmamıştır.
Milletvekili en yüksek devlet memurunun maaşının seviyesinden devletten maaş almaktadır.Sosyal güvenlik pirimlerini devlet tarafından ödemektedir.Milletvekillerine mecliste birer çalışma odası ve sekreteri mevcut.Bütün kırtsıye,halkla iletişimini sağlamak için telefon ve benzeri iletişim araçları bedava.Çalışma odasının elektirik,su ve kira sorunu yok.Muhtarlık kurumu ise, ülkemizde yurttaşlarımızın devlete ilk karşılaştıkları kurumdur.
Mahalle ve köyler,yerel yönetimlerin ilk basamağıdır.Ülkemizde 35,148’i köy,17,805’i mahalle muhtarı olmak üzere,toplam 52,953 muhtarlık bulunmaktadır.Muhtarlarlarımız,köy ve mahallerde yaşayan yurttaşlarımızın ortak sorunlarına çözüm bulmak amacıyla,çaba sarf etmektedir.
Muhtarlık binalarının elektirik,su ve kirasını muhtarlarımız kendi ceplerinden ödemektedir.340 TL ödenek alan muhtarlarımız aldıkları bu ücret.
Açlık sınırının bile altındadır; muhtarlarımız aldığı bu ödenekle kendi Bağ-Kur pirimini bile ödemeye yetmemektedir. Aldığı bu. komik bir ücretle gerçekten güç şartlar altında çalışarak,bulunduğumuz mahalle sakinlerine hizmetmet vermekteyiz.
Bizler seçilirken hiçbir partinin ve siyasi görüşün uzantısı olmadık.Halka tarafsızlığımızı ortaya koyarak,bütün halkı kucakladık.Halkımıza ve mahallemize ne yapabiliriz diye onların tevecühlerine layık olmak için oylarına talip olduk.
Yanlız bu meslek 1924 yılında kurulduğunda büyük yetkileri olduğu gibi sorumluluklarıda vardı.. Gelen yönetimler bu makamların yetkisini almış ama sorumlulukları öylece bırakmıştır.Gelen hükümetler maalesef devletin bu kurumun sorunlarına eğilmemiştir.Bir müesese düşününki bir çok sorumluluk yüklenmiş, ama bu sorumlukları yerine getirmek için, bir yer gösterilmemiştir.Kullandığı kırtasiyeyi karşılıyamamış,halkla iltişimini sağlamak için bir telefon tahsis etmemiştir.
Söyleyin allahaşkına vermeden almak allaha mahsustur. Bu kurumu nasıl ayakta tutabilisiniz.Devletin temel taşlarını teşkil eden bu müesseseler kendi başlarına terk edilmiş bulunmaktadır.Bu müesseselerin yaptığı işleri,devlet bir kurumuyla yürütememiştir..Bu muhtarlıkları ayakta durabilmeleri için,bazı belgelerin onayını elinden almış.Bunun yanında, P.T.T ‘nin ulaşamadığı,itiraz edip alamadığı ve kapalı olup veremediği tebligatlar, mahkeme evrakları ve trafık cezalarını muhtarlara verilmesini uygun bulmuştur.
Muhtarlıkların aldığı bu tebligatlar,vatandaşların alınmasında büyük sıkıntılar,yaşamaktadır. vatandaşlarla münakaşalar içine girmekteyiz.Neden benim evrakımı alıyorsun,ben burada oturmuyorum,adresim burası olmadığı halde neden bu evrakı alıyorsun.Bundan sonlara almıyacaksın,tehditler ve el dalaşmaları olmaktadır.
Vatandaş ağlıyarak muhtarlığa gelmektedir.Benim gidecek yerim yok.Ben fakirim bana yardım et.Kocam beni evden atmış çocuğumla birlikte dışarıda kaldım bir barınağa koy, iyaşemi temin et..Elektirik,su faturamı ödeyemiyorum,bana para yardımı yap.Buna benzer nice olaylarla karşılamaktayız.Bu sorunları bulunduğumuz ilin ilgili mercilerine ilettiğimizde,ben neyapayım,elimizden bir şey gelmiyor.Yani halk kendisine en yakın devlet birimi olarak muhtarlığı görmektedir.Derdini ve sevincini onunla paylaşmaktadır.Çünkü devletin diğer birimlerine ulaşmamaktadır, çünkü bu birimler ona çok uzak.Çünkü biliyor muhtarlık kendi oturduğu mühide yakın,gece ,gündüz gitsem hep açık.Yürüyek oraya gidip işlerimi hallederim düşüncesinde.
Muhtarı kendisine samimi hisediyor.Ona bir güven vermektedir.Ne şartlar altında çalımamızı ancak bizler biliriz.İlgililerden istirhamım lütfen gecikmeden.bu kurumun durumlarıyla ilgilenmelerini istiyoruz.
Bu yüzden tüm meslek arkadaşlarımdan ricam.Bu kurumun sorunlarını bütün devlet büyüklerine iletmek için, telefonla, imel atarak bu şikayetimizi bildirelim.Hepinize sevgi ve sayglarımı sunuyorum.Allaha amanet olun.Bu mücadeleye birlikte devam…devam..devam."

Şenay Çobanoğlu
Abdulvahap KARS -- 18 March, 2010 07:12:05
avatar
Çok garip bir yer burası.Şimdi devletin bir kurumu diyeceksiniz,bir çok sorumluluk atına koyacaksınız.Bu görevleri ifa ederken bir yer göstermiyeceksiniz. Bu kurumun tüm harcamalarını, bu kurum kendisi karşılıyacak. Bu sorumluluk esnasında, bir kusur işlendiğinde, diğer kurumlar gibi cezaya çarptıracaksınız. Bu neye benzemektedir. Ancak vemeden almak,allaha mahsustur. Ey kulaklarını gerçekleri duymamak için tıkayanlar, ey gözlerini bu gerçekleri, görmemek için kapatanlar. Allah aşkına, sizler kendinizi, ne sanıyorsunuz. Bu şartlarda olsa, bu şahıslar bu görevi canla başla talip olup yapıyorlarsa, bu onların ülkesini, bir karşılık beklemeden yaptığı, vatan sevginin timsalidir. Keşke her devletin tüm kurumları, bu kurumlar gibi olsa.Yetki yok,sorumluk çok, ağır şartlarda bu kurumu çalıştırıp ve halkına hizmet vermektedirler. Esas ulusalcı, milliyetci, manaviyatcı kurumlar bunlar. Diğerler kurumları halkımın takdirine bırakıyorum.
Ben sizler gibi sahte maskemle ülkeme bağlı değilim. Ben vatanım için şehit olurum seve seve .Ben ay yıldızlı al bayrağımla , vatanıma gömülmek isterim. Ben ezan duymazsam çıldırırım ben özbe öz vatanını seven bir yiğidim.Sizleri
Kubilay -- 06 April, 2010 02:18:47
avatar
Bir ülkenin bir bayrağı, bir istiklal marşı, birde içinde yaşıyan insanların hak ve adaletini koruyan bir tarafsız yargısı vardır. Eğer o ülkede kişinin makam ve rütbesine göre karar verirse, orada adlet aranmaz. şu an hukukçular içinde bir çatışma ve bir ayrımcılık var. Bir gurup hakkaniyetle hukukun işletmesini istemekte, diğeri ise makamı ve rütbesi büyük olan insanların yanında yer almak istemektedir. HASK diye bir kurum zatan, gizlemeye gerek yok, kendi düşüncesine göre hakim savcı atanmaktadır. İstediği gibi bir savcının işine son verip, hayatını karatmadadır. Malesef ülkemizde hukukumuz kamu oyunda tartışılacak duruma gelmiştir. Allah garibana yardım etsin bu gafillerede hidayet versin işimiz zor. Saygılarımla.
Hasan -- 05 May, 2010 06:39:30
avatar
Sarıyer müftülüğünede olan olay ,tüm müslümanları içten üzmüştür.
Bu gün malesef, ülkemizi ayakta tutan, kolonlardan biri olan , dinayet eski işlevsizliğini kaybederek , halkın hassas duygularını ve güvencelrini sarsmıştır.
Adalet kurumu desen, aynı şekilde halkın, içinde verdiği kararlar tartışılır vazite gelmiştir.
Sağlık kurumları desen, oda halka verdiği sağlık hizmetleri tartışılacak durumda.
Milli eğim desen, oda halka verdiği eğitim yönünden tartışılacak durumda.
Askerye desen, halkına verdiği hizmete, tartışılacak durumda.
Dinayette desen, oda halk içinde , verdiği hizmet yönünde çok tartışılacak durumları var. Mesala bu kuruma yazın çocuğun kuran kursuna veriyorsun, dini öğrenmesi için, çocuk eve geliyor, baba hoca bizleri kendi bahçesinde iş yaptırıyor, hoca bizden para istiyor, hoca bizle hiç ilgilenmiyor, hoca bizi çok dövüyor,hoca bizi bir çocuğa amanet, edip araba pazarına gidiyor, verhasıl bu gibi sorunlarla halk karşı karşıya gelmektedir. Tabi bu duruma müftülükler seyirci kalmaktadır. Hocaların yaz aylarında çocuklarla igilenmediği için çocuk ,imahalle camisine gitmek istemiyor. Bu durumları, müftülükler çok iyi bilmektedir. Bu hususta müftülüklerin denetim sistemi halkın vijdanları olduğu için, bu husustaki denetimini yapmak istemiyor. Halk her sabah , müftüsünü camide görmek ister, yoksa bu layık sistem bunu onlara müsade edtmiyormu. Tabi bu durumu , müftübeyin oturduğu mahallesakinlerinin takdirine bırakmak istiyorum.
Bakarmısınız şimdi ezaan merkezi sistem, Vaaz merkezi sistemle tüm camiilere bu hizmet ulaşıyor. Tabi imam bey, bu durumda canı sıkılacakki, camiye bile gelipte halkın önü geçip, halka bir namaz kıldırmayı bile, o imamlara zor gelmektedir. Bunuda merkezi sitemle olursa, onlarda kurtulmuş oluyor. İmamların bu durumunuda halkımın takdirlerine bırakıyorum.
Bakarmısın bu rezalete, olacak şeylermi, bu günkü türkiyemizde. Zaten hiç bir kurum , ülkemizde doğru durus işlememektedir. Bir de bu halkın en hassas kurumlarından biri olan bu kurum, böyle yaparsa, vay o ülkenin halkının başına.
Hasan -- 17 May, 2010 03:17:04
avatar
Gerçekten muhtarlar seçilmiş kişiler gibi, seçilir. Yanlız o seçilmiş kişilere verilen haktan yaralanmaz. En çok halkla haşır neşir olan devletin bu küçük kurumu, çalışamıyak duruma getirilmiştir. Devlet en kısa zamanda bu kurumlara el konmasını istiyor. Durumlarının iyileşmesi için ne gerekiyorsa yapması lazım.
Ahmet -- 18 May, 2010 02:12:38
avatar
Gerçekten muhtarlar seçilmiş kişiler gibi, seçilir. Yanlız o seçilmiş kişilere verilen haktan yaralanmaz. En çok halkla haşır neşir olan devletin bu küçük kurumu, çalışamıyacak duruma getirilmiştir. Devlet en kısa zamanda bu kurumlara el atmasını istiyor.Muhtarların durumlarının iyileşmesi için ne gerekiyorsı için ivedilikle ilgilenmesi alzımdır.
Hasan -- 31 May, 2010 02:24:07
avatar
Hasan diyor ki:
29 Mayıs 2010, 20:13
Muhtarlık kurumları en çok, belediye başkanlarına yardımcı oluyor. Mahalle ile ilgili , mahalle sakinlerinin tüm istek ve taleplerini , bağlı bulundukları belediyenin ilgili kişilerine bildirip, belediye başkanlarına yardımcı olmaktadır.
Bunun yanında muhtarlar belediye başkanlarından, umduğu hizmeti alamazlar.
Mahalle sakinlerine , muhtarlar çok güç şartlar altında hizmet vermektedir. Malesef belediyeler, bu husuta muhtarlara yardımcı olmamaktadır. Üstelik muhtarların hizmet anındaki sıkıntılarına , belediye başkanları, duyarsız kalmaktadır.
En çok halkın içinde, halkın sorunlarıyla ilgilene muhtardır, ama devletin tüm kurumlarından, sıkıntılarının gidermesi için, bir yardım almamaktadır. Tüm sorunlarıyla baş başa kalan muhtarlarımızın, şu an ki hali çok acınacak durumda. Devletimiz ivedi olarak bu muhtarların sıkıntılarını giderecek tdbirler alması lazım, yoksa yarın geç olabilir. Saygılarımla.
Hasan Hüseyin -- 31 May, 2010 09:04:19
avatar
SİZLER GİBİ İDARECİLERE, BU TOPLUMUN ÇOK İHTİYACI VARDIR,
Birilerin derleriyle detlenebilen toplumumuzda kaç kişi vardır.Yaralarının sarılmasını bekliyen, acılarının dindirmesini istiyen, iniltilerini duyan ne kadar insan var acaba.?
Mahallemin mutluluğu benim mutluluğum, mahallemin insanlarının mutsuzluğu benim mutsuzluğum, yiyebilen babağiyit sayısı nedir, acaba?
Mahallesinin proplemleriyle uğraşmaktan, ihtiyaçlarını gidermekten,gençlerin kahve köşelerinden kurtulması için çaba sarfeden, kaç tane mahalle muhtarı vardır acaba?
(Komşusu aç iken, tok olan bizden değil.) hadisi şerifin neler ifade ettiğini düşünerek, hayatını sürdürmeye çalışan, kaç aile vardır acaba?
Sarılacak yaraların nasıl sarılması gerektiğini, ve kimlerle birlikte sarılmasını düşünerek haraket edene toplumun arzu ve isteklerini, hayatının birinci sayfasına yazabilen kaç tane mahalle muhtarı gösterebilirsiniz acaba?
Mahallesinin yeşil alanlarının çoğalmasını, cadde ve sokak isimlerinin belirlenmesini, insanların rahlıkla cadde ve sokaklarda dolaşa bilmesi, için ortam hazırlıyan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Seçildiği günden beri mahallesindeki eksiklikleri gidermek için çalışan, Örneğin; 1- Mahallesine büyük bir aile parkı yaptırdı. 2- Mahallenin şehre gidiş ve gelişi için, uluşım sorununu, yeni garaj münübüs hatının geçirmesiyle halledilmesi. 3- Mahallesine halkın araçlarını rahatlıkla park etmeleri için, yedi adet oto park yeri yaptırması. 4- Mahalle sakinlerinin sabah spor yapmaları için, mahalle içindeki park içine beş elamanlı bir firdeks aletlerini konulması. 5- Mahallesine bir sağlık ocağı yaptırması. 6- Mahallesine halkın rahatlıkla muhtaralık hizmeti alabilsin diye ,bir muhtarlık ofisi yaptırması. 7- Mahalle içinde eksik kanalizyon borularınını bitirmesi. 8- Mahallesinin her yerini sokak lambalarıyla ışıklandırması ve mahallede hiçbir karanlık yer bırakmaması. Mahalle halkının dertleriyle, istekleriyle ve ihtiyaçlarının gidermesiyle ilgilenen Musallabağlar mahalle muhtarı sayın Şenay ÇOBANOĞLU’ndan bahsetmek istiyorum, değerli okurlarıma.
1999,2004 ve 2009 seçimlerinde Musallabağları Muhtarlığına seçilen Şenay ÇOBANOĞLU seçildiği günden bu güne kadar, mahalle sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sorunlarına çare bulmak için çaba ve gayretlerini ortaya koymuştur.
Mesleğini seven bir kişi,Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU hayatındaki çalışma felsefesi;
Musallabağlar Mahallesinde bir kişi huzursuz ve mutsuz olursa, mahallenin mülki amiri olarak bende huzursuz ve mutsuz olurum. Mahalle sakinlerinin mutlu olabilmeleri için, muhtar olarak elimden gelen her fedeykarlığı yaparım, ve öylede yapıyorum, yoksa muhtar olarak kendimi huzurlu hisedemiyorum.
Cümlelerini söyletiyor ona.
Kendisi bir emekli olduktan sonra , mahalle muhtarı seçildikten sonra ,Hakk’a hizmet, halka hizmetten geçtiği bilinci içinde hareket ederek, mahalledeki bütün insanların mutluluğunu istediğini yukardaki cümlelerde ne güzel anlatmıştır.
Günümüzde böylesine cefekar, böylesine fedakar, ve mahale sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sevinç ve mutluluklarına ortak olan muhtarlara ve idarecilere, halkımızın çok ihtiyacı vardır.
Yaptığı icraat ve çalışmalarıyla, mahalle sakinlerinin gönlüde yer alan, muhtar Şenay ÇOBANĞOLU, mahalleyi bir insanoğlunun vucuduna benzetiyor, bir vucut azasının rahatsız olmasıyle bütün vucudun nasıl rahatsız olmasına neden oluyorsa, ortaya çıkan dert ve proplemlerin büyümeden halledilmesi, bütün mahalle halkının vesile teşkil edileceğine çoktan inanmış olarak hizmet vermeye çalışıyor.
Toplumdaki değerli ve saygın insanlar , önce kendi mutluluğu için değil, başkaraının mutluluğu için çalışandır. Sözünü muhtar Şenay ÇOBANOĞLU kendisine düstür edinmiş nitelikte çalımaktadır.
Dileğimiz böylesi muhtarlarımızın, ve her kademedeki yöneticilerimizin insanlara insan gibi muamele etmeleri ve onların dert ve sevinçlerine ortak olmalı.
Üstadın dediği gibi (Güzel gören, güze düşünür, güzel düşünen hayatından lezet alır.) Felsefesiyle insanlar bazında, gören ve düşünen ve bu şekilde hareket eden, müsbet hareket eden ve menfi olay ve düşüncelerden sıyrılabilenler bu toplumun en sevdiği insanlar zümresinden olacaktır.
Peygamber hefendimiz bir hadisi şerifinde;
(Sizin en hayırlınız, insana faydası dokunandır.) Demektedir. Bu düşünce ile hareket eden vefekar ve cefekar, bütün insanları fikri ve zikri ve düşüncesi ne olursa olsun, her birisine hizmet etmeye, onların her birini kucaklamaya çalışan bu gibi insanların günümüzdede var olduğunu toplumumuzun insanlarına bidirmek bizlere düşen bir vazife olmalıdır.
Mütedeyyin, kendini bilen kişilere düşen görev elbette yukarıda belirtildiği olmalı diye düşünüyorum ve mahallesine bu güzel çalışmasından dolayı Musallabağlar mahalle muhtarı Şenay ÇOBANOĞLU’unu tebrik ediyor ve kutluyorum. Mesleğinde başarılar diliyorum.
Ali -- 01 June, 2010 11:27:26
avatar
BİR YAZARIN KALEMİNDEN, BİR MUHTAR POTRESİ;
Birilerin derleriyle detlenebilen toplumumuzda kaç kişi vardır.Yaralarının sarılmasını bekliyen, acılarının dindirmesini istiyen, iniltilerini duyan ne kadar insan var acaba.?
Mahallemin mutluluğu benim mutluluğum, mahallemin insanlarının mutsuzluğu benim mutsuzluğum, yiyebilen babağiyit sayısı nedir, acaba?
Mahallesinin proplemleriyle uğraşmaktan, ihtiyaçlarını gidermekten,gençlerin kahve köşelerinden kurtulması için çaba sarfeden, kaç tane mahalle muhtarı vardır acaba?
(Komşusu aç iken, tok olan bizden değil.) hadisi şerifin neler ifade ettiğini düşünerek, hayatını sürdürmeye çalışan, kaç aile vardır acaba?
Sarılacak yaraların nasıl sarılması gerektiğini, ve kimlerle birlikte sarılmasını düşünerek haraket edene toplumun arzu ve isteklerini, hayatının birinci sayfasına yazabilen kaç tane mahalle muhtarı gösterebilirsiniz acaba?
Mahallesinin yeşil alanlarının çoğalmasını, cadde ve sokak isimlerinin belirlenmesini, insanların rahlıkla cadde ve sokaklarda dolaşa bilmesi, için ortam hazırlıyan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Seçildiği günden beri mahallesindeki eksiklikleri gidermek için çalışan, Örneğin; 1- Mahallesine mahalle sakinlerinin yeteri kadar aktevitelerinden istifade edecek büyük bir aile parkı yaptırmış. 2- Mahalle sakinlerinin şehre gidiş ve dönüşleri için, bir münübüs hattını, mahallesinden geçirmek süretiyle, vatandaşlarının ulaşım sorununu çözmüş. 3- Mahallesine halkın araçlarını rahatlıkla park etmeleri için, yedi adet oto park yeri yaptırması. 4- Mahalle sakinlerinin sabah spor yapmaları için, mahalle içindeki park içine beş elamanlı bir firdeks aletlerini konulması. 5- Mahallesine bir sağlık ocağı yaptırması. 6- Mahallesine halkın rahatlıkla muhtaralık hizmetilerini alabilsin diye ,bir muhtarlık ofisi yaptırması. 7- Mahalle içinde eksik kalan, kanalizyonlarını bitirmesi. 8- Mahallesinin sokalarının her yerinin, pırıl pırıl ışıklandırmasını sağlamak ve mahallede hiçbir karanlık yer bırakmaması. Mahalle halkının dertleriyle, istekleriyle ve ihtiyaçlarının gidermesiyle ilgilenen Musallabağlar mahalle muhtarı sayın Şenay ÇOBANOĞLU’ndan bahsetmek istiyorum, değerli okurlarıma.
1999,2004 ve 2009 seçimlerinde Musallabağları Muhtarlığına seçilen Şenay ÇOBANOĞLU seçildiği günden bu güne kadar, mahalle sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sorunlarına çare bulmak için çaba ve gayretlerini ortaya koymuştur.
Mesleğini seven bir kişi,Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU hayatındaki çalışma felsefesi;
Musallabağlar Mahallesinde bir kişi huzursuz ve mutsuz olursa, mahallenin mülki amiri olarak bende huzursuz ve mutsuz olurum. Mahalle sakinlerinin mutlu olabilmeleri için, muhtar olarak elimden gelen her fedeykarlığı yaparım, ve öylede yapıyorum, yoksa muhtar olarak kendimi huzurlu hisedemiyorum, cümlelerini söyletiyor ona.
Kendisi bir emekli olduktan sonra , mahalle muhtarı seçildikten sonra ,Hakk’a hizmet, halka hizmetten geçtiği bilinci içinde hareket ederek, mahalledeki bütün insanların mutluluğunu istediğini yukardaki cümlelerde ne güzel anlatmıştır.
Günümüzde böylesine cefekar, böylesine fedakar, ve mahale sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sevinç ve mutluluklarına ortak olan muhtarlara ve idarecilere, halkımızın çok ihtiyacı vardır.
Yaptığı icraat ve çalışmalarıyla, mahalle sakinlerinin gönlüde yer alan, muhtar Şenay ÇOBANĞOLU, mahalleyi bir insanoğlunun vucuduna benzetiyor, bir vucut azasının rahatsız olmasıyle bütün vucudun nasıl rahatsız olmasına neden oluyorsa, ortaya çıkan dert ve proplemlerin büyümeden halledilmesi, bütün mahalle halkının vesile teşkil edileceğine çoktan inanmış olarak hizmet vermeye çalışıyor.
Toplumdaki değerli ve saygın insanlar , önce kendi mutluluğu için değil, başkaraının mutluluğu için çalışandır. Sözünü muhtar Şenay ÇOBANOĞLU kendisine düstür edinmiş nitelikte çalımaktadır.
Dileğimiz böylesi muhtarlarımızın, ve her kademedeki yöneticilerimizin insanlara insan gibi muamele etmeleri ve onların dert ve sevinçlerine ortak olmalı.
Üstadın dediği gibi (Güzel gören, güze düşünür, güzel düşünen hayatından lezet alır.) Felsefesiyle insanlar bazında, gören ve düşünen ve bu şekilde hareket eden, müsbet hareket eden ve menfi olay ve düşüncelerden sıyrılabilenler bu toplumun en sevdiği insanlar zümresinden olacaktır.
Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde;
(Sizin en hayırlınız, insana faydası dokunandır.) Demektedir. Bu düşünce ile hareket eden fedakar ve cefekar, bütün insanları fikri ve zikri ve düşüncesi ne olursa olsun, her birisine hizmet etmeye, onların her birini kucaklamaya çalışan bu gibi insanların günümüzde de var olduğunu toplumumuzun insanlarına bidirmek bizlere düşen bir vazife olmalıdır.
Mütedeyyin, kendini bilen kişilere düşen görev elbette yukarıda belirtildiği olmalı diye düşünüyorum ve mahallesine bu güzel çalışmasından dolayı Musallabağlar mahalle muhtarı Şenay ÇOBANOĞLU’unu tebrik ediyor ve kutluyorum. Mesleğinde başarılar diliyorum.
Yazar Ali’nin kaleminden.
Hasan Hüseyin -- 05 June, 2010 02:09:03
avatar
TÜRKİYE, DÜNYANIN BARIŞ ELÇİSI;
Biri bu sinonizim ülkesi olan israile dersini vermelidir. Dünyada istediği gibi kafasına göre hareket etmemesini, BM ‘lerinin kurallarına göre hareket etmesini, bildirmek mecburiyetindedir.. Her hangi bir ülke ,kendi kafasına göre, dünyada at koşturamaz, dünyada hak var hukuk vardır. Dünya insanların inancı, rengi, dili, ırkı faklılığı olsa bile, biri birinin hak ve hukuna saygı göstermelidir. Allah insanları kavim ,kavim yaratmış ise bir sebebi vardır. İnsanların konuştuğu dil, inandığı din, renkleri siyah, sarı, ve beyaz olabilir. Ama hepimiz neticede insanız,ortak paydamız vardır. Biri birimize hak hukuk ile yaklaşmalıyız. Devlet ve millet olarak farklı olabiliriz, bu farklılık , yaratanın insanlar biri birini tanısın diye yaratmıştır.
Bu gün, bir ülke düşünün, dünyada tüm milletlerin, aralarında kabul ettiği bazı yasalar ve kurarlar vardır. Bu yasaları ve kurarları ihlal eden devletler, dünyanın kabul ettiği bağımsız mahkemelerce cezalandırılmalıdır, yoksa her ülke ben isteğim gibi, kara verme yetkisine sahibim değerse, dünyada hukuktan, insan beyannamesinden bahsedemesiniz. Bu sefer tarihteki gibi bazı kuvvetli ve güçlü ülkeler bir çok ülkeyi işkal ederek ve sömürgesi altına alırlardı.
Ama bugün dünya, çok değişmiştir, medeniyeti ve özgürlüğü, demokrasiyi seçmiştir. Bu çağda , ben güçlüyüm ve benim dediğim olacak, ben hiçbir kanuna ve yasayı dinlemem, benim çıkarlarıma kim ne türlü zarar verirse, ben almış olduğum kararları uygularım demesi, tüm dünya ülkelerini ürpetmiştir ve bu ülkeye Birleşmiş Miletlerinde bir kınama ile cevap verilmiştir. Çoğu ülkeler kendi kararınca protoslarını yapmışlardır.
Bu filistine giden barış güçleri, bulundukları gemide silah değil, filistine acil yapılacak, gıda ve benzeri şeylerle barış yolculuğununa giderken,.
Buna karşılık İsrail devleti uluslar arası sularda, bu barış gemilerine, ateş açmış bir çok kişiyi şehit etmiştir, bu da yetmezmiş gibi, ordaki sağ olanlarınıda hapse atmaya kalkmıştır.
Tabi bu duruma Türkiye sesis kalmamış, bu gemi içinde otuz ülkeye yakın barış elçısi olduğu halde, onların sesi Türkiye devletinin sesinin yanında cılız kalmış, Türkiye devleti gibi sert tavırını ortaya koymamışlardır.
Bir nüsü bet, bin hayırdan eftaldıl denir. Türkiyenin bu haksızlıklara sesis kalmadığı için, tüm dünya insanları Türkiye’nin bu haksızlıklar karşısında almış olduğu tavrı, takdirle karşılamış, ülkelerinde büyük halk gurpları sokaklarında Türk ve Filistin bayraklarını açarak, israile karşı prostolarını ortaya koymuşlardır.
Bu da demekdirki, bir insanda olsa , bir devlette olsa güzel bir harekette bulunduğu zaman, halk bu güzel hareketin karşılığını sevgisiyle orta koyara, o devleti alkışlamış ve takdir etmiştir.
Düne kadar çok ülke insanı, Türkiye ve türk insanını tanımazken, Türkiyenin israilin bu haksız ve insani olmuyan davranışının karşısında, durduğu bu erdemli davranışını karşısında, tüm dünya ülkeleri, Türkiyenin bu haklı tavrından söz etmektedir. Türkiye’de bu yakışır zaten.
Ama Türkiye bu işin takipçisi olmalıdır, yoksa zaman içinde bu unutulursa, kendisine ve halkına haksızlık yapar. Mesala ermeni meselemiz ne aşamada, Yine yirmi dört nisanımı bekliyeceğiz.
Türkiye devleti büyük bir devlettir. Haklı olduğu meselelerde, haksız duruma düşmemeli. Buda dünyadaki ülkelerin desteğini ve güvenini alması lazım. Böyle durumlarda haklı oldukları davada, kararlı duruşunu ortaya koyması ve kendine dünyada kamu oyu oluşturması lazımdır. Ne kadar haklı da olsan, başkalarına yapılan haksızlıklara karşı duyarsız olursan. Başkalarıd senin haklı olduğun konulara duyarsız kalır.
Türkiye bu haklı konumuyla, dünyada hep prestişini yükselti ayrıca hemde kamu oyu oluşturdu. Yolun açık olsun TÜRKİYE’yem. .
Hasan Hüseyin -- 09 June, 2010 02:27:56
avatar
Hasan VAROL diyor ki:
07 Haziran 2010, 16:21
ATAM TA UZAKLARDAN,MİSAFİRİN VAR;
Atam sen gittin gideli, neler oldu neler. Kurduğun partinin ne tüzüğü kaldı, ne ilkeleri ve nede ilkeli yöneticilerin var artık, hepsi seninle beraber tarih oldu. Eğer o kurduğun partiye bıraktığın iş bankası olmasaydı, o partinde tarih olacaktı, o kurduğun partiye bağlı , iş bankası olmasaydı, hiçbir kimse bu partiye sahip çıkmıyacaktı. Şimdi bir Gandi Kemal KILÇDAROĞLU diye bir zatı şahane,bu partinin başına geçen bir başkan var. Ne çözüm üretebiliyorlar nede bir atılım gösterebiliyorlar, etrafıdaki oy veren insanları kaybetmemek için, senin layık sistemin ve ismini kullanarak, bu partiye oy veren insanları durdurmaya çalışmaktalar. Bu partide bir sürü profesör insan var ve ayrıca kendilerince, sözde karyerli insan dolu, ama inanıyorum, sağ olsaydın , hoca olup bunların hiç birine profesörlük begesini vermezdin. Bir iş yerin olsaydı,İş veren konumunda olsaydın, bunların hiç birine iş vermez açlıktan öldürürdün, ama sana dua etsinler, senin ismini her sıkııştıklarında, kullanarak ülkemde lüks bir hayat sürmektedirler.Dara düştüklerinde layiklik ve atatürkcülük elden gidiyor, yargarayı basıp, ortalığı germeğe çalışıyorlar. Ülkemde yoksulluk almış başını gitmektedir, onların umurları değildir, onlar Avrupa , Amerikalarda aile talukatıyla birlikte gezip tozmaktalar.
Avrupanın medeni diye yemek ,içmek, tepişmelerini ve bizim kültürümüze uymuyan giyim kuşamlarını kendilerine ilke edinmişlerdir. Senin bize bıraktığın ,ilim ve irfanından çok uzaklarda yaşamaktadırlar. Sizler rahmete gittiğiniz an ülkede başka, bir hava esmeye başladı. Senin resimlerin tüm resimi dairelerden indirilip, milli şefin resimlerini astılar, ülkemde kullandığımız paranın üzerinden resmini kaldırıp, milli şefin resmini koydular, halkın inancıyla uğraştılar, okunan ezanlarını, türkçe vermeye başladılar. Halkın ibadet yerlerini, hayvan ahırına çevirdiler. Atam bu iki yüzlü insanlar, halkımıza çok zülüm ettiler. Bir kalksaydın atam, o günkü bırakdığın ülkeyi ne hale getirdiklerini bir görseydin.Senin bıraktığın eserleri nasıl kafalarına göre dizan etmişlerdi., iyiki görmedin atam, inan kahrolurdun, bunlara nalet okurdur. Bunlar şimdi bıraktığın hazınelerinle yaşıyorlar. Seni sevdiklerinden değil, senin onlara bıraktığın mal , mülk ve paralarla hayat sürmektedir. Avrupanın kokmuş ahlakını kendilerine rehper etmişlerdir.Ama onların ilim irfanından haberleri yok, çünkü batının ilmini almamışlardır.Tam bir ilticacı ve geri kafalı tutumlarıyla bu ülkeyi, senin bırakdığın yerden, kendi kafaların yapısana çevirdiler. Ortalığı gergin bir havaya sokmak, için senin anıt mezarına koşuyorlar. Timsahın dökdüğü göz yaşları ile ,orda türk halkına karamsar tablolar çizmektedirler, halkın kafasını karıştıracak beyanatlar vermektedirler. Halbuki sen şöyle sölmiştin(Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.:)
Ama bu gün bir şeyler oldu, 23 NİSAN 1920 Yılında ülkemin çocuklarına bir bayram bıraktın. Türkiye de ve dünyada yaşıyan çocuklar 23 NİSANDA Türkiye ye gelip bu bıraktığın çocuk bayramını birlikte kutluyorlar.
Kurduğun Türkiye Cümhurriyet’inde ki bir gurup ülkesini karşılıksız seven kalderenler, ülkemin en ünlü ünüversitelerinden mezun olup, aldıkları diplomalarla, dünyanın ucra yerine dağılarak, orda türk okulları kurup, o okullarda türk dilini , kültürünü, medeniyetini ve her sabah istiklal marşımı söylüyerek, türk bayrağını göklere yükselere çekmekteler. Orda ki çocuklar şarkılarımızı söylüyor,Erzurumdan,diyarbakırdan, kayseriden, aydından, konyadan ve muştan oyunlarımızı oynamaktalar. Bizden birileri olmuş casına, o ülkelerde, bu gönüllü yiğitler destan yazıyorlar, batı şaşkına dönmüş, bunlar ne biçim bir insandır, hayatın bağrında, eylenmenin zamanında bulunan bu gençler, kendilerini bu işe neden feda etmişler, o ülkenin burokratları toplantılarında ve seminerlerinde bunları konuşuyor, ve bu gençleri, kendi ülkelerinin gençlerine örnek gösteriyorlar.
Atam bu senin ilmin ve fikrin , ülkenin inanç ve kültürleriyle yetişen, bu pırlanta gençler, her yılın 31 MAYIS da dünyanın değişik yerlerinden, türk okullarının yetiştikleri çocuklar kurduğun ülkeni ziyaret edip, ülkelerine gittikleri zaman, Türkiye nin büyüklüğünden, medeniyetinden ve insanlığından bahsediyorlar. Eğer sağ olsaydın bu gençlerle iftihar eder, alınlarından öperdin , ve diğerdin evet yetiştiğim nesil işte bu. Dünyaya bu gençlerle meydan okurdun. Çünkü bu gençler çalıp çırpmayı bilmezler. Dürüs ilkeler içinde yetişmişler, hem arzuları ülkelerinin, yükselmesi için çalışmaktır. Ülke insanlarının mutluluğu onun mutluluğu, ülke insanlarının mutsuzluğu onun mutsuzluğu gibi bilirlerdi. İşte bu kalderenleri yetiştirdikleri dünya çocukları, ülkemizi ziyarete gelip, aldıkları eğitimin semeresini ,ülke insanlarımıza göstermeye geldiler.
31 MAYIS 2010 tarihin den de yüz yirmi ülkeden, misafirin vardı atam, eğer sağ olsaydın bu gençlerin anlından öperdin, onlarla iftihar ederdin.
Bu 8.ci uluslar arası çocukları, Türkiye nin değişik ilerindeki gösterdiği, bu gösterileri bir görseydin, bu gençlerle ne kadar iftihar etsen de, azdır diyerdin.
Sen rahat uyu atam, bıraktığın ilmine, irfanına bu gençler gönüllerinden sahiplenmiş. Onlar bu bayrağı daha yükseklere taşımak istiyorlar ve tüm güçleriyle çalışıyorlar.
Ama bıraktığın o parti mensupları, ne yazık ki, bu gençlerin bu çalışmalarına tahamüleri yok. Bu gençlerin bu güzel yaptığı işleri bırak takdir etmek, hep köstek oldular.
Sen rahat uyu atam, ülkende öyle güzel gençler yetişiyor ki, canını feda edecek şekilde, ülkesine hizmet ediyor. Bu gençler olduğu müddetçe bu ülke, dünya yaşadık ca pay dar olacak.
Sen rahat uyu atam, bu yıl yüz yirmi ülkeden misafirin var. Saygılarımla.
O ASKER -- 17 June, 2010 02:32:36
avatar
AĞLAMAKTA GÜLMEK KADAR GÜZELDİR;
Dün Sakarya Fırat dizisinin sezon finalini izlerken, kendimi tutamadım, içten sesiz ağlıyarak, göz yaşlarımı döktüm.
Dünya değiştikçe, ülkemin film yapımcıları, dünyanın ileri ülkelerinin filmleriyle yarışacak filimler çekebiliyorlar.
Tabi tüm mesleklerde böyledir. Mesleğinde başarılı olursan ve mesleğini seversen karşı tarafa güzel eserlerinle söz ettirirsin.
İşte bu TRT yapımı dizi de öyle oldu. Filimde tam bir gerçek hava hakimdi. Ülkenin başına musallat olan bu terör belasını, dünyaya işte bu kadar olur diyecek derecede ,bir mesaj vermek için , o dizinin o trajedi bölümleri yeter olur sanırım. O kahraman mehmetciğin ülkesi için nasıl çırpındığı ve ülkesinin içinde yaşıyan insanların güveni için, hayatının bağrında olan bu yiğitler, dünyaya sanki insanlık dersi verercesine , hayatın içinde görevlerini yapıyorlar. Bu mehmetciklerin hudut boylarında ne sıkıntı çektiklerini çok iyi biliyoruz. Onların ve Allahın seyasinde bizler ülkemizde rahat yaşıyoruz. Allah onları tüm müsibetlerden, kötülüklerden ve düşmanın tuzaklarından korusun, Allah onları yetiştiren ana ve babadan razı olsun. Onlar yalnız o ana va babaların çocukları değildir. Onlar görevde iken zaten ,Türkiyenin çocuklarıdır. Türkiye onlarla hep gurur duyuyor, dünya durdukça onlarla gurur duyacaktır.
Tabi bir ülkenin sanatçıları , tüm halkın sanatçıları olduğu için, tüm insanlara eşit bir vaziyette yaklaşmalıdır. Sanatçının siyaseti olmaz, onun siyaseti film içindeki kendisine biçmiş olduğu rolü ve o karaktere iyi bir şekilde motife olmak, oynadığı o karekteri sahnede iyice yansıtmaktır.
Türkiye’ dede güzel filimler ve diziler çekilmektedir. Güzel oyuncular yetişmektedir. Hepsine kendim ve ülkem adına teşekkür ediyorum.
İnsanlara gülmek kadar ağlamaya da ihtiyaçları vardır. Bu diziyi seyrederken, bizleri duygulandırdığınız için, sizler gibi sanatçılara minet borçluyuz. İyiki sizler varsınız. Yolunuz açık olsun.
TERÖR BELASI -- 23 June, 2010 08:51:35
avatar
SENİN CANIN CANDA, BENİM CANIM PATLICANMI;
Sivri sineği öldürmekle, sineğin bataklığını kurutamazsınız.
Şimdi Türkiye de işler güzel gitmediğinden dolayı, terörü suçluyoruz. Bu terör belası devletimize ve insanlarımıza çok zarar vermektedir.
Peki bu terörü kim besliyor, bu terör hadisesi neden otuz yıl geçtği halde, hala, ülkemizde gündemin birinci sırasını oluşturmaktadır. Yatıp kalkıp terörü konuşuyoruz., terörün ülkemize ve ülke insanlarına verdiği tahribattan konuşuyoruz. O bölgede yaşıyan insanların can ve mal güvenliği yok. Dağda koyununu otlatan ve tarımla uğraşan bir çok vatandaşımızı bu terör illeti katletmekdedir. Bunun yanında güvenlik kuvvetlerimiz terör sandık dediği, bir çok vatandaşımızı , yanlışlıkla öldürdüğünü görüyoruz. Ne olacak bu insanların hali. O bölgede yaşıyan insanlar, iki dere arasında kalarak, zor şartlar içinde hayatını sürdürmektedir.
Eğer devlet o bölgede yaşıyan insanları gözden çıkarmış ise, kendi devletin derdine düşmüş ise , bunu açık açık ordaki halka açıklaması lazım. Ankarada kurumlar biri birini itişip kalkışana kadar, budaki halkın bu sorunlarına çözüm arasın. Buralar gazzeden daha kötü bir durumda. Gazzede yaşıyanlar kendi hudutları içinde rahatlıkla güvenli bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlar. Ama bizim bu bölgede yaşıyan insanlar onlar kadar güvende değildir. Başbakanımız bu bölgelerin arazi şartlarını gördü. Mehmetciğimizin siperde olduğu yeride gördü. Bizler doğusu ve batısı, kuzeyi, güneylisiyle bu ülkenin vatandaşıyız. Tüm savaşlarda atalarımız ülkenin bağımsızlığı için birlikte cephelerde , göğüs göğse çarpışmışlardır. Bu bölgelere devletimiz ilgisiz kalmış, bu bölgeleri güvenlik kuvvetlerin emrine bırakmış. Bunlarda ne kadar bu bölgelerle ilgilendiği ortada. O yörenin insanın lisanını bilmez, o bölgenin insanın kültüründen anlamaz o bölgenin insanın ne düğününe gitmiştir ne cenazelerinde bulunmuştur ayrıca ne ibadethanelerinde görünmüştür. Çünkü buradaki yaşam, onların yaşayış hayatlarına ters düşen bir ortam vardır. Onlar pafüm kokan ortamlı yerlerde dolaşır. buradaki insanlar hayvan ve tarımla uğraştığı için, gübere kokusu üzerine sinmiştir, onlar bu kokudan rahatsız olurlar. Burada yaşıyan insanlar , tüm mevsim boyunca yemek içmeleriyle uğraşırlar, eğlenmeye zamanları yoktur. Orda görev yapan devlet memurları gibi sahilde tahtil yapacak ne parası var, nede zamanı. Burada çoğu ailelerin koca ve kardeşleri, şileri olmadığı için, zaten bahar olunca batı illerine işe gidip kış zehrasını karşılamak için para kazanmaya gider, kimi bu gurbet yolculuktan ya döner, ya dönmez , oda beli değildir.
Bu yüzden devletimizden , eğer buralarda yaşıyan insanlara değer veriyorsa, bu bölgeyi iyi tanıyan , bu bölgedeki insanlarla iyi diyaloğ kuran ordaki insanların dilini bilen , ordaki insanlara devlet baba şefkatı gösteren çalışanlara ihtiyacımız var.
Lütfen bizi anlamıyan ,kendileri için sürgün sayılan bu bölgelere, bu memurları göndermeyin, onlar buradaki insanlara hizmet değil, işkence yapıyor.
Bir örnek vereyim. Diyarbakırda ulu cami altında Muşun , Malazgirt ilçesine bağlı, bir doktor vardı. Bir gün bir arkadaşımızın tavsiyesiyle bu doktoru ziyarete gittik. Doktor bey biz ler muayenehanesine gelmeden, karaca köyünden bir hastayı muayene etmiş, ilaçlarınıda ,doktor bey kendi işçisini eczaneye göndererek, bu muayene eden hastanın ilaçlarını almış, bizler arkadaşımla bu doktorun muayenehasine gitdiğimiz o an doktor bey, hastasına aldığı ilaçları, hastasına kürçce lisanı ile tarif ediyor. Doktor beyin hastasına ilgilendiği o durum karşısında, hasta yaşlı bir amcaydı, ağlıyordu, oğlum senin gibi insandamı var diyordu. Hasta doktara yavrum siler beni parm olmadığı için, bedeva muayane ettin, ayrıca ilaçlarımı ,kendi cebinden para vererek işçinle eczaneden alıp getirdin. Şimdide benim lisanımla aldığın ilaçların tarifini yapıyorsun. Sen nasıl bir insansı ,seni yetiştiren ailenden Allah lazı olsun, diyerek, hıçkıra hıçkıra ağlıyarak doktorla söyleşiyorlardı.
Bu gibi insanlar olmasa, gerçekten bu insanların derdini kimse derman olmaz. Evet bizler bu gibi insanların bu bölgede hizmet vermelerini bekliyoruz. Yoksa gelen devlet memuru, görevinin dışında, gayrı işlerden para vurarak, altını üstünü para boğarak buralardan tayinini alıp, batıya gitmesin. Bu anlattığım geçek ama çok acı veren durumlardır.
Çok vahim bir durumdur ülkemiz açısından, bu konu, bir an önce ülkemiz bu terör sorununa bir çare bulunması lazımdır. Binlerce aile bu yüzden çocuğunu, kocasını ve kadeşini şehit vermiş. Bu ailelerin ocağına ateş düşmüş, daha başka ailelerin ocağına ateş düşmesin, bu acıyı onlara yaşatmamak için,Türkiye içindeki tüm uzmanlarıyla birlikte, acil bir yuvarlak masa etrafında toplanmalı ve bu konuyu uzmanlarla enine boyuna tartışmalı ve bu zaman içinde ,caydırıcı önlemleri ivedi olarak alınması lazımdır. Bu sorunun bir an öce halletmek, insanımız ve devletimizin hüzuru için su ve hava kadar önemlidir. Bu konu üzerinde hasas olarak yaklaşmamız lazım, ayrıca önlemli tedbirleri alınırken, şahısların sen bu guruptansın, inancına, mezhebine ve ırkına bakmadan, devlet kurumları bu gurup insanları dinliyecektir onlara güvenecek onlarında bu terör hakında düşüncelerini alacaktır. Bu insanları ötelerseniz, bu insanları kurumlarınıza inancının emrettiği şekilde giyiminden dolayı toplum dışına iterseniz, sizler ülke içindeki insanların bir arada yaşamalarına zemin bulamazsınız. Bu gün bu bölgelerin ağır şartlarında yaşamlarını devam ederken, buradaki topluluğu birleştiren tutkalı inaç birliğidir. Çünkü alimin bir güzel sözü var.( Bazı bağlar olmazsa, ağaçtan orman, hayvandan sürü ve insandan toplum olmaz.) Bizleri bir arada tutan bu tutkal olan hususlara sahip çıkmamız lazımdır. Bunlar sırasıyle vatan, bayrak inaç, dil , kültür bağlarıdır, bu hususları yok sayamazsınız. Bu mozayiklere sahip olan , bu halkla birlikte bir yuvarlak masa etrafında toplanıp, bu terör belasını haftalarca bu masada enine boyuna yatırıp, tartışacaksınız, ve bu toplantıda alınan uzlaşma kararları uygulamaya koyacaksınız.. Bu konu tartışılırken, siyasi ve diğer şahsı düşüncemiz için rant sağlamak için yapmıyacağız. Ülkemizi bu terör belasından bir an önce kurtarmak için, tüm birlikte bu durum için çaba sarfetmeliyiz.
Bizler bu vatanın içinde çoluk çocuk ve tanıdık ve doslarımızla birlikte güzel bir yaşamın devamını sürdürebilmemiz için, yaşadığımız vatanımızı tüm düşmam tuzaklarından korumamız boynumuzun borcudur. Bizler bizimle birlikte rengi, dili, ırkı, inancı farklı olanlar olabilir. Ama hepimiz bu farklılıklar içinde, birliğimizi teşkil eden ülkenin bayrağı ve toprağına kötü gözle bakanların ve bu vatan hudutlarında bizlerin güvenliğini sağlıyan, mehmetciklerimize zarar verenlere gereken dersi , birlikte vermemiz lazımdır. Bu iç ve dış düşmanlarla iş birliği içinde olan kişileri en kısa zamanda, bunların kurum ve kuruluşlarda makamları ve rütbeleri ayrı konumları ne olursa olsun, bunları bu hizmet verdikleri yerlerden en kısa zamada tasfiye etmemiz lazımdır. Gerekli yasalar bu hainler için hemen devre konulmalı, gerekli ağır cezalara çarptırılmalıdır. . İnsan sevdiği insanı her zaman ülkeyi zor şartlara sokacak tavırlarına alet etmemesi lazımdır. Devlete hainlik et, evet ben layik ve atatürkcüyüm de, bu tavırını yemezler. Dürüst ol, Atatürk bu milletinde atasıdır, yalnız senin atan değildirki, sen atamın yemek içmesini kendine referans olarak almışsın, ama ben atamın düşüncelerini, fikrini ülkem için yeniliklerini kendime baz olarak almışımdır.
Çanakalede, dumlupınarda, sakaryada ve diğer şavaşlarda beklide senin ailenden iştirak etmiyen olmuştur ama benim dedem ve ailemden bu savaşlarda düşmanla çarpışmıştır. O yüzden bu hamaset düşüncelere haiz olan insanlar ülkenin servetini haksız bir şekilde yemesini bilir ama bu ülkenin bir derdi ve sorununda elini taşın altına konmasınıda bilmesi lazımdır. Aziz vatanı için aziz canınıda feda etmesini bilmesi lazımdır. Bu düşünce içinde vatanımıza sahip olmamız lazımdır. Şehit babası, şehidin cenaze töreninde, iç ve dış düşmanlara, böyle haykırıyordu, ordaki devletin ileri gelenleri o şehidin acısını paylaşmak için o şehit babasına taziyelerini iletirken, şehit babası oğlum vatan fedaolsun, vatanım sağ olsun, bin tane çocuğum daha olsa bu vatan için fedaya hazırım. İşte bu vatan için şehit düşen bu kahramanın, kahraman babasının ağzından vatan için söylenen iç ve dış düşmanların yüreğine hançer gibi saplatan onları kahreden , cümleler dökülüyordu o mübarek ağzından. Düşman bunu bilsin, vatan için aziz canını veren nice , karaman şehitler ve o şehidi yetiştiren nice kahraman insanlar durdukça bu ülkeyi kimse bölmeye yüreği yetmez.
Bu ülkenin başına müsallat olan, bu belayı, bu şekilde hep birlikte elimizi taşın altına koyarak, bu terör belasını büyük bir çalışma azmimizi ortaya koyarak bitirebiliriz.
Halk arasındada bir laf var (Hırsız içerden olursa, öküzü pacadan çıkarır.) bizlerin için de, bu örgütü besliyen, istikbaratını sağlıyan ve dış dünyaile temas kuran , düşman taşarönları ve maşacıları vardır. Önce bunları tasfiye etmek lazımdır. Bu düşüncede olanların çoğalmasına en kısa zamanda , mani olmak lazımdır. Devletin hiçbir kurumu biri birden, üstün değildir, hepsi bir tarağın dişleri gibidir, dişlerin den biri görev yapmasa, tarak tam görevini yapmamış olur ve o tarağın çalışmasından randıman alınmaz.
Bu yüzden devletin tüm kurumları düşmana karşı birlik ve dirliklerini ortaya koymaları lazımdır. Bu bütünlüğümüzü ve kardeşliğimizi ortaya koymadıkca, bizler devlet olarak , böyle olaylarla çok karşılaşırız.. Yerinde devlet olarak kararlığımızı ortaya koymamız lazımdır.
Önerilerimiz, hudut boylarındaki karakollarımızın, yerleri ve yapısı ayrıca hava birliklerinin
Araçlarını inip kalkmasına uygun yerlerin yapılması, ayrıca yapılan karakollar, araziye kamufulaş şekilde olması gerkir. Sık sık bu karakolları denetlemekve teftiş kontrollarını sıklandırmamız gerekir, bu karakolların konum şekline göre o araziyi küçük ve büyük silahlarla o karakolları , koruma altına alması gerekir. İyice eğitilmiş , o arazi içindeki karakollara, her hangi bir ihbar haberi aldığında, gece ve gündüz demeden, en kısa bir şekilde intikal etmek ve verilen ihbari her hangi bir zayat vermeden, sağlıklı bir şekilde icra edilmesi için orda uzun zaman kalmış ve o bölgeyi iyi tanıyan ve o arazilerde rahatlıkla araziye uyarak, eğitimli uzman askerlerden teşekrür edilmesi gerekir.O bölge görev yapan, güvenlik kuvvetleri, o halkın dilini öğrenmesi gerekir ki buda istikbarat yönünden, orda görev yapan güvenlik kuvvetlerinin işini kolaylaştırır.. Görev yaptığı o hudut yerlerinde, halkın arasına karışması gerekir,o blge insanının düğünlerine ve ibadet yerlerine giderek, o insanlarla haşır neşir olması için ordaki insanın güvenmesi kazanması gerekir. O bölgedeki halkın can ve malını koruması ayrıca bir sağlık ekibiyle halkın barıdığı ev ev dolaşarak o aileleri sağlık kontrol dan geçirerek sağlık durum analizini yaparak, devlet halkının yanında olduğunu göstermesi gerekir. O halk içinde devleti yıkmak için ,iç ve diş işbirlikçi olarak çalışan o insanları tesbit edip, bu sağlıklı istikbaratı gerekli devletin ilgili kurumlarına bildirmesi sağlıya sağlıklı bir istikbarat ekibini kurması gerekir. O köye kim gelip kim gidiyor, devletin haberi olması lazım Bu istikbarat ekibi, iç ve dış mihrakçıların şüphe edemiyecek, halkın öğretmeninden, muhtarından, imamından ,esnafından seçilmesi lazımdır.. Devamlı halkın mezrasında, köyünde, ilçesinde ve ilinde onların lisanı bilen bu istikbaratcılardan olması lazımdır. Bu şahıslar, devletle her an temas içinde olmaları lazımdır
Oralara fabrika değil, oraların şart ve koşullarına uygun işleri olan hayvancılığı ve tarımcılığı kalkındırmak , bu hususta devlet onlara verdiği teşfik pilimleriyle o halkın yanında olmasını göstermesi lazım.
O bölgeleri yabancı turislere kapalı tutulması lazım. Çünkü dışardan ajan olarak,gelen insanlar, türist kılığıyla o bölgeler hakından bilgi edinip ve orda bazı kişileri para karşılığı kendi işlerinde maşa olarak kullanmak için, insan kullanmaktadırlar.. O bölgeleri karıştırmak için, her türlü karanlık oyunlarını gerçekleştirmek için, oradaki insanların üzerinden, devlete karşı nefret tohumları ekip, o halkı devlete karşı karşıya getirmek istiyorlar.
O bölgenin yol ve içme sularını bir an önce halletmesi lazım. Oralara ki insanların eğitim yönünden ihtiyaçlarının giderilmesi lazımdır.O yörelerdeki çocukların batıda askerlik görevi yaptığı zaman, o insanları iyice vatan sevgisini verebilecek eğitimlerden ve seminerlerden geçirmek lazım.
Orda ki insanları dışlamıyacaksınız, derdini sabırla dinliyeceksiniz ve sorununa bir çözüm bulmaya çalışacaksınız.. Orda ki insanların devlet kurumlarına gidip çıkmalarında, giyim ,kuşamlarına karışmıyacaksınız. Konuştuğu dil ve inancına saygı göstereceksiniz. Ordaki insanları kazanmak için, devlet üstüne düşen ne görev varsa, eksiksiz yerine getirmesi lazımdır. Bu hususları devletimiz harfiyen yerine getirmesi gerek, bu yukardaki hususları devletimiz yerine getirdiği zaman, oradaki halk biliçli olarak, aralarında barınmak istiyen, devlete karşı, komplo hazırlamasına zemin hazırlamak istiyen, barınamaz, barınamadığı gibi o yerleri terk eder. İşte bundan sonra devletimiz huzuru ve güveni, istikrarı elde etmiş olur.
Bu iş için yapılan hizmet, ülkenin bu bölgesini kalkındırmış oluruz. Bu bölgedeki insanları kazanmış oluruz. Bu insanları bu iç ve dış düşmanların eline terk etmemiş oluruz. Yaptığımız oraya yatırım, boşa gitmemiş olur, hem hayvan etini ucuza yemiş oluruz, hem bazı tahıl ürünlerini hakımıza ucuza maletmiş oluz. O bölgedeki insanlarda oralarda hayat dolu bir yaşamaya çevirmiş oluruz. O bölgedeki olumsuz havayı estiği, derdi kederi bu hizmetlerle yok etmiş oluruz. Ordaki yaşıyan halk devletine güvenmiş olur, devlette ordaki vatandaşına güven duymuş olur. Hiçbir kimse devlet ve budaki halkın arasına girmemiş olur. Çünkü oradaki halk buna müsaade etmez.
Bu ülkesini ve halkını seven bir vatandaşın, devletine karşı, bu terör hususundaki düşünceleri.
Hepinizi seviyorum, her zaman ülkem ve ülke insanım kazansın, sağlıkla kalın hoşca kalın.
Şenay -- 24 June, 2010 08:11:33
avatar
BASİT GÖRDÜĞÜNÜZ, MUHTARLIK KURUMLARI, HER GEÇEN GÜN DAHA DA ÖNEM KAZANMAKTADIR; :
Devletimiz muhtarlık kurumlarının bağlı bulunduğu sorumluluk alanının içinde ki halkın hakkındaki sağlıklı bilgileri, yalnız o mahalleyi idare eden muhtar bilmektedir. Bu gün ülkemizde elli üç bin muhtar görev yapmaktadır. Devletimizin tüm kurumları , bu muhtarlıkların verdiği bilgi ışığında görev yapmaktadır. Bu muhtarlıkların, devletimeze karşı iki yüze yakın sorumluğu vardır. İnanırmısınız bu iki yüzeyakın sorumluğu olan bu kurum, bu devlete karşı olan bu sorumluklarını yerine getirmesi için, bir çalışma yeri yoktur. Devlet bu muhtar lara, bir mühür vermiş, yalnız bu mühürü taşıdığı için, bu kurumlara bir yer göstermemiştir. Bu kurumları basite almamalısınız. Devletimiz bu kurumları kaldırmak istediği zaman, bu kurumların görevini , devletin hiçbir kurumu sağlıklı bir şekilde yerine getiremez. Çünkü halkın için yirmi dört saat bulunan ve halkla haşır neşir olan bu muhtarlık kurumu, sorumlukluk alanındaki halkı iyi tanır, onların hakkında rahatlıkla devletin ,diğer kurumlarının ondan istediği bilgileri sağlıklı bir şekilde vere bilir. Bir kusur işlediği zamanda, yeri ve mekanı beli olduğu için, kanun önünde hesap verir. Yasalara uygun olmıyan bir, uygulamada bulunmuş ise, yasaların onun o yaptığı , yasalara uygun olmıyan işlemlerin karşında gerekli cezayı da verebilir.
Şimdi bir siteyi düşünün. Bu sitenin bir güvenlik görevlisi var, bu siteye giren çıkan insanları bu site kapısında bekli yen güvenlik personeli bilir. Şimdi bu güvenlik personelin vazifesi olan görevi, o sitenin yöneticisi olan şahıstan bekliyemezsiniz. Çünkü o yöneticide, site sakinlerinin ve yakınları hakkındaki bilgiyi, o site kapısında görev yapan güvenlikten ister.
Şimdi muhtarlık kurumlarının kendi görevi olan , adres kayıdını, devletimiz kendisine bağlı olan, nüfus müdürlüklerine verdi. Şimdi mahalleme yeni taşınan bir mahalle sakini, önce mahallenin bağlı bulunduğu nüfus müdürlüğüne gidiyor, ondan o mahallade oturduğunu teyit edecek bir belge olmadan, kendi vermiş olduğu beyan üzerine, o mahalleye kaydını yaptırmış oluyor. Bu şahısın gerçekten bu mahallede oturup oturmadığı nasıl emin olursunuz. Bu sefer nüfus müdürü, muhtarlıktan onun orda oturduğunu teyit eden bir oturma belgesi istemektedir.(Bu ne perhiz,bu ne turşu) Bu yeni kimlik paylaşımı sistemin başlamasıyla, özel sektöre bağlı bankalar, sigortacılar ayrıca devletin tüm kurumları vatandaşın yerleşim yeri belgesini, nüfustan değil de, muhtarlıklardan istemektedirler. Çünkü muhtarın verdiği beyanı kendince güvenli ve sağlıklı buluyor. Polis bir mahalle sakinin biri hakın da , bilgiye vakıf olmak için, muhtarın kapısını çalmaktadır. Millieğitim, millisavunma,belediyeler,askerlik şübeleri, bankalar, yardım vakıfları ve seyre gibi diğer tüm kurumlar hala muhtarların verdiği beyanı kendilerince itimat etmektedirler ve güvenmektedirler.
Dün İstanbul da bu halkalıda ki , terörislerin uzaktan kumanda ile bir askeri servis aracının yolunda bir bomba patlatarak, o serviste bir çok asker ve asker çocuklarının şehit olmasına sabep olmuşlardı. Tabi emniyet o bölgeye bağlı muhtarları topluyarak, fikir alış verişinde bulumuştur. Yine bu muhtarlık kurumların her gittikçe daha önemi iyi anlaşılmaktadır. Çünkü muhtar mahallesinde şüpeli bir şahısı fark ettiği an, bu durumu bağlı bulunduğu polis karakoluna ve yahut alo 155’şe haber verir. Zaten bu şekilde de muhtarlar görevini icra etmektedir.
Türkiye’nin bu gün çok hassa bir durumdan geçmektedir. Devletimin tüm kurumlarının temel taşı olan, bu muhtarlıklara devletimizin baştakilerinin önem vermesi, lazımdır. Bu kurumları, idare eden muhtarları iyi bir eğitimden geçirdikten sonra, bu bilgi çağın nimetleriyle tanıştırmak lazımdır. Muhtarlara bu çalışmalarını sürdürecek bir çalışma yeri temin etmesi lazım, Bu çalışma esnasında diğer kurumlara yaptığı kırtasiyeleri bu kurumada ücresiz sağlamalı, Bu kurymların internet, elektirik, su, ısınmasını ve bağkurunu ödemesi lazımdır.
Eğer bu kurumları bir an önce sağlıklı bir şekilde ayağıya kaldırmak istiyorsa, yarın beklide geç olabilir, bir an önce bu kurumların devlete faydalı bir konuma getirmeleri lazımdır.
Bu kurumların sağlıklı çalışması, tüm devlet kurumlarının rahat çalışmasına, katkı sağlıyacaktır. Saygılarımla.
.
Şenay -- 27 August, 2010 02:01:09
avatar
KANUNUN İSMİ VAR, KENDİ FİYASKO;
Biz muhtarlar ,bu yeni düzenlemenin bir an için devre girmesini beklemekteyiz. Bu durumu daha fazla beklemeye tahammülümüz kalmadı.
Muhtarların özgür haklarıyla ilgili, bazı yeni kanun çıkacaktı, tüm yazılı ve görsel medya, bu haberi kamuoyuna, bundan böyle muhtarlar sekiz yüz lira maaş alacaklar ve bağ kurunu devlet kendi ödeyecek diye yazılar yazdılar.
Ama netice fiyasko çıktı, şu ana kadar bu hususta bir gelişme yok. Sağ olsun dernek başkanlarımızda uyuyor. Toplu olarak meclise gidip bu muhtarların bu yeni kanunla ilgili durumu ne aşamada, bunu meclisteki milletvekillerinden öğrenip ve tüm muhtarlara açıklamaları gerek, maalesef bu hususta yapılmamaktadır.
Ne olacak bu muhtarların hali, Allah aşkına ilgililere sesleniyorum.
İlgililer her sıkıntılarında, biz muhtarlara mektup yazıp ve kendi sıkıntılarında biz muhtarları yanlarında olmamızı bizlerden beklemektedirler. Bizlerde devamlı olarak onları yalnız bırakmadık hep yanlarında olduğumuzu gösterdik. Şimdi sıra bizde, bu gün muhtarlar çok zor günler geçirmektedir. Bizlerin bu sıkıntımızda idarecilerimizi, biz muhtarların yanında görmek istiyoruz.Ya biz muhtarlar şu an maddi ve manevi sıkıntı çekmekteyiz. Bu devleti idare eden, idarecilerimiz neden bu sıkıntımızı görmemezlikten geliyorlar. Hep kendilerini düşünürler. Devletimiz biz muhtarlara ne görev verdi ise, elli üç bin muhtar olarak verilen o görevi, elimizdeki imkansızlıklara rağmen, canla başla yerine getirmeye çalıştık. Bizlerin parolası ülkemizin kalkınması ve insanlarımızın refah ve huzurunun iyi olmasıdır. Biz muhtarlar her zaman halkımızla sorunlarını yüz yüze konuşarak çözmeye çalışırız. Biz muhtarlar, büromuza gelen halkımızı, elimizden geldiği kadar memnun olarak büromuzdan ayrılmalarını sağlamaya çalışırız.( VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT) Devletimizin muhtarlara verdiği, yetkiler içinde, bizlerde elimizden geldiği kadarıyla, halkımızın sorunlarını çözmeye çalışmaktayız. Şimdi devletimizin, ilgisiz ve duyarsızlığı yüzünden, muhtarlıklar çalışamaz duruma gelmiştir.
Bizlerde baştakiler gibi seçilmiş kişileriz. Seçilmiş seçilmişin durumunu anlamaya çalışır. Seçimle gelen idarecilerimiz, bizler başa gelirsek siz muhtarların sıkıntısını çözeceğiz diye vaatlerde bulunurlar. Bu gün vaat verenler şu anda iktidar, çok sorumluğu olan ve yetkileri bir bir ellerinden alınan muhtarların bu sıkıntılarını gidermek için bir adım atmalarını beklemekteyiz.. Bizler ülkesini ve ülke insanını seven elli üç bin neferiz, ülkemin her yerinde,ve her köşesinde her koşulda orda devletimize ve halkımıza hizmet vermekteyiz. Devletimizin seçilmiş idarecilerine sesleniyoruz. Seçim günü muhtarlara verdiğiniz vaatlerin arkasında durmanızı istiyoruz. Seçilince verilen vaatler unutuluyor. Vaatlerinize sahip olmanızı istemekteyiz. Saygılarımla.
Hasan -- 03 October, 2010 08:02:13
avatar
BİR MUHTARIN NOT DEFTERİNDEN;
1999 Yılındaki mahalli genel seçimlerde, oturduğu mahalleye ilk muhtar adayı olduğunu açıkladı. Sekiz muhtarlık adayı olarak, seçime girmişlerdi. Mahalle sakinlerinin büyük çoğunluğunun teveccüh oylarını alarak,kendi mahallesinin muhtarlık seçimlerini kazanmıştı. Kedi mahalesinin muhtarı olmuştu ve orda yaşıyan mahalle sakinlerinin sorumluklarını alarak onlara hizmet edeceğinin taaddütünü vermişti.
Önce mahalesini çok detaylı bir şekilde inceliyerek, ne gibi eksikleri var, onu not defterine kaydettikten sonra, hemen işe koyuldu.
1-Mahallenin tam ortasında büyük bir boş alan vardı. Bu alan o cıvardaki iş yerleri olan traktörcülerin, traktör araçlarının yükleme rampalarıyla doluydu ayrıca o bölge, inşaat harfiyatlarının döküldüğü molaz yığınlarıyla doluydu, bu molazların içinde bali çeken çocuklar ve sahipsiz köpekler barınağı haline getirilmişti. Tabi bu alan içinde oluşan karanlık işler, mahalleyi korkutuyor ve geceleri mahalle sakinlerinin can güvenliklerini tehdit ettiği için bu bölgeden mahalle sakinleri güvenli bir şekilde geçmelerine mani olunuyordu.Mahalle sakinleri geceleri bir birlerine bu yüzden misafirliğe gidemiyorladı. Bu bölge korkunç bir yerdi. Bir an önce güzel bir hizmet alanı olmayı bekliyordu.
İlk olarak muhtar bey bu bölgeyi , bağlı bulunduğu belediye yetkilileriyle istişare ederek, bu bölgeye büyük bir aile parkı yaptırdı. Bu park içine bir adet Muhtarlık Ofisi,Mahalle sakinlerinin spor yapabilmeleri için koşu ve yürüme park turları ve yolları, Çocukların oyunacağı üç çocuk parkı, on sekiz adet ailelerin oturmaları için üstü kapalı kamelyalar, büyük ve orta yaşlı insanların voleybol ve basketbol oynuyacağı , etrafı yüksek çelik terlerle kapalı alanlar, büyük insanların her sabah spor yapa bilecekleri için çok elemanlı fitnes aletleri koydurttu, parkın içinde büyük bir şeraleli havuz ve ayrıca bu parka arabalarıyla uzaktan gelen halk için yüze yakın bir oto park yeri yaptırdı.
2-Mahallesinin kuzey ve doğu cephesindeki iki cadde civarında oturan ailelerin, şehir merkezine gidip gelmeleri çok proplemli olduğu için, bu cıvarda oturan sakinlerin şehir merkezine gidip gelmeleri çok güç şartlar altında yapmaktaydı. Çünkü bu caddelerden şehir merkezine araç gidip ve gelmiyordu. Bu sefer mahalle sakinlerinin bu ulaşım proplemini muhtar olarak, büyük şehir belediye başkanıyla görüştü,büyük şehir belediye başkanı çok muhterem bir insan, muhtar beyin bu mahalle sakinleriyle ilgi olan o talebini, en kısa zaman içinde bu caddelerden bir münübüs hatını geçirerek bu cıvarda oturan vatandaşların mağduriyetini gidermiş oldu. Şu an bu cadde cıvarında oturan mahalle sakinleri, şehir merkezine gidiş ve dönüşünü güvenli ve huzurlu bir ortamda yapmaktadırlar. Muhtarlarıda bu konumdan mutlu.
3-Mahallesinde yeni moderen sitelerin çok olduğu için, mahalle sakinlerin araçları olanlarının park sıkıntısı vardı. Bu durumuda bağlı bulunduğu belediye yetkileriyle istşare ederek, mahallesinin önemli yerlerine yedi adet oto park yeri yaptırdı. Aracı olan mahalle sakinlerinin araçlarını daha rahat ve güvenli bir şekilde park etmelerini sağladı.
4-Mahallesinin büyük bir kısmı, çok karanlık ve aydınlık olmuyan yerleri vardı. Mahalle sakinleri olarak gece bir yerden bir yere korku içinde gidiyorlardı. Mahalle sakinlerinin bu sorununuda,bağlı bulundukları medaş kurum yetkilileriyle yaptığı istişare neticesinde, mahallenin sokak lambalarının yerlerini, yenide dizayn edilerek, mahalle içinde hiç bir karanlık yer bırakmamaya özen göstermiş oldu. Şimdi mahallenin her yeri pırıl pılıl sokak lambalarıyla aydınlanmaktadır.
5-Mahallesinin doğu cıvarından geçen büyük bir cadde vardı, mahalle sakinleri caddenin karşıdan karşıya geçmekte çok güçlük yaşamaktaydı, bazen trafik kazalarına sebep oluyorlardı. Mahalle sakinlerinin bu konumun daki sorununu, Büyük Şehir Belediye Başkanıyla görüşerek, ve mahalle sakinlerinin bu sorununu ileterek, sağolsun Büyük Şehir Belediye Başkanı hemen o proplemli yerin belediyenin yetkili kişilerine incelettikten sonra, müsbet bir kara aldıktan sonra o caddenin iki yanına iki adet butonlu trafik lambası koytuytarak, mahalle sakinlerinn caddeden karşıdan karşıya güvenli bir şekilde geçmelerini sağlamış oldu.
6-Mahallesinde açılmıyan sokaları vardı. bunuda mahallenin kırokisinde ki şemasında bulurdunuz ama böyle bir sokak mahallede bulamazdınız. Bu sokakları tespit ettirerek yine bağlı bulunduğu Belediye yekili kişileriyle istişare kurarak, bu sokakları açıp ,kilitli parke döşüyerek halkının hizmetine sundu.
7- Mahallesinin bir sağlık ocağının yapılması, mahalle sakinlerinin büyük bir kısmının, muhtarlık kurumundan istenen talepleri içindeydi. Çünkü tüm sağlık ocakları mahalleye çok uzaktı, mahallesinde çok yaşlı insanları vardı ,bunlar hastalarına iğne yaptırmak ve hastalarının doktor muayene durumlarında çok güç şartlar için hizmet almaktaydılar. Bu durumuda bağlı bulunduğu Belediye Başkanıyla görüştü. Sağolsun Belediye Başkanı, mahallesinde uygun bir yer varsa ve ayrıca bir hayır sever bulursak bu mahallenin isteğini en kısa zamanda gerçekleştiririz dedi. Bağlı bulunduğu Belediye Başkanı bu sağlık ocağı için, il sağlık müdürlüğüyle görüşüp olumlu bir yanıt alınca, mahallede sağlık ocağının yapılmasına uygun bir yer bulundu, bu yerin yarısı Belediyeye ait ve diğer yarısı o mahallede oturan mahalle sakinlerine aitti. O arsada hissesi olan vatandaşlar, hiselerini belediyeye bağışladılar ve belediye Başkanımızda, bu yerde sağlık ocağının yapılmasına karar verdi. Belediye başkanımız sağlık ocağının yapımını üstlenen ,bir hayır sever bularak ve mahalle sakinlerinin maddi ve manevi yardımıyla ,bir yıl içinde bitirdi, 14 HAZİRA 2010 yılında hizmete konuldu. Şu an aile hekimliği olarak mahalle muhtarının sakinlerine canla başla hizmet vermektedir.
8- Yaptığı parkın kuzey ve güney kısımına, belediyemizin koski müdürlüğüyle görüşülerek, bu alanlara iki tatlı su çeşmesi koydurdu.Şimdi mahale sakinleri tatlı içme suyunu bu çeşmelerden karşılamaktadır.
9-Mahallesinin eksik kalan kanalizyonlarını bitirmeye çalıştı.
Bu hizmetleri muhtar olduğu 1999,2004 ve 2010 yılları içinde gerçekleştirmeye çalışmış muhtar bey. Mahalle sakinleri muhtar beyin hizmetlerimden çok memnun, çünkü devletin halkına ilk buluşmasını sağlıyan kurumların başında, muhtalık kurumları başta gelmektedir. Muhtar bağlı bulunduğu mahalle ve köyün halkını yakinen bilir ve tanır. Ayrıca bağlı bulunduğu yeri iyi bildiği için nereye hangi yatırımın yapılmasının kararının sağlıklı olacağını bilir. Mahallesinin hangi yerinde ne var ne yok iyi bilir ve iyi analiz eder.Onun için muhtarlıklar devletimizin içinde iyi bir konumda yer almaktadır. Devletimizin büyük kurumları bilgi alış verişinde , muhakkak bu muhtarlık kurumların bilgi ışığı olmadan, bir karar veremezler. Muhtarlıktan danışmadan verilen kararlar bazen tartışmalı kararlar olur ve buda sağlıklı bir karar olmaz. Devletimizin hangi kurumu olursa olsun, bir yatırım veya bir hizmet yapmak istiyorsa, muhakkak o bulunan mahallenin muhtarının bilgisine baş vurması lazımdır, muhtarın bilgi ışığında eğer o hizmet yapılırsa, o yatırım hem ordaki halkı memnun edecektir, hemde o kurum o harcadığı parayı yerinde harcamış olur ki, bu durumdan hem devlet kazançlı olmuş olur hemde o yatırımın yapılan yerdeki insanlar mutlu olur. Ama bazen bu kurumlar muhtarlık kurumlarına danışmadan, bazı hizmetleri devre koyuyorlar Bir bakıyorsunuz devletin yaptığı hizmet ,yerinde yapılmadığı için, bir kaç ay sonra o eser ortadan kalkmış başka bir yatırıma dönüşmüş. Eğer muhtarlıklara yetki verilse, muhtarlar kendi mahalle ve köyüne en iyi hizmeti vereceğimden kuşkum yoktur. Tabi görevini iyi yapana muhtara, devletimiz ve milletimiz muhtarın iyi hizmetinden dolayı tartif eder ve ödünlendirir. Eğer görevini kötüye kullanmışsa muhtar gerekli cezaya çaptırılır.
Demek istediğim devletin tüm kurumlarındaki çalışan insanlar, gerçek bulundukları görevin hakkını ve oturduğu masanın hakkını verirlerse işte o zaman devlet her yönüyle yükselir ve içindeki insanlar mutlu olur. Ülkemizdeki tüm nimetler , tüm insanımıza adaletli bir şekilde pay edilirse, hiç bir ülke insanımız aç ve çıplak kalmıyacak, yeterki Devletimiz insanına, ülke insanlarıda devletine güvensin. Bizlerin bizden başka dostu yoktur. Birlikte kuvvet doğar. Allah birliğimizi ve dirliğimizi bozmasın.Ülke insanları olarak istediğimiz bu değilmi. Hepinizi seviyorum,hepineze saygılarımı sunuyorum.
Hasan -- 03 October, 2010 08:04:23
avatar
BİR MUHTARIN NOT DEFTERİNDEN;
1999 Yılındaki mahalli genel seçimlerde, oturduğu mahalleye ilk muhtar adayı olduğunu açıkladı. Sekiz muhtarlık adayı olarak, seçime girmişlerdi. Mahalle sakinlerinin büyük çoğunluğunun teveccüh oylarını alarak,kendi mahallesinin muhtarlık seçimlerini kazanmıştı. Kedi mahalesinin muhtarı olmuştu ve orda yaşıyan mahalle sakinlerinin sorumluklarını alarak onlara hizmet edeceğinin taaddütünü vermişti.
Önce mahalesini çok detaylı bir şekilde inceliyerek, ne gibi eksikleri var, onu not defterine kaydettikten sonra, hemen işe koyuldu.
1-Mahallenin tam ortasında büyük bir boş alan vardı. Bu alan o cıvardaki iş yerleri olan traktörcülerin, traktör araçlarının yükleme rampalarıyla doluydu ayrıca o bölge, inşaat harfiyatlarının döküldüğü molaz yığınlarıyla doluydu, bu molazların içinde bali çeken çocuklar ve sahipsiz köpekler barınağı haline getirilmişti. Tabi bu alan içinde oluşan karanlık işler, mahalleyi korkutuyor ve geceleri mahalle sakinlerinin can güvenliklerini tehdit ettiği için bu bölgeden mahalle sakinleri güvenli bir şekilde geçmelerine mani olunuyordu.Mahalle sakinleri geceleri bir birlerine bu yüzden misafirliğe gidemiyorladı. Bu bölge korkunç bir yerdi. Bir an önce güzel bir hizmet alanı olmayı bekliyordu.
İlk olarak muhtar bey bu bölgeyi , bağlı bulunduğu belediye yetkilileriyle istişare ederek, bu bölgeye büyük bir aile parkı yaptırdı. Bu park içine bir adet Muhtarlık Ofisi,Mahalle sakinlerinin spor yapabilmeleri için koşu ve yürüme park turları ve yolları, Çocukların oyunacağı üç çocuk parkı, on sekiz adet ailelerin oturmaları için üstü kapalı kamelyalar, büyük ve orta yaşlı insanların voleybol ve basketbol oynuyacağı , etrafı yüksek çelik terlerle kapalı alanlar, büyük insanların her sabah spor yapa bilecekleri için çok elemanlı fitnes aletleri koydurttu, parkın içinde büyük bir şeraleli havuz ve ayrıca bu parka arabalarıyla uzaktan gelen halk için yüze yakın bir oto park yeri yaptırdı.
2-Mahallesinin kuzey ve doğu cephesindeki iki cadde civarında oturan ailelerin, şehir merkezine gidip gelmeleri çok proplemli olduğu için, bu cıvarda oturan sakinlerin şehir merkezine gidip gelmeleri çok güç şartlar altında yapmaktaydı. Çünkü bu caddelerden şehir merkezine araç gidip ve gelmiyordu. Bu sefer mahalle sakinlerinin bu ulaşım proplemini muhtar olarak, büyük şehir belediye başkanıyla görüştü,büyük şehir belediye başkanı çok muhterem bir insan, muhtar beyin bu mahalle sakinleriyle ilgi olan o talebini, en kısa zaman içinde bu caddelerden bir münübüs hatını geçirerek bu cıvarda oturan vatandaşların mağduriyetini gidermiş oldu. Şu an bu cadde cıvarında oturan mahalle sakinleri, şehir merkezine gidiş ve dönüşünü güvenli ve huzurlu bir ortamda yapmaktadırlar. Muhtarlarıda bu konumdan mutlu.
3-Mahallesinde yeni moderen sitelerin çok olduğu için, mahalle sakinlerin araçları olanlarının park sıkıntısı vardı. Bu durumuda bağlı bulunduğu belediye yetkileriyle istşare ederek, mahallesinin önemli yerlerine yedi adet oto park yeri yaptırdı. Aracı olan mahalle sakinlerinin araçlarını daha rahat ve güvenli bir şekilde park etmelerini sağladı.
4-Mahallesinin büyük bir kısmı, çok karanlık ve aydınlık olmuyan yerleri vardı. Mahalle sakinleri olarak gece bir yerden bir yere korku içinde gidiyorlardı. Mahalle sakinlerinin bu sorununuda,bağlı bulundukları medaş kurum yetkilileriyle yaptığı istişare neticesinde, mahallenin sokak lambalarının yerlerini, yenide dizayn edilerek, mahalle içinde hiç bir karanlık yer bırakmamaya özen göstermiş oldu. Şimdi mahallenin her yeri pırıl pılıl sokak lambalarıyla aydınlanmaktadır.
5-Mahallesinin doğu cıvarından geçen büyük bir cadde vardı, mahalle sakinleri caddenin karşıdan karşıya geçmekte çok güçlük yaşamaktaydı, bazen trafik kazalarına sebep oluyorlardı. Mahalle sakinlerinin bu konumun daki sorununu, Büyük Şehir Belediye Başkanıyla görüşerek, ve mahalle sakinlerinin bu sorununu ileterek, sağolsun Büyük Şehir Belediye Başkanı hemen o proplemli yerin belediyenin yetkili kişilerine incelettikten sonra, müsbet bir kara aldıktan sonra o caddenin iki yanına iki adet butonlu trafik lambası koytuytarak, mahalle sakinlerinn caddeden karşıdan karşıya güvenli bir şekilde geçmelerini sağlamış oldu.
6-Mahallesinde açılmıyan sokaları vardı. bunuda mahallenin kırokisinde ki şemasında bulurdunuz ama böyle bir sokak mahallede bulamazdınız. Bu sokakları tespit ettirerek yine bağlı bulunduğu Belediye yekili kişileriyle istişare kurarak, bu sokakları açıp ,kilitli parke döşüyerek halkının hizmetine sundu.
7- Mahallesinin bir sağlık ocağının yapılması, mahalle sakinlerinin büyük bir kısmının, muhtarlık kurumundan istenen talepleri içindeydi. Çünkü tüm sağlık ocakları mahalleye çok uzaktı, mahallesinde çok yaşlı insanları vardı ,bunlar hastalarına iğne yaptırmak ve hastalarının doktor muayene durumlarında çok güç şartlar için hizmet almaktaydılar. Bu durumuda bağlı bulunduğu Belediye Başkanıyla görüştü. Sağolsun Belediye Başkanı, mahallesinde uygun bir yer varsa ve ayrıca bir hayır sever bulursak bu mahallenin isteğini en kısa zamanda gerçekleştiririz dedi. Bağlı bulunduğu Belediye Başkanı bu sağlık ocağı için, il sağlık müdürlüğüyle görüşüp olumlu bir yanıt alınca, mahallede sağlık ocağının yapılmasına uygun bir yer bulundu, bu yerin yarısı Belediyeye ait ve diğer yarısı o mahallede oturan mahalle sakinlerine aitti. O arsada hissesi olan vatandaşlar, hiselerini belediyeye bağışladılar ve belediye Başkanımızda, bu yerde sağlık ocağının yapılmasına karar verdi. Belediye başkanımız sağlık ocağının yapımını üstlenen ,bir hayır sever bularak ve mahalle sakinlerinin maddi ve manevi yardımıyla ,bir yıl içinde bitirdi, 14 HAZİRA 2010 yılında hizmete konuldu. Şu an aile hekimliği olarak mahalle muhtarının sakinlerine canla başla hizmet vermektedir.
8- Yaptığı parkın kuzey ve güney kısımına,%
Hasan Hüseyin -- 06 October, 2010 07:17:43
avatar
SEN BÜYÜKSÜN, BÜYÜK DÜŞÜN;
Bir araya gelmekten itinayla çekinirler. Bir çay içmeyi bile, kendilerine reva görmeyen, bu liderler çay, kahve bahane gaye halkın sorunlarını konuşmak için bir araya gelmek ve o sorunların konuşması için bir ortamın oluşturmasını sağlamak. Halk sorunlar yumağına, çözüm beklerken, sorunlar yumağı git gide büyüyor ve çözülmeyecek durumlara gelmiş ve kitlenmiş bir vaziyet almıştır. Biri, birine teamülü olmayan, bu liderler, halkının sorunlarıyla ilgilenirimi Allah aşkına.
Ülkedeki halk, bin yıldır kendini Müslüman olarak biliyor ve o şekilde yaşamaktadır. Ne oldu da bu ülkede Müslümanlığı bu halkın yaşatmasına izin veril irmiyor, Esas bunun sebebi aranmalıdır.(Örneğin: Başörtü meselesi, çocuğunu bu topraklar için şehit veren anne, şehit oğlunun ödülünü, başı kapalıdır diye, garnizona alınmıyor. Çocuğu üniversiteyi birincilikle bitirmiş, diplemesini üniversitenin düzenliği törene gidip alamıyor. Eşi devletin bir resmi kurumunda çalışmaktadır, başı kapalı olduğu için kendisine o kurumun kimliği verilmiyor. Annesin başı kapalı olduğu için, askeri ve buna benzer okullara alınmıyor. Başı kapalı olduğu için hiçbir devlet kurumunda çalışamıyor. Ver hâsıl başörtüler bunu gibi su dan dan sebeplerle, devletin çoğu nimetlerinden istifade etmiyor.
Peki, ne yapalım bu insanları. Ve yahut bu insanlar ulusuna ne gibi kötülükler yaptı bunu halkımıza açık, açık açıklamamız lazım..Bu insanların günahı ne. )Beyler kendinize gelin, yeter bu insanlara, cumhuriyet kurulduğundan beri, bu halkla çektirdiğiniz zülüm ve cefa arşıâlâya yükseldi. Bu insanla özbeöz Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıdır. Çünkü üstündeki kimlikte, Türkiye Cumhuriyeti yazmaktadır. Bu kimliği peki neden verdiniz. Kimse bu ülkede ki insanların yaşam biçimine karışamaz, Cumhuriyetin kurulmasından sonra, ATATÜRK batılı ülkelerin uyguladığı gibi demokratik bireyler (yani Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler yetiştirmek.)Bu ülkeyi nasıl her yönüyle kalkındırırsınız. Ülkenin enerjisini başka yerlere aktırılana kadar, kendisine yol ,köprü,hastane,okul ve seyre gibi yerlere sarf edilseydi, şu an Türkiye Cumhuriyeti dünyanın ekonomik yönünden en ileri ülkeler arasında yerini alacaktı.
Cumhuriyet en önce, Osmanlı, Osmanlıdan önce Selçuklu devletleri de Müslüman dır dır. Ne oldu Bin yıl yaşayan bu halk, birden, bire Müslümanlığa düşman kesildi. Çünkü batı savaş meydanlarında yenemediği bu ülkeyi, kendi içinden yıkmak istedi. Bunun da en güzel bir şekilde yapabilmeleri için, bu halkı bir arada tutan ve bunların din, dil, ırk, mezhep, renk cinsel gibi yaşam ve biçim faklılıklar içinde bile olsalar biri birine tutkal gibi kenetlenmiş bu ulusu parçalamak için, elindeki kutsal kitabı yok etmek ve bu kutsal kitabın emrettiği vazifeleri bu halka yaşatmamak. Ancak bu şekilde olursa, bu ulusu parçalar ve yok edebiliriz. Düşüncesindeydiler.
Bu gün çanak kalede yedi dövüle karşı, hürriyeti ve devletinin bağımsızlığı için savaşan, o zaman ki güç şartlar içinde ki bu ulus halkı, çok fakirdi ve askeri silah tutamayacak kadar sabi çocuklardan ve yolda yürüyemeyen yaşlı kadın ve erkek insanlardan oluşmuştu. O gün yedi dövüle savaşarak, gereken dersi vermişlerdi ve Çanakkale geçilmez mührünü vurmuşlardı. Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK, o gün savaşan Mehmetçiklerin bir hususuna şahit olmuştu. Şöyle diyor, o başkomutan. Savaşta arka siperdeki Mehmetçik, ön saftaki Mehmetçiğin öleceğini gördüğü için, Mehmetçik ön safa geçmek için kimi koynundaki Mushaf’ı çıkarıp bir elinde süngüsü, diğer elinde musabını okuyor, kuran okuma bilmeyenler de dua okuyarak kendilerini ön safa atıyorlardı. Bu neferler kalbindeki imanın ve vatan sevgisinin vermiş olduğu güçle o gün yedi dövüle galip gelmişindi, şimdi ne oldu da bu insanları bir arada tutmasını sağlayan bu inancı halkın yaşamasına müsaade edilmiyor. Birileri çıkıp bunu bu halka anlatmalı. ATATÜRK’Ü bu insanlara öcü gibi gösterip ve korku senaryoları çevirenin, esas maksatları ne, bunu bu ulusun halkı bilmelidir. Sanki cumhuriyet kurulurken, Amerika gibi sağdan soldan ülkelerinden kaçan, toplama ,karışık bir milletlerden oluşulmadı, bu ülke bin yıldır bu topraklarda şehidinin kanını döktüğü yerde , aynı inanç ve aynı duygu la yaşı yan insan anlar topluluğudur.
Yeter artık bu halk sizlerden çözüm bekliyor. Şimdiye kadar ülkede iltica ve p.k.k terör devlet için tehdit, gördünüz, bu hususta hiçbir şekilde bir ilerleme kat etmediniz ve ülkeyi yerinde saydınız, ülkenin enecisini gereksiz yerlerde sarf ettiniz. Bu halk dün nasıl bir arada kardeş gibi yaşıyorduysa, şimdide yaşamak istiyor, yeter kimse bu ülkeyi karıştırmak isti yen o taş orunların elini bu ulusun halkının üstünden çekmesini istiyoruz. Bu halk kardeşçe yaşamak istiyor. Sizleri seviyorum. Saygıyla ulusumun halkının önünde eğiliyorum. Sen büyüksün, büyük düşün.
Hasan VAROL -- 03 November, 2010 01:44:47
avatar
Hasan VAROL KUTLU OLSUN; 29 Ekim 2010 Cuma 21:14
CUMHÜRİYETİ İÇİNİZE SİNDİRİN; DIŞINIZI SÜSLEMEYİN: Bu gün 29 EKİM 2010 tarihi, cumhuriyet bayramını ulus olarak kutlamaktayız. Gelin eski uygulamaları bırakalım, gerçek cumhuriyeti ve demokrasiyi içimize sindirerek kutlayalım. Yoksa dostlar bayramda görsün değil, Cumhuriyetin faziletlerini, demokrasinin önemini bu halka anlatalım ve onlara yaşatalım. Bu gün başı kapalı bir hanım efendi çan kayada vardır diye, onu boykot eder gibi, çan kayada ki Cumhur başkanın verdi ği resepsiyona katılmayarak, cumhuriyetçi olunmuyor. Bu cumhuriyet ne kadar başı açık olanınsa o kadarda başı kapalının dır. Başı kapalı oldu diye o hanım efendiyi cumhuriyetten soyutlayamazsınız. Cumhuriyet bu ülkedeki tüm cumhurun , cumhuriyetidir ve onların birlikte kutladıkları bayramdır. Ben bir bu ülkenin vatandaşı olarak, bu siyasi ve diğer devlet kurumlarının başında ki idarecilerin bu ayrımcı hal ve tavırlarından rahatsız oluyorum. Neden tüm halk olarak, tüm farklılığımızla bu cumhuriyet bayramını içten ve gönülden kutlamıyoruz. Bari böyle önemli bayramlarda, bu küskün halleri bir tarafa bırakalım. Dosta ve düşmana karşı bu cumhuriyet bayramını gönülce içten kutlamıyoruz nedir bu kin ve hamaset bu görüntüler bu ülkeye yakışmıyor. Ben tüm milletimin bu çeşitli farklılıkları içinde canda ve yürekten kutluyorum. Büyüklerimin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim. Saygı ve segilerimle. Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar! M. Kemal Atatürk
Şenay -- 15 November, 2010 03:37:06
avatar
• Bir Kurban Bayramı daha geldi. Bu bayramın öncelikle milletimize, ulusumuza ve Tüm muhtarlarımıza ayrıca da insanlığa hayırlar getirmesini diliyoruz.Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de umutlu, yine de sevgi dolu nice bayramlara? ________________________________________
Hasan VAROL -- 20 December, 2010 07:08:35
avatar
BU GÜN İSLAM ALEMİ AĞLIYOR VE YAS BAĞLIYOR:
Müslüman’ın içi yanar bu günlerde, evi perişan olur bu günlerde, çünkü kainatın serverının, torunun katledildiği bu kutsal topraklarda, Hz Hüseyin için ağlar bütün analar ve babalar bu günlerde.Bu gün tüm Müslüman alemi yasta, efendimizin torununun kerbela faciasını, konuş, o kerbela havasını,tüm Müslümanlar içine sindirerek, o günü yaşamaya çalış bu günlerde.
Muharrem ayının onunda, Hz. Musa Peygamberin asanın kızıl denize asasını atıp, denizi kendisine bir yol edip, İsrail oğullarının işkencesinden kurtuldu. Bu gün Hz, İbrahim Peygamberin nemrutun ateşinden kurtuldu gündür. Bu gün Hz. Yusuf un Peygamberin kuyudan kurtuldu gündür. Bu gün, Hz. Yakup Peygamber oğlu, Hz. Yusuf Peygambere kavuştuğu gündür. Bu gün, Hz. Yunus Peygamber, yunus balığının içinden kurtuldu gündür, Ama ne yazık ki bu gün, İki Cihan Serverı, Tüm islamın önderi olan,Hz. Muhammed Mustafa’nın torunun, Hz. Âlinin biricik oğlu olan, Hz. Hüseyninin, aynı inanca mensup ama makam hırsının gafletine düşerek, Hz. Hüseyni, o kerbala yerde ve Fırat kıyısında bir avuç su içerken yezit askerleri tarafından katlettikleri o gündür. İşte tüm Müslümanlar bu gün büyük yasta, bu gün ,bu büyük acıyı, sunisi ile Alevlisi ile cahferisi ile bir meltem havasında kutlamaktadırlar. Bu günü her yıl muharrem ayının onunda, tüm İslam âlemi büyük bir meltem havasında bu günü idrak ediyorlar. Bu acı ne kadar, yaşam alanımıza indirsek ve hüznünü yaşamaya çalışsak, o gün işlenmiş hun garca o cinayetin acısını layıkıyla yerine getirmiş olamıyoruz. O gün korkunç bir bulut havası çökmüştü kerbela üstüne, gözü dönmüş, yezit askerleri, kendilerine verilen görevin ne kadar korkunç olduğunun farkında değildi, hepsi birer zavallı askerlerdi. Şuursuzca yapılan, bir darbeydi. Yazıklar olsun onlara, yazıklar olsun, Peygamberimiz Hz Muhammed efendimizi üzmüşlerdi. Ahi rette hangi yüzle bakacaklardır efendimizin yüzüne, geçici heveslerin, kurbanı oldular, ebedi ahi ret hayatlarını cehenneme çevirdiler.
Günümüz İslam Coğrafyasında(Her günün Aşure ve her yerin Kerbela olduğu) bir zaman diliminde, emperyalistlerin ve içimizdeki Siyonist uşaklarının insanlık dışı işgal ve katliamlarının adeta başlangıcı sayılan, Hicri 61 yılının 10 Muharrem Cuma gününde, hicri 1371 yıl evvel zalim ve melun uşakların eliyle iktidar, hırsı uğrunda gerçekleşen insanlık tarihinin en acı ve en unutulmaz(ismiyle müsemma) KERBELA faciası ve katliamının miladı 1330yıldönümündeyiz.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimizin (sav) Ehl-i Beyit’inin sevgilisi, biricik torunu, büyük şehit İmam Hz.Hüseyn’in (ra) zulme ve zalime başkaldırışının meydanı olan Kerbela’nın tarihi seyri ve yaşanan bu menfur katliamdan ders çıkarmak adına söylenecek ve yazılacak çok söz var. Bu ‘çetrefilli’ ve bir o kadar da yanlış yönlendirmelere açık olan Kerbela olayında karışık olan zihinleri düzeltmeye çalışmak her iman ve vicdan sahibinin görevidir. Yüzyıllardır İslam Ümmetinin manipüle edilerek kardeşin kardeşe kırdırıldığı, fütursuzca cinayetlerin işlendiği, cahil halkların kirli amaçlar ve çıkarlar uğruna kullanıldığı Kerbela hadisesi üzerine çok ehemmiyetli gördüğüm bir konuyu arz etmenin elzem olduğunu düşünüyorum…
Kerbela’da var olan her iki taraftan birini Şİİ, diğerini ise SÜNNİ olarak tezgâhlayan Siyonist odakların İslam Ümmetini böl-parçala-yut planında ne kadar başarılı olduklarını bugün de görmekteyiz maalesef… Bildiğiniz üzere Emperyalistlerin Irak’ı işgal süreciyle o bölgede artan Şİİ-SÜNNİ kavgasının ve cinayetlerinin ideolojik fikri altyapısı Kerbela’da yaşanan ‘kara güne’ dayandığı iddia edilmektedir…
İslam Ümmeti olarak bugüne dek Kerbela’nın asırlardır devam eden bu kanayan yarasına neşter vuracak cesareti ortaya koymayarak asıl çıkarılması gereken dersleri almamakta direndik ve zannettik ki İslam Ümmeti bu olay sebebiyle Sünni ve Şii diye ikiye ayrıldı!
Sanki Yezit melunu Sünni, büyük şehit Hz. Hüseyin'de (re) Şia'yı temsil ediyormuş tezgahı Kerbela’dan Horasan’a, Hicaz’dan tüm dünyaya bu yalanla yayıldı! Buradan ifade ediyorum ki; bu iftira ve yalanlar islam düşmanlarının bizleri birbirimize düşürmek için asırlardır içimize soktuğu nifak tohumu söz, ifade ve iddialardır. Peygamber torununa kıyan melun Yezit’i SÜNNİ bir mümin olarak görmek nasıl korkunç bir yalan, iftira ve fitne ise, Hz.Huseyin’i de Şİİ veya SÜNNİ Müslümanlı olarak görmekte bir o kadar yalan, iftira ve fitnedir. Ne Yezid sunni veya şiadır,ve ne de Hz. Hüseyin r.a ve beraberinde şehadet şerbetini içen yarenleri ŞİA yada SUNNİ’dir!
Hiçbir tarihi, ilmi ve akli ispatı olmayan ve olamayacak bu iddia ve yalanlarla bizi birbirimize düşürdüler ve düşürmeye de devam ediyorlar… Kerbela faciasının yaşandığı Hicri 61 yılında ne Şia vardı ne de Sünnilik. Ehlisünnet ve ehli şia veya Alevilik, Sünnilik kavramları Kerbela faciasından asırlar sonra ortaya çıkmış ve kullanılmış kavramlardır.
Kerbela'nın bir tarafında Hakk’ı ve adaleti üstün tutan, zulüm ve zalimin iktidarı karşısında onurlu duruşuyla bedel ödeyen Hz. Hüseyin (r.a) ve O’nu kıyamete kadar destekleyerek savunduğu ve uğrunda can verdiği İslami ilkelerin yanında olan Müslümanlar topluluğu, diğer tarafta ise; geçici dünyanın mal ve makamı için, iktidarını koruma uğruna terör estiren ve bu terörü dine alet eden katil Yezit ile, kıyamete kadar insan hak ve hürriyetlerinin ihlaline destek veren çıkar çevreleri ve yaşanan olaylara seyirci kalarak haktan ve haklıdan yana tavır alamayan halk yığınları vardı!
Peygamberimiz (sav) Efendimizin hicretinden 4 yıl sonra dünyaya teşrif eden ve 9 yaşındayken dedesi, Peygamberimiz (sav) efendimizi kaybeden Hz. Hüseyin şehit edildiğinde 57 yaşındaydı. Hz. Hüseyin çıktığı yolun sonunda kendisini ve ailesini bekleyen olası tehlikelerin bilincinde olarak mevcut zalim ve fasık iktidara imanı gereği cephe almıştı. Hz. Hüseyin, ortaya koyduğu muhalefetiyle buradan kendisine bir makam ve mevki çıkarmak isteseydi Yezit’le anlaşır ve istediği makama da kolaylıkla otururdu! Ama büyük şehit, dünyanın makam ve mevkisini elinin tersiyle itmiş kendisini bekleyen ‘ölüm tehlikesine’ rağmen çıktığı yoldan dönmemişti!
Hz. Muhammad (sav)'in torunu, Hz. Ali’nin yavrusu, Hz. Fatıma’nın kuzusu, Hz. Hasan’ın kardeşi, Hz. Zeyneb’in aslan yürekli abisi Hz.Hüseyn çıktığı yoldan dönmeyi, "zalime karşı mazlumun hakkını aramaması"olarak niteleyerek, kıyamete dek tüm müslümanlara örnek olacak bir tavrı sergilemişti. Büyük İmam, bu tavrı ortaya koyarken ne Şİİ idi ne SÜNNİ ! O, "Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve gerçekten ben müslümanlardanım diyen" *(Fussilet Suresi 33) bir mü’minden başka bir şey değildi!
Kerbela katliamından elli yıl sonra başta imamı Azam olmak üzere İmamı Malik, İmamı Şafi ve İmamı Hanbeli gibi ilim önderlerinin tamamı maddi ve manevi destekleriyle Ehlibeytin yanında yer aldılar. Hz. Hüseyin’in torunları Ehlibeytin yarenleri İmam Zeyd bin Zeynelabidin ve İmam Caferi Sadık(Allah hepsinden razı olsun) gibi imamlarla elere gönül gönüce, Emevi ve Abbasi iktidarlarının faşizan zulmüne karşı direnerek bir kısmı şahadeti, bir kısmı da hicreti tercih ettiler.
İmam Azam Abu Hanife'nin Ehli Beyt'i müdafaa ve yardım uğruna zalim Abbasi kralının zindanlarında kırbaçlanarak şehid edildiğini ve İmam Malik'in aynı sebeble kırbaçlanarak iki kolonunun da kesilerek cezalandırıldığını kaç Alevi, kaç Şii ve kaç Sünni Müslüman biliyor? O zaman bu asırlardır devam eden ayrılık niye? Bu kin ve öfke kime? Bu ilgisizlik niçin ve neye?
10 Muharrem Aşure ve Kerbela hadisesinden çıkarılacak dersleri hala anlamakta direnen İslam âlemindeki bir kısım müminler, kendi vücutlarını zincirlerle döverek Yezid ve yandaşlarından intikamlarını aldığını sanmanın gafletiyle o günün acısını bedenlerinde yaşattığına inanırken, diğer bir kısım Müminler de sadece aşure yemeğini dağıtıp yemek suretiyle bu mühim güne ilgisiz kalmanın gafletiyle yaşamaya devam ediyor.
Müslümanlar bir ağacın dalı gibidirler, dallar gövdeye bağlıdır. İslam da bir ağacın gövdesiyse bu kavga bu kin bu nefret niye. Hepimiz kardeşiz. Birleştikce güçlü oluruz, parçalanırsak zayıf düşeriz, Siyonistlerin ve emperyalistlerin yemi oluz. Bizler birlik ve bütünlüğümüze sahip olalım. Ufak tefek kırgınlıklarımızı büyütmeyelim. Bu birlik olmamızla düşmana korku, dosta güven verelim. Sağlıkla kalın, hayırla kalın. Allah bir daha böyle acılar, tüm İslam âlemine ve bizlere yaşatmasın.
Şenay -- 05 January, 2011 07:41:57
avatar
HALKIN KARAR GÜNÜ:20 HAZİRAN 2011 TARİHİ:
5-MAYIS–2005 TARİHİNDE, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KURSÜSÜNDE, BİR MİLLETVEKİLİNİN MUHTAR ÖDENEKLERİNİN ARTIRILMASINA VE SOSYAL GÜVENLİKLERİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ ÜZERİNE YAPTIĞI KONUŞMAYI, DİKKATİNİZE SUNUYORUM.

Sayın başkan, sayın milletvekilleri; Muhtar Ödeneklerinin Artırılmasına ve Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifinin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin söz almış bulunuyorum; Yüce meclisinizi saygıyla selamlarım.
Kanun teklifimizde, köy muhtarlarıyla ile şehir ve kasaba muhtarlarına, brüt asgari ücret miktarında aylık ödenek verilmesi öngörülmektedir.
Muhtarlık kurumu, ülkemizde yurttaşlarımızın devlete ilk karşılattıkları kurumdur. Mahalle ve köyler, yerel yönetimlerin ilk basamağıdır. Ülkemizde 35 148’i köy 17 805’i mahalle muhtarı olmak üzere 52 953 muhtarlık bulunmakta. Muhtarlarımız, köy ve mahallelerde yaşayan yurttaşlarımızın ortak sorunlarına çözüm bulmak amacıyla, büyük çaba sarf etmekte.
Muhtarlık binasının elektrik, su ve kirasını muhtarlarımız kendi ceplerinden ödemekte. 255 YTL ödenek alan muhtarlarımızın aldıkları bu ücret, açlık sınırının bile altındadır; muhtarlarımızın aldığı bu ödenek, kendi Bağ-Kur primlerini bile ödemeye yetmemektedir.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan; 18 Haziran 2002 tarihinde, Genel Kurulda, bir milletvekili arkadaşımız, muhtarlarımızla ilgili şöyle seslenmiş, 21 inci dönemde:”Muhtarlarımızın sorunlarını anlatmak için huzurunuza geldim” diyor sayın milletvekilimiz o günlerde,”Ancak, takdir edersiniz ki, yalnız muhtarlarımız değil, toplumumuzun tüm kesimleri, işçisi, memuru, çiftçisi, işçisi, ciddi sıkıntılar içinde.”
Yani, bugün de aynı sıkıntılar içinde. Ve muhtarlarımız ödeneklerinin asgari ücrete endekslenmesini talep ettiklerini ifade etmiş. Konuşmanın üzerinden dört yıl geçti. Bu dört yılda, Ogün milletvekili olarak görev yapan arkadaşımız, bugün, AKP’de Gurup Başkanvekili olarak görev yapıyor, Sayın Faruk Çelik arkadaşımız.
Sayın Çelik, muhtarlar, hala, o sizin, 2002 yılında yapmış olduğunuz talepleri bekliyor ve ayrıca diyor ki, acaba, karakolda doğru söyleyip de mahkemede şaşıyorlar mı; muhalefetteyken bizim için istekte bulunup, iktidara geldiklerinde unutuyorlar mı diye, sizlere buradan sesleniyorlar, Sayın Çelik.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifi o taleplerden birisiydi. Bu gün de aynı talepte bulunuyoruz.
Muhtarlarımızla ilgili, ayrıca, 5 Kasım 2003 tarihinde yine bu Mecliste bir konuşma yapılmış. Sayın Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Bey diyor ki: “İçişleri Bakanlığımız, yeni yasal düzenlemeler yapılıncaya kadar, muhtar ödeneklerinin günümüz şartlarına uygun ve yeterli hale göndererek 3000 olan gösterge rakamının en az 5 000 gösterge rakamına yükselmesi yolunda öneride bulunmuştu. Maliye Bakanlığımız bu konuda çalışmalar yapmaktadır; ayrıca, biz, bu işin takipçisi olacağız; tabii, bu kâfi gelmeyecektir” sözlerini kullanmıştır. O sözlerin üzerinden iki buçuk üç yıl geçti. Kâfi olmıyacakğı değerlendirmesi yapılan iyileşme bile sağlanamamış durumda.
Zaman tünelinde ilerlemeye devam edelim, değerli arkadaşlar. Geldik 5 Mayıs 2005’e. Bu sefer, Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa Bey var. Bakın, o tarihte Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa ne diyor:
“Muhtarlarımızın özlük haklarını düzenleyen kanun tasarısı Bakanlar Kurulumuzun imzasındadır ve önündedir: hükümetimiz bununla ilgili bir çalışma yapmış; daha önce de ifade ettiğim gibi, en az asgari ücret esas alınmak suretiyle, özellikle Bağ-Kur prim borçlarınındın dolayı yaşadıkları sıkıntıları da, geride dönük borçlarını da bir takvime bağlanması, iyileştirmesi de ihtiva edebilecek şekilde ve muhtarlarımızın diğer sıkıntı ve taleplerini de dikkate alan önemli bir çalışma yapılmış: taslak, Bakanlar Kurulunun gündemine getirilmiş; inanıyorum ki, önümüzdeki ilk Bakanlar Kurulu toplantısının birinde bu Bakanlar Kurulundan geçerek, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecektir.” Bu sözler, evet, Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa söylüyor. Bakıyoruz, bir yılı aşkın bir zaman geçmiş, böyle bir tasarı yok.
Başbakanlık ile Meclis arasında, herhalde, kaybolmadı bu tasarı! Sabah Bakanlar Kurulu sekretaryasını aradım. O tarihten, yani, 5 Mayıs 2005’ten bugüne kadar 44 Bakanlar Kurulu toplantısı yapılmış; ama , bir türlü bu tasarı Bakanlar Kurulundan çıkmamış.
Muhtarlarla ilgili düzenlemeler de o 44 toplantıda gündeme gelmemiş değerli arkadaşlar ve toplantıda gündeme gelmemiş değerli arkadaşlar ve bugün, ben bu kanun teklifini konuşacağımız için 57 000 muhtarın genel başkanını SMS’lerle bilgilendirdiler. Bu üç değerli milletvekili arkadaşımızın, grup başkanvekilimizin vermiş olduğu sözler de yerde kalmasın diye 37 İnci maddeden buraya getirdik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN-Sayın Şimşek, lütfen toparlar mısınız?.
İsmini Vermediğimiz Milletvekili(Devamla)-Artık, sanıyorum ki, Sayın Çelik, Sayın Fatsa, Sayın Bakan Mehmet AliŞahin bu yasaya katkı sunacaktır; yani,sizin daha önce söylemiş olduğunuz sözleri bir kez daha hatırlatmak adına.
Muhtar ödeneklerinin artırılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne kadar ayrıca 9 kanun teklifi verilmiş. Biz, ben ve Parti milletvekili arkadaşlarım vermiş olduğumuz bu kanun teklifinde ödenek ve sosyal güvenliklere iliştir ve diğerleri de hemen, hemen bunu kapsıyor. Yeni çıkan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”Sigortalı Sayılanlar”başlığı altında köy muhtarlarını da saymaktadır ve muhtarların sosyal güvenliklerine ilişkin yürürlükteki yasada bulunan muhtarlarımızı Bağ-Kur ile ilişkilendirilen hükümler kaldırılmıştır.
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, muhtarlarımızın sosyal güvenliklerine ilişkin yeni bir düzenleme de getirmemektedir.
Değerli arkadaşlarım, yani, muhtarlarımız, kendi sosyal güvenlik primlerini kendi ödemeye devam edecektir.
İşveren olmayan, işyeri bulunmayan muhtarlarımızın Bağ-Kurla ilişkilendirilmesi de yanlıştır. Muhtar, göreviyle ilgili bir suç işlediği zaman devlet memuru olarak yargılanıyor; ama ,iş, sosyal güvenliğe gelince “muhtar, kendi primini kendi öde” diyoruz.
Yukarda bahsettiğim konuşmasında Sayın Faruk Çelik Beyin “muhtarlarımız 90 lira ödenek almakta, 105 lira Bağ-Kur primi ödemekte…” Bugünse değişen bir şey yoktur değerli arkadaşlarım 225 YTL ödenek alıyorlar-Maltepe Altay çeşme Mahallesi Muhtarının ifadesidir bu- 285 YTL Bağ-Kur primi ödemekte; yani, değişen bir şey yok.
Toparlıyorum Sayın Başkanım.
O zaman muhtarların aldığı ödenek Bağ-Kur primini ödemeye yetmiyordu; anlaşılan şimdi de yetmiyor.
Binlerce muhtarımızın prim borcu milyarlara ulaşmış vaziyette.
(Mikrofon otomatik cihazdan kapatıldı)
BAŞKAN-Sayın Şimşek, lütfen, teşekkür için açacağım; buyurun.
Milletvekili (konuşmasına devam ediyor)-Sayın Başkanım, toparlıyorum. Ayrıca 57 000 Muhtarımızı ilgilendiren, seçimlerde kapılarına gittiğimiz, bize çok, çok, Parlamentoya, demokrasiye katkı sunan muhtarlarımızla ilgili olduğu için biraz uzadı; bağışlayın, toparlıyorum Sayın Başkanım. Muhtarlarım sizi de izliyor, Sayın Başkan.
BAŞKAN- Buyurun Sayın Şimşek.
O Milletvekilimiz konuşmasına devam ediyor. Teşekkür ederim.
O nedenle, muhtarların ödeneklerini asgari ücrete endekslemek ve muhtarların ödeyeceği Bağ-Kur primlerinin, il özel idaresi tarafından, ödeneklerinden kaynakta kesilerek ödenmesi gerekmektedir.
Bu kanun teklifinin gündeme alınması, sizin-muhalefette ve iktidara geldiğinizde muhalefette verdiğiniz sözleri iktidarda yapma çalıştığınız bir örneği olacaktır diye düşünüyorum. Türkiye, seçim havasına girdi. Yarın kütükler için muhtarlara gideceğiz ve muhtarlar hangi partiden geldiniz sorduğunda veya il,ilçe yöneticilerine, herhalde bugünü çok iyi hatırlayacaktırlar.
Değerli arkadaşlar, sayın muhtarlarımız da, bizler de seçilmişiz. Bizler, maaşlarımızı devlet tarafından alıyoruz. Bizim SSK primlerimizi, Emekli Sandığı, Sosyal güvenlik primlerimizi devlet ödüyor. Bu anlamda, muhtarlardan, muhtarlarımızdan bunu esirgemememiz gerektiğini düşünüyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Ekran başında bizi izleyen muhtarlarımıza da, Meclisimiz adına, bu görevi yerine getireceğimizin bu vesileyle de sözünü vermiş oluyoruz.
Saygılarımı sunuyorum.(Kendi parti sırasından alkışlar)
BAŞKAN-Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.
Evet, o gün 5 Mayıs 2005, şimdi 20 Haziran 2011 tarihinde yine ülkemizin güzel insanları, milletvekili seçimi için sandık başına gideceklerdir. Bu altı yıl zarfında, muhalefete olan, şimdi iktidar parti milletvekilleri, muhtarlara vaat ettikleri, sözlerini ne kadarını, gerçekleştirmiştir. Üzülerek söylemek gerekirse, meclis veya başka yerde hiç bile, akıllarına gelmemekteyiz. Gün döner devran döner, yine sandık başında, halkımızdan ve muhtarlarımızdan, kendiniz için oy isteyeceksiniz. Seçim için, gezdiğiniz mahallede, o mahalle ve köy muhtarına, hangi yüzle o isteyeceksiniz., bunu sağduyulu insanların takdirine bırakıyorum. O gün, o milletvekili mecliste, muhtarla ilgi, bu konuşmayı yaptı. Belki bu gün milletvekili sıralarında oturmuyor, ama muhtarla ilgi, Türkiye Meclis Kürsüsünde yaptığı o konuşmayı, muhtarlar unutmayacaktır, ve hep o milletvekilini saygıyla yad edeceklerdir. Ama muhalefetteyken, şimdi Türkiye Millet Meclisi çatısı altıda, yerini alan, o milletvekilleri, muhtarlara verdikleri vaatlerinin yerine getirmediklerinden, hiçimi üzülmezler mi.
Biz muhtarlar, bir inşaat bekçisine verilen imkânlardan, bile istifade edemiyoruz. Bir inşaat bekçisine, inşaat sahibi, o bekçiye kışın soğuğuna ve yazın sıcağına dayana bilen bir, ahşaptan bir, kulübe yapar. O Bekçinin, Elktirik, su ve ısınması için, kömürü bedava verir. O bekçinin sosyal güvencesizi olan, sigortasını, o inşaat sahibi zamanında öder. O bekçiye orda çalıştığı için ona koruyucu elbise bedava verir. O bekçini yemeğini bedava verir. Ulaşım sorununu bedava karşılar. Evet, bizler, bu şahısları küçümsemiyoruz, ama aramızdaki farkı bu şekilde, bir örnek olarak ortaya koyuyoruz. O bekçinin sorunu. İnşaata giren çıkanı takip ediyor, gerektiğinde inşaat sahibine bilgi veriyor.
Muhtarlıklar böylemidir. Bu gün Türkiye’nin her ücra köşelerinde,(Terör belası, kışın ağır koşulları, imkânsızlıklar içinde) muhtarlıklar halka hizmet vermektedir. Her gelen iktidar bu kurumun, elindeki, yetkileri almış, üstelik başka kurumun, üstlendiği sorumlulukları, bu muhtarlık kurumlara, yüklemiştir. Bu kadar sorumluğu olan bu devlet kurumu olan, muhtarlıkların, bir çalışma yeri, düşünülmemiştir. Elinde, devletin verdiği bir mühürsü var, oda muhtarın üslendiği sorumluklar için kullanmaktadır. Allah aşkına, yüzüncü yıla girmekteyiz, ülkemizdeki muhtarlık kurumları, eli, kolu bağlı ve yerde sürünmektedir. Muhtarlıklara uğrayan bazı, idarecilerde, bu kurumun sıkıntılarını, görmemezlikten gelmektedir. Muhtarlar olarak, bizlerde, bu seçim zamanı, çevremizdeki insanlarla, duyarlı olacağız. Geçmişte muhtarlıkların özgür hakları için, vaadi verenler, sandık başında bizimde bir çift sözümüz olacaktır. Bu ülke hepimizindir, sıkıntıların nasıl paylaşıyorsak, gelir dağılımında, hakkaniyetli bir şekilde, hakkımızı istiyoruz. Bir vatandaş olarak, bunu da söyleme hakkımız vardır.
Saygılarımla.
05558575068
Şenay -- 21 January, 2011 02:45:59
avatar
BU GÜN DAYANIŞMA GÜNÜMÜZDÜR:20 Ocak 2011 Perşembe, 22:35 tarihinde Şenay Çobanoğlu tarafından eklendi

Şenay Çobanoğlu 20 Ocak, 16:56 BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR.



20 Ocak 2011 Perşembe, 16:14 tarihinde Şenay Çobanoğlu tarafından eklendi



Sayın Muhtar meslektaşlarım. Ben her zaman, söylüyorum bu durumumuzu, Bizler bir vücut gibiyiz. O vücudun başı olmazsa, vücudun diğer uzuvları, başın sorumluklarını tam layıkıyla, yerine getirmez.



Muhtarlıklarda ayni, bunun gibidir. Biz muhtarların bir başı var. Bunu il ve ilçe bazında saysak üç yüz adet, muhtarlık derneği var. Peki, bu derneklerin kurulma sebebi nedir. Muhtarların bir haksız durum olduğunda, bizi idare eden, yetkililer bizlerin bu haksız durumuzu yüz yüze ve diğer, yazılı ve görsel medya önünde, muhtarların bu durumunu, oraya taşıyıp, kamuoyunu bilgilendirmek, Yetkili mercileri, bu vesileyle uyarmaktır.



Bu gün Ordu İlinin Muhtarlar Derneği Başkanımız örnek bir tavırla, Muhtarların bu haksızlık içindeki bir durumunu, bir ulusal televizyonun satır başı programına davet edilerek. Biz Muhtarın haklarını savunmuş, Muhtarlara yapılan haksızlıkları, kamuoyunu bilgilendirerek, Bizi idare eden idarecilerimizde uyarmıştır.



Kendilerini ve ekiplerini Kendim ve diğer muhtarlar adına, bu örnek davranışlarından dolayı kutluyorum ve tebrik ediyorum. tebrik ediyorum.



Diğer Muhtar Derneklerimiz Başkanları, bu dernek başkanımızın bu örnek tavırlını, kendilerine temel almalarını diliyorum.( Ağlamayan çocuğa meme verilmez). Bizlerde boş durmayacağız, birlikte seçime kalan süreyi iyi değerlendirmeye çalışalım. Tabi dernek başkanlarımıza çok iş düşmektedir. Sorumlukları çoktur, onu da biliyoruz. Çalıştıklarında biliyoruz. Biraz daha performans göstermeliyiz. Sizler seviyoruz. Bu dava hepimizindir. Usanmadan, bıkmadan mücadelemize devam edeceğiz. İZMİR,ANKARA,İSTANBUL,KAYSERİ,TRABZON,ADANA,BURSA,KOCELİ,ERZURUM HAYDİ DERNEN BAŞKANLARIMIZ YETER SÜRÜNDÜK AYAĞI KALKMAK ZAMANI.



Saygılarımı sunuyorum
Şenay -- 03 June, 2011 08:18:17
avatar
EKRANLARDA SEÇİM ARAFELERİNDE ŞİDDETE SON:
SEÇİMLERDE ŞİDDETE SON!
Beyler bu seçim kampanyaları sırasında, ülkemizi bu şiddet görüntülerden kurtarmak için, ülkemizdeki bu seçim kampanyalarını, bu günkü bilgi çağı olan, görsel medyaya taşımak istiyorum.
Ülkemizdeki bu seçim, poropoğandaları, görsel medya aracılığıyla yapılmalıdır. Aklın yolu birdir. Böyle az bir harcamayla, ülkemizin yedi yüz seksen kilometreyi kapsayan bir alanda oturan, il, ilçe, belde, köy ve mezradaki insanlarımıza, her hangi bir partinin seçim poropoğandasını ulaştırmış oluruz.
Elimizde masrafı az, iletişimi kolay olan, bu aracı neden kullanmıyoruz.
Bu seçim esnasında, bu parti liderlerinin veya o parti milletvekillerinin, birinci derecedeki her hangi bir yakının şiddet yoluyla kaybetme riskini alamıyorsa, bu seçim kampanyası sırasında, kendi ailesi ve yakınlarının canı, ne kadar kıymetliyse, ülkemin diğer insanlarının da canı da o kadar kıymetlidir.
O partiyi iktidara, o partinin yakınlar değil, ülkenin içinde yaşayan, o partiye gönül vermiş kişiler o partiyi iktidara taşır. Konu bu olunca, bu görsem medya ile bu seçimler neden yapılmıyor.
Zaten halkımız, seçim toplantınız olan o alanlara, ekseriyeti katılmamaktadır. Ben şahsen, tüm partilerin seçim poropoğandasını, evimde koltuğuma oturarak, çayımı yudumlayarak seyrediyorum. Çokta keyif alıyorum.
İl ve ilçelerin mülkü amirleri tarafından, o bölgenin farklı görüş ve düşüncelerinden, tüm sivil derneklerin birer temsilcililerinin bir yuvarlak masa etrafında toplayıp, o parti lideri de, devletin veya özel televizyonların birinin ekranına çıkarak, canlı bir şekilde, görüş alış verişinde bulunulur. O bölge hakında da önceden hazırlanmış bir, video görüntüleri, ekrana getirerek. O parti liderleri, o bölge hakindeki vaatlerini sunar ve sivil halkı temsil edecek, o derneklerin temsilcileri tarafından, o parti liderlerinden bölgesi hakindeki, vaatlerini sunar, böylece, ülkemizin ekseriyetinin çoğu bu, programı seyreder. Ülkemizde bu seçim için ayırdığı, bu gereksiz harcamaları, ülkenin kalkınmasında kullanmış olur. Sonra ülkemiz seçim çöplüğüne benzedi, her yıl, her yıl bir seçim yapılmaktadır. Halkımız bu kadar sandık başına gitmekten usandı. Referandum hariç diğer genel ve yerel seçimleri bir seferde yapmalıdır. Her yurttaşımızın Türkiye Cumhuriyet Kimlik Numarası var, bu seçim işlemlerini de elektronik ortamlarda yapılması lazımdır. Yurttaşımı ülkenin neresinde olursa olsun, bu vatandaşlık görevi olan, seçimini kullansın. Halkımıza bu seçim işini de eziyetten, daha kolay bir şekle getirmemiz lazımdır. Tüm halkımız hastası, sağlamı, yolcusu, misafir olanı, bu vatandaşlık görevini rahatlıkla yapmasını sağlaması, devletimizin görev alanlarındadır.
Bizler Türk milleti olarak, yeter, her seçim arifesinde, her seçim kampanyasında, bir sürü halkımızın evine ateş düşürmeye hakları yoktur. Bir canın değeri, maddi değerle ölçülenemez. Nice civan gençlerim bu seçim kampanyasında kaybediyoruz. Lütfen ülkesini, halkını seven, ülkenin idarecilerine sesleniyorum. Bu halkı daha fazla üzmeyin. Bizler canımızı bir vatan savunmasında seve, seve vermek istiyoruz. Vatan için verilen canımızdan o cana, üzülmeyerek, vatan sağ olsun diyoruz. Bizler ülkemizi seviyoruz, Bizler bayrağımızı seviyoruz, Bizler ezanımızı seviyoruz ve bizler istiklal marşımızı söylerken göksümüz kabararak söylerken,gururlanıyoruz. Lütfen sizlerde bu ülke insanının civanlarına sahip çıkın. Bir çocuk öyle kolay, kolay yetişmez. Bu seçim kampanyaları sırasında, bu şiddetli görüntüleri, görsel medyadan seyretmek istemiyoruz. Hepinizi seviyor ve saygılarımı sunuyorum.
Şenay ÇOBANOĞLU
Şenay -- 20 July, 2011 03:28:00
avatar
DÜN BİR GAZİNİN,İÇLERİMİZİ ACITAN FERYADINI DUYAN VARMI!!!!!!!!!!!!!

Dün takvim yaprakları,17.07.2011 Tarihini gösteriyordu, İzmir konak meydanında, bazı sivil kuruluşları tarafından, on üç şehidimiz için, bir panel düzenlemişlerdi. Ama İzmir gaziler dernek başkanı, bu panele iştirak etmemişti. Bir televizyon spikeri, İzmir gaziler derneğini ziyaret ettiğinde, gaziler dernek başkanına, ilk sorusu şu oldu, başkanım sizin haklarınız için bazı sivil toplum kuruluşları, konak, alsancak’ta kamuoyuna seslerini duyurmak için, bir toplantı düzenlemişler sizler neden bu toplantıya katılmadınız dedi. Gaziler dernek başkanı, bizim şehitlerin üzerinden, siyaset yapıyorlar, ayrıca üç gün öncede üç şehit verdik, bu sivil kuruluşlar neden bir seslerini çıkarmadılar, şimdi on üç kişi şehit verince, akıllarına geldik. Bunlar bizlerin şehitlerimiz üzerinden, siyaset yapmalarına izin veremeyiz. Onlar çirkin oyunlarını bu kutsal şehitlerimizin kanıyla siyasetlerini sürdürüyorlar, buna bizler bir şehit aileleri olarak müsaade etmeyiz ve ettirmeyiz. Bizler hiçbir devlet kurumun ayağına gitmeyiz. Onlar bizlerin ayağımıza gelecek. Bizler devlet ve vatan için hep önde yürüdük. Aziz canımızı bu ülke için niye verdik. Şehitler ölmez diyorlar, hayır şehitlerimiz, göz göre, göre ölüyor. Vatan bölünmez diyorlar, birleri evet vatanı bölecek duruma getirdiler. Ne oluyor yani, bu vatanı fakir ve fukara aile çocukları, canını feda ederek koruyacak, peki bu uçsuz ,ıssız ve bucaksız, dağlık arazilerde, bu fakir ve fukara ailelerin çocuklarının şehit haberleri yansıyor, kamuoyuna, neden zengin aile çocukları, bu bölgelerde askerlik yapmıyor. Benim şimdiki aklım olsaydı, bedeli ne olursa olsun katlanırdım ama çocuğumu ülke savunması için, askere göndermezdim. Bana ne vatan bölünüyorsa bölünsün, bu vatanı hep bizlerimi düşüneceğiz. Bu devlet yalnız bizimi, o zengin ailelerin devleti değilmidir. Ben ailemle bir yere sılayı rahim yapamıyorum, maşallah bu zengin aileler, bu sahil benim şu sahil senin demeden, tüm yaz günlerini aileleriyle güzel bir tatili geçirirken. Ben ise ailemle, geçim sıkıntıları içinde, yarın ne yeğceğiz onu düşünüyorum.
Pazar günü bu röportajı, bir özel TV’de, bu gazimiz ile spiker arasındaki konuşmaları seyrederken kendimi tutamayarak, hüzüne boğuldum. Beyler bunların belki ağızları sizler gibi laf yapmayabilir. Kalemi sizler gibi kuvvetli olmayabilir.Maddiyat yönden sizin gibi, geliri yüksek olmayabilir.Her an ağızlarında Atatürk ve bayrak laflarını geveliyemiyebilir.Bu örnekleri çoğalta biliriz..Ama bu şehitler, vatana, bayrağa, Atatürk’e olan sevgisini onu en kutsal olan ,canını feda ederek gösteriyorlar.Geride ne büyük bir serveti ve nede onu koruyacak ve kollayacak hiçbir kimsesi olmadığı halde. Geride bir sürü yetim bıraktığı çocukları, boynu bükük bıraktığı ailesi, yaşasaydı, onların umudu olarak evinin geçimini üslenecek birini bırakamadığı halde. Arkasında dert ve kederli bir aile bıraktı halde. Bu şehidimin hiç mi hayalleri yokumdu. Bu şehidimin hiçimi diğer insanlar gibi, insanca yaşam haki yokumuydu. Ama o vatan, millet ve bayrağı için, ona bağlılığının, sadakat örneğini, canını kurban ederek göstermiş oldu. İşte bu şehitlerimizin bu örnek davranışı, bize de bir örnek olsun. Bu ülkeyi sevmek lafla değil, yeri geldiğinde canını bile esirgemeden, kurban etmekle olur.
Bir devlet çok başlı olmaz..Verdiği kararlar kesin olur.Bir ileri bir geri karar veremez.Devletin tüm kurumları, devletin kararlarına,kuskusuz biat eder.Avrupa’nın ve amerikanın gözüne ve ağzına bakarak ,meclisten kanun çıkarmaz.Benim milletim asil bir millettir,benim milletimin şahsiyeti yüksektir.Benim milletim adil ve merhametiyle ordular üstünde bir kahramandır.Benim milletim inancıyla yoğrulmuş bir ruha sahiptir.Onu içindeki ruhundaki iman,bedenini güçlendirmiştir.Şehitlik müessesini,mertebelerin en yükseği saymıştır.O yüzden şehitler yıkanmadan,elbiseleriyle defnedilir.O yüzden onlar, çok mübarektir .Ebedi hayata yolculuklarında görevleri, bitmiyor.Çünkü onlar hayattadır.Bizler ölüyüz.Bu ülke her sıkıntıya düştüğünde,onları yanı başımızda buluruz.Çanakkale de,sakar yada,Dumlupınar da ve yakın zamandaki bin dokuz yetmiş dört harbinde ki savaşlarda, bizimle birlikte, düşman askerleriyle savaştılar.Burada buna geçmişteki savaşlarda yaşanan, bir olayı naklediyorum.(Yıl bin dokuz on sekiz.Yer Anadolu,savaşacak gücümüz kalmamıştı.Askeri teçhizatımız yok denecek duruma gelmişti.Çünkü koskoca bir imparatorluk dış güçlerin,saldırısına uğramıştık.Anadolu’nun her yerinde, savaş vardı.İngilzler,İtalyanlar,yunanlar,Fransızlar,avustuyalılar,Ermeniler ve Rusya ile savaşta idik.Askerlerimizin gücü parçalanmıştı. (Bir gazimiz Atatürk komuta altında, yunanlarla savaşıyorduk. Ben çok ağır bir şekilde yaralanmıştım, ayağıya kalkacak ne takatim vardı nede yürüyebilecek bir halim vardı. Düşman askerlerinin hedefi olmuştum, Her yerimde mermi ve şarap er parçası mevcuttur. Demek bir müddet baygın bir şekilde şehit askerlerimizin cesetleri içinde kalkışım. Bizim askerlerde bende şehit olmuşum gibi anlamışlar ki beni o yaralı halimle sedyeye götürmemişler. Bende o yaralı halimle orada, baygın bir vaziyette kalmışımdır. Kendime bir gelince, bizim birlikler görünmeyerek bir şekilde, bulunduğum yerden uzaklaşmışlardı. Arkama baktığımda, yunan süvarileri, atlarından inmiş, silahına süngüsünü takmış, yerde uzanan şehitlerimizi, tek, tek silah süngülerini şehitlerin karınlarının birkaç yerine batırarak, öldüklerinden emin olmak için. Ben şu ana kadar, geçirdiğim günlerimi evlatlarımın iyi yetişmesi için ve ayrıca servetime servet katmak için o kıymetli günlerimi geçirmiştim. O yunan askerinin o konumunu görünce, dayanamadım yarabbi dedim, ben bu ana kadar, sana layıkıyla bir kul olmadım. Emek verdiğim ve şu ana kadar geçen ömrümü evlat ve mal kazanmak için tüketmiştim. Şu anda çok kötü durumdayım. Yine seninle baş başa yık, yarabbi beni bağışla, sana layık bir şekilde kulluk görevimi yerine getirmediğim için çok pişmanım. Ben Alla hıma bu şekilde yalvarırken, yunan askerleri, bana çok yakın bir mesafeydi. Birden o yunanların bir manga askeri, ellerindeki iki eliyle sarıldıkları silahlarını başlarının üzerine kaldırarak, önüme geçtiler, bana da o an bir güç geldi, sanki o çok yararlı asker ben değilmişim gibi, Allah bir güç ve takar verdi, ayağa kalktım, onlar önümde ben arkalarında, epeyi bir yol kat ettikten sonra, Türk birliklerine kavuşmuştuk. Türk birliklerinin bulunduğu yerde, dikenli telle çevrilmiş, yunan esir kampı vardı. O dikenli tellerin arkasındaki, esir yunan askerleri, önüme düşen , elerindeki silahlarıyla başının üstünde tutan, yunan askerlerine, şöyle sesleniyordu.Yazıklar olsun size, on kişi bir yaralı Türk askerinin hakkından gelmediniz, size acıyorum ne biçim bir yunan askeri siniz, diye seslenirken, önüme düşen ,elerindeki silahlarıyla birlikte başlarının üzerine kaldıran yunan askerleri, o dikenli tel arkasındaki esir düşmüş askere ,o da şöyle cevap veriyordu.Hayır iş senin bildiğin gibi işlenmedi.Bizler o yaralı Türk askerinin vücuduna süngümüzü koymaya hazırlanırken, o an bir sürü yeşil sarıklılar bizleri kuşatarak ,teslim aldı.O yaralı Türk asker birden bire ayağı ya kalktı, O arkamızda ,biz önünde ,bizi bu Türk birliklerine kadar , bir esir asker gibi getirdiler.)
Bunu gibi nice böyle olaylar, bu savaşlarımızda yaşanmıştır. O yüzden şehitler ölmez, her an bizimle temas içindeler. İşte bu inanca mensup olduğumuz için, Mustafa Kemal ATATÜR, bir anısında Çanakkale savaşında bir olayı bizimle şöyle paylaşmaktadır. Savaş esnasında, arka saftaki Türk askerlerimiz, ön saftaki askerlerimizin şehit olacaklarını bildikleri için, Kimi cebinden bir musabını açmış okuyor, kimide kuran bilmediği için olmalı ki, bazı dua okuyarak, ön safta şehit olan Mehmetçiklerin yerini almaktaydı. Evet, asker sayısı olarak çok küçüktük, asker teçhizat hususunda hem İlker ve hem de yetersizdik. Bizler bu dünyaya destan olan bu büyük savaşlarda, bize güç veren, imanımızın gücüyle kazandık.
İşte böyle vatanımızın bakiyesi, istiklali ve huzuru için canı seve, seve veren şehitlerimize, devlet olarak onların hak ettiği değeri vermeliyiz. Ailelerine sahip çıkmalıyız. Memurun en yüksek aldığı ücretle ödünlendirmeyiz. Çocuklarını devlet kendisi sahiplenmeli, en güzel bir şekilde eğitmeliyiz. Onları ayağımıza değil, bizler her bayramda ,o ilin ve ilçenin mülkü amiri olarak onları evlerinde ziyaret etmeliyiz..Onların cenazelerini ,İslami kurallar içinde defnetmeliyiz.Onların kanı üzerinde siyaset ve hamaset yapmamalıyız. Şehitlerimize Allahtan rahmet diliyoruz, gazlerimize sağlık ve afiyetler diliyoruz. Biziler büyük bir devletiz, bizler millet olarak asil ve şahsiyeti yüksek olan, bir ecdadın çocuklarıyız..Şehit ve gazilerimiz, savaşlarda bu ülkeye aziz canlarını nasıl göz kırpmadan vererek nasıl sahip çıktılarsa, şimdi bizlerde o hassasiyet içinde onlara sahip çıkmalıyız., onları üzecek bir durum ve ahval içinde olmamalıyız.
Şenay ÇOBANOĞLU
Şenay -- 18 September, 2011 04:50:37
avatar
AFFINIZA SIĞINARAK,SILADA KUTLANAN, RAMAZAN BAYRAMIN DAN, DUYGU VE HÜZÜNÜ BİRLİKTE YAŞADIĞIM VE GÖZLEMLEDİĞİM BİR ANIMI,SİZ DEĞERLİ OKUYUCULARIMLA PAYLAŞMAK İSTİYORUM;
Tek başına gerçekleştirdiğim bir sılayı rahman ziyaretimdeki,seyahat yolculuğum sırasında yaşanmaması gereken,ilginç bir tabloyu kamuoyu ile paylaşmak istedim.Kusura bakmazsınız, lütfen beni anlayacağınızdan eminim.
Bir ramazan bayramı münasebetiyle,sıladaki eş ve akraba ziyareti yapacağım,bir seyahat ettiğim yoluculuğum sırasında,insanlara pes ettirecek çok ilginç tablolarla karşılaştım.
27.08.2011 Tarihinde Konya’dan Muş’a bir doğu ana doluya ayıt, bir otobüs firmasıyla, güzel bir yolculuk yaptıktan sonra, Muş’a annemin ramazan bayramını mübarek elini öperek kutladım ve yavrusu için içten samimi olarak yaptığı o güzel duasını almaya hak kazanmıştım.Annem benim Muş’a onun için geldiğimi görünce ,sanki kanatları varmış göklere uçuyordu.Gözlerinde sevinç ışıkları parlıyordu, yüzünden o güzel tebessümleri ve gülücülükleri eksik olmuyordu.Çok mutluydu kendisi.Çünkü yalnız başına, bir koltuğa bağımlıydı ve tüm günü böyle geçiriyordu.İnsan yüzüne hasret ve hal hatırını soracak insanları özlemişti.Kendisi sağlık koşulları uygun olmadığı için,çocuklarının yanına gidecek pozisyonda değildi, çocuklarının onu ziyaret etmesini hep beklediği için, görmesi için, gözleri odanın dış kapısındaydı, biri kapıyı açtığında , torunu Yusuf veya Nisa nura gelen misafirin kim olduğunu sorardı.Bayram arifesinde, ansızın ona bir telefon ettiğim esnada, bana telefonda sitem dolu sözlerle cevap veriyordu.Yavrum neden beni ziyarete gelmiyorsunuz.Benim halimi görüyorsunuz, neden beni sormuyorsunuz,bu bayramda sizlerin benim bayramımı ziyarete gelmeni bekliyorum diyordu.Tabi bende telefon konuşma sırasında, onu kırmamak için tabi annem üzülme, en kısa zamanda yanına gelmeye çalışacağım dedim.İnanamayacaksınız ben o an ilk bir şey yaptım.İnanırımsınız yolculuk için hiçbir hazırlığım yoktu,ailem ben telefonla konuşurken, oda bayram temizliğiyle uğraşıyordu.Eşim bana döndü kiminle konuşuyorsun, dedim hanım annem bana çok kırılmış, bana sitem gibi sözler cevap veriyor, ben bu bayrama onu ziyaret edeceğim dedim. Eşim bana dönerek,tabi ki o senin annen onu bayramda ziyaret etmen, senin tabi hakkındır, bunda başka ne düşüne bilirsin, hemen otogara git o yöne gidecek otobüslerden bilet bulabilirsen hem muşa annen ramazan bayramını kutla o mübarek ellerinden hepimiz için öp ve hayırlı duasını al dedi.Bende hemen bir vasıtayla binerek,kendimi oto gara attım, tüm doğu firmaların yazıhanelerini tek,tek dolaştım, maalesef hiç birinde doğu istikametine gidecek hiçbir otobüs firmasında bir bilet bulamamıştım, çok üzgündüm çünkü annemin bayramını ziyaret etmeye kendimi adapte etmiştim.Otogar içinde bir o yana bir buyana koşuşturmalarımı devam edince,bir doğu firmasının yazıhanesin den bir görevli, bana seslendi, bey efendi eğer tatvan’a kadar gidersen, elimizde bir doğu istikametine gidecek bir otobüs firmasından bir bilet var, onu sana verebilirim,istersen bir düşün dedi.Bende düşünmeme gerek yok, o bileti bana sata bilirsin dedim. Hemen o bileti o otobüs firma yazıhanesinden aldım. Cep telefonuyla evi arayarak eşime bu sevinçli haberi verdim ve ben eve gelirken yolculuk çantasının hazırlanmasını söyledim. Eve geldiğimde eşim yolculuk çantasını hazırlamış idi. Yolculuk çantacımı aldım, yola koyuldum.Anneme ve diğer muştaki yakınlarıma bayrama geleceğimi gizleyerek, onlara bir bayram sürprizi yapmak istedim. Bayrama bir gün kala, ertesi sabahı saat onda, annemin kaldığı dairenin kapısını çaldım.Tabi bana kapıyı yeğenlerim den biri kapıyı açınca, onun sevinç çığlıklarıyla annemin haberi oldu. Annem benim bayram ziyareti için aniden geldiğimi görünce, sanki uçuyormuş gibi,çok sevinç ve mutluluk içindeydi.Bende onu görünce onun bu şekilde neşeli ve mutlu oluşu, beni de mutlu kılmıştı.Bu bayram ziyaretimin esnasında,Diyarbakır’dan amcazademlerim benim Muş’a bayram ziyaretimi duyunca, sağ olsun değerli baba dostumuzdan birileri özel arabalarıyla Muş’a gelerek,bizim Muştaki ailemizdeki tüm akrabalarımızla bayramlaştıktan sonra,bu baba dostumuz bana dönerek ne zaman Konya gideceksin, bende kendilerine Allah nasip ederse, yarın gitmeyi düşünüyorum, çünkü benimde gurbete ailem ve çocuklarım var onları kendi başlarına yalnız bıraktım, onlarında biraz düşünmem lazımdır dedim. Çok şükür bu ramazan bayramı vesilesiyle, Muş’a gelerek annemin bayramını kutladım o mübarek elini öptüm, çok şükür kendilerini iyi gördüm ve onunla bu bayramı akrabalarla birlikte çok sıcak ve mutlu bir şekilde kutladık.Şimdi yolcu yoluna, Konya’ya dönme zamanı dedim.Baba dostu amcazadem H.Bahri ÇOBANOĞLU, bana dönerek dedi amca oğlu, ben akşama Diyarbakır’a dönüyorum istersen gel birlikte, Diyarbakır’a gidelim, bir gece benim Diyarbakır’daki evimde misafir olursun, daha sora ertesi sabahı seni Ergani’deki baba Hazretlerini de ziyaret etmiş olusun, daha sonra benim İstanbul seferi yapan otobüsümle seni akşama Konya’ya yolcu ederim diyince,Allah bilir ya benimde işime geldi, çünkü özel arabayla böyle bir fırsatı tepemezdim, baba dostumuza dönerek tamam dedim,senin bu teklif baha ilaç gibi geldi dedim ve teklifini kabul ediyorum dedim.Diyarbakır’a gitmek ve oradaki akrabalarla uzun zaman oldu ziyaret etmemiştim.
Onları da bu vesileyle bu hasretliğimizi gidermiş oluruz ve oradan, Diyarbakır’a bağlı olan Ergani’ ilçesinin üst kısmındaki kabristanda yatan değerli baba hazretlerini de bu vesileyle kabrini ziyaret etmiş oluruz dedim.Diyarbakır’dan gelen baba dostumuz olan,akrabamız hemen bana dönerek,haydi Şenay hemen hazırlığını yap ki kısa bir süremiz var bu süre içinde karanlığa kalmadan, Diyarbakır’a bağlı kulp deresini gündüz yol kat etmemiz lazımdır, geceye kalırsak, çünkü buralar tekin bir yer değil dedir. Söylediği teklif bana çok cazip gelmişti, hemen hazırlığımızı yaptık, Muş’taki eş ve dostlardan kısa bir süre içinde vedalaşarak, iki erkek kardeşimle ve amca zade olan baba dostumuzla yola koyulduk.Kulp deresinden yolumuza devam ederken, Diyarbakır sınırına kadar yollar çok düzgündü, ondan sonra yollarda çok büyük çukurlar oluşmuştu, bu yollardan seyahat etmek çok kolay değildi, çünkü araba çekirge gibi zıplıya ,zıplıya yolumuza devam ediyorduk, içimiz dışımıza gelmişti.Çok korkunç yüksek yalçın kayalar arasından yolculuğumuza devam ettik.Bu meskun mekanlar tam bir terörist yatağıydı.Her tarafımızda teröristlerin gözeticiliğini yapan kulaklarına dayamış cep telefon ajanları kaynıyordu.Kulp’u geçtik ten sonra miligan diye kulpa bağlı olan ata yadigarı olan bir akrabalarımızın evine geçici kısa bir sürede olsa mola vererek misafir olduk.O köy’de yol yok, o köy’de su yok, O köyde kısacası hayat yok.Tuvalete çıkmak icap etti, bana naylon bir ibrik ve içinde su getirdiler, tuvaleti sorduğumda, evin dış açık alanı o kısmındaki açık araziyi gösteriyordu.Orda mecburdum oraların kurallarına uymaya, o şekilde de oldu.Suyu sordum , niçin suyunuz yok, bana döndü ev sahibi, köyümüzde çeşme var, yalnız kulp kaymakamı bizim suyu kesmiş vermiyor.Zaten daha öncede askeriye bu köyleri yakıp bizi göçe zorlamıştı, ama bizler bu köy hayatına alışmıştık, şehirde yaşamayı beceremeyiz diyorlardı.Devlet bizleri buradan göçe zorluyor,ama bizler elimizden geldiği kadarıyla kendi ecdat topraklarımızı terk edemiyorduk çünkü bizlerin işimiz ve aşımız burada,şehre göç edersek bu işimizden ve aşımızdan oluruz.Bu yerler dağlıkta olsa, yamaçlarındaki toprakları kazıp ve eşeleyip bazı sebze ve meyvelerimizi yetiştiriyoruz.Bu dağ yamaçlarında hayvan sürülerimizi yayıp onların gıdalarından besleniyoruz. Bu hayvanlardan budaki yaşam koşullarımızı devam etmek için, yeterince besin ihtiyacımızı karşılıyorduk, şimdi size söylemek istiyorum, uzun bir zamandır atadan bu kakın zamana kadar , ecdadımızdan böyle gördük, onlarda geçmiş zaman içinde bu şekilde yaşam hayatlarını sürdürüyorlardı.Bizlerde bu hayatı onlarda gördük ve bu hayata alıştık, buraların soğuk ve ayaz kışına alıştık. Devlet bize burada çiftçilik ve hayvancılık konusunda bize yardımcı olsun.Bize iyi ıslah etmiş büyük ve küçük hayvanlar versin, bize bu arazi şartlarına uygun birer köy evi yapsın, bizler buraya alışığız bizler buradan başka yere göçe zorlarlarsa bizim hayatımız altüst olur, ailemiz bu çorak dağlarda olsa, bizler gözümüzü burada açtık.Çocuklarımız bu şartlarda yetiştirdik.Eğer her hangi bir şehre göçe zorlarlarsa, yaşantımız alt üst olur,çocuklarımız rahat bir hayatı görürse, bizleri bırakıp, şehirde başı boş gezen çocuklara takılır,Allah korusun çocuklarımızın başına kötü şeyler gelebilir. Çocuklarımızı şehirlerde zapt edemeyiz, üstelik göç ettiğimiz yerde, devletimize bir faydamız olmaz zararımız olur.Bu hususta gitmemekte kararlıyızdır, başka bir çaremiz yoktur. Burada yaşayan bu köylünün konuşmalar beni çok etkilemişti, kendi kendime dedim,halbuki bana bu çorak yerlerde, can güvenliği yok, yaşama standardı bu bölgede çok zor koşullar altında olduğu halde,buralarda bana tam donanınmış bir lüks villa verseler ,bu mekanda bir dakika bile durmam.Çünkü insanın yaşamasını gerçekleştirecek o insan hayatının yaşamasını devam edecek o unsur olan o koşullar yok buralarda .Buna rağmen oradaki haya alışmış olan bu yurttaşımız,oralarda yaşamak istiyor.Bunların düşüncelerine saygılı olmamız lazımdır, çünkü oralarda bu ülkenin topraklarının bir parçasıydı.Herkes bu ülke topraklarının üzerinde her yerinde serbest yaşama hakkı vardır.Buradaki yaşayan insanlarımızda devletimizden çok şey istemiyor, bu dağlık yerlerde yaşayabilmeleri için, orda bir insanın yaşayacak koşulları gerçekleştirmektir. Önce o insanımızın can güvenliğini tesis etmek lazımdır.Daha sonra diğer koşulları yerine getirebilir.Çünkü orda insan var ,yaşama koşulları çok zor. Önce can güvenliğin yok.Bakkal çakal ve devletimizin hiç bir yatırımı yok.Ancak oralarda at ve katır ve eşekle ulaşımlarını sağlıyorlar.Bırakın sağlık koşulları, gece gündüz teröristler hep ilçe ve köylerinde halkın içinde,Orda ki halk iki vergi vermektedir. Bir devlete diğeri teröre vergi veriyor.Ama orada hiç bir devletin güvenlik gücünü göremiyorsunuz.Bizi bile daha sonra fark ettiler,Diyarbakır’a sağ selim gidene kadar Allah’ımıza dua ettik.Bir daha o yolu asla ve asla kesin olarak kullanmayacağıma kendi kendime söz verdim.Çünkü o çevrelerde tam bir kandil havası esiyor , insanlar çok korkutulmuş ve korku içinde yaşamaktadırlar.Üstelik devletimizin askerleri birkaç defa yakmış ve halkı göçe zorlamış. Ama oradaki halk geçimini hayvancılıkla sürdürüyor.(Orda bir yaşayan bir vatandaşlarımız bir operasyonu şöyle anlatıyor. Askeriye köyümüze girdi, Muhtar hepimizin dışarıya çıkmamızı söyledi ve bizler çoluk çocuk hep birlikte köyün damına yüksek bir yerine çıkarıldık, askerlerin operasyonunun bitmesini bekliyorduk.Asker silahına süngü takarak,köy evlerimizin içine girerek , köy evlerimizi darmadağın ederek, yiyecek iaşemiz olan o erzak ve gıdalarımızı evin ortasına dökerek , bulgurun üzerine şeker, şekerin üzerine tuz, tuzun üzerine unu döküp hiç birinden faydalanamayacak bir duruma getirmişlerdi,Çocuğum bana döndü baba askerlerimiz neden evimizi bu harabe durumuna getirdi. Biz devletimize ne yaptık ki,Devlet bizi teröristlerin elinden kurtarana kadar, teröristin bize bu şekilde zarar vermediğini, devlet neden bize bunu yaptı.Dedim oğlum, bu gelen devletin askerleri bizim lisanımızı yani konuştuğumuz dilimizi bilmediği için,bizlerin her konuşmamızı devletin aleyhinde konuşulduğu gibi yanlış anladığı için, bizi teröristlere yataklık yaptığını zannediyorlar, o yüzden böyle davranmaktadırlar.Bizim konuş tuğumuz dilimizi, bu askerlerin içinde bilen olmadığı için, bizle kendi meramımızı devletin askerine anlatamadığımız için bu durumları yaşıyoruz ve bu hakaretlere mahuruz kalıyoruz.Eğer lisanımızı bilen birisi olsaydı devletin askerinin içinde belki bu hakaretlere mahuruz kalmazdık.)Değerli, dostlar ben size ne kadar oranın olumsuz havasını anlatmaya çalışsam , oranın o ağır koşullarındaki hayatlarını sürdüren insanların hakkındaki olumsuz havayı anlatamam ama sizler oralara gidip beş duyunuzla oradaki o acı manzarayı görürsen,o terör havasını teneffüs edersen, o zaman burada yaşayan insanları anlıya bilirsiniz ve bu yerlerde yaşayan insanların görüş ve düşüncelerine katılabilirsiniz. Eğer oralarda bu vatan toprağı ise, bu ülkenin savunması için orda ki insanlarda yurt savunması için çocuklarını orduya seve, seve asker olmak için gönderiyorsa, devletine kendi kazanç üzerinden vergisini zamanında ödüyorsa . Kısacası orda yaşayan insanlarımız bizlerin bir yurttaşı ise,oralarda bu insanımızın, insanca yaşamalarını ve o yaşama koşullarını devletimiz mecburi bir şekilde tesis etmesi lazımdır ve o insanlarımıza devletimiz sahip çıkmalıdır.Devletimiz o insanlarımıza karşı görevini layık ki bir şekilde yerine getirmelidir. Orda yaşayan insanlarımız devletimizi çok, çok seviyor.Ama orda görev yapan devletin üst ve alt kademedeki memurları uzman olmadıkları için, oradaki halkın dilini ve kültüründen uzak olduğu için, görevlerini layık bir şekilde yerine getirmiyor.Bu yüzden bu yerler ve mekanlar teröristlere meydan olarak terk edilmiştir, halk korkutulmuş ve halk sömürülüyor ve halk çile ,zülüm içinde yaşamını sürdürüyor.Orayı gidip görmek lazım, uzaktan ahkam kesmek çok kolaydır. Çünkü oralarda bir vatan toprak parçasıdır. Ama kaderine terk edilmiştir.Oranın arazi koşullarını iyi bilen ayrıca lisanını iyi bilen uzman,devlet memurlarının atanması lazımdır.Oradaki insanımızla iyi diyalog kurulması lazımdır. Kuru sıkı atarak oraya barış huzur getiremezsiniz.Orda bir gece oradaki insanlarla birlikte korumasız bir aileye misafir olun, o gece yaşadıklarınızı gözlerinizle görmüş olursunuz. O yurttaşlarımızın çektiği sıkıntıları bir nebzede olsa paylaşmanız lazım ki, kendinize kötülük istemediğinizi o koşulları oradaki insanlara nasıl reva görürsün, orda işte bunu ve daha fazlasını gözlerinizle göreceksiniz.Kuru sıkı atmakla orasına barış ve huzur getiremezsiniz.Oraya gidip ,oradaki ağır koşulları birde gözlerinizle görmeniz lazımdır.Sevgi ve saygılarımla. 09/09/2011
Ş.Ç
Şenay -- 27 September, 2011 03:13:01
avatar
MİLLET AĞLIYOR,VATAN ŞEHİDİNE
Hiçbir düğün gördün mü, sessiz sedasız
Başlar yere eğri, ağzı bıçak açmıyor.
Herkes göz dikmiş, kırmızılı tabuda,
Hıçkıra, hıçkıra ağlıyor vatan şehidine.


Görmedim alışık olmayan seline.
Sesiz bir bulut, kaplamış üstüne.
Tanıdık tanımadık, hepsi üst üste.
Kardeşçe omuz verdiler, vatan şehidine


Bir ses yavrum diye bağırıyordu,
Yatan yavrusunu içten çağırıyordu.
Tekbir sesleri, yeri göğü vuruyordu.
Dualarla eller açmış, vatan şehidine.


Bir yiğidi vurmuşlar, satılmış itler,
Batının Siyonist ajanları sirkte.
Gözyaşı sel olmuş ıslak suratlar.
Hepsi içten bakıyordu, vatan şehidine.

Peygamberimizin ismidir, asker mehmedim.
Peygamber ocağıdır, ordumun neferim.
Avucunu açmış bekler peygamberim.
Millet sel olmuş hüzünle bakar, vatan şehidine.
Şenay ÇOBANOĞLU-26.09.2011
Şenay ÇOBANOĞLU -- 08 October, 2011 12:03:14
avatar
Sayın Başbakanımızın sevgili annesi muhterem hanımefendi, Tenzile Erdoğan hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhumeye Allah’tan rahmet, sayın Başbakan R. Tayyip Erdoğan’a ve ailesine başsağlığı dilerim. Mekânı Cennet Olsun. dedi

Musallabağları Mahalle Muhtarı Şenay ÇOBANOĞLU 07/10/2011
Yorum Gönder comment
Add to Technorati
Etiketler
Bu haberi degerlendir
3.50
Powered by Vivvo CMS v4.0.3