Muhtarlar Milletvekiline dert yandı
AK Parti İlçe Teşkilatı, Milletvekili Recep Koral’ın da katıldığı yemekli toplantıda Sarıyer’deki muhtarlarla bir araya geldi.
AK Parti Sarıyer İlçe Teşkilatı, Milletvekili Recep Koral’ın da katıldığı yemekli toplantıda Sarıyer’deki muhtarlarla bir araya geldi. Mahallelerle ilgili sorunlarının konuşulduğu toplantıda muhtarlar adeta dert yandı.
Tarabya’daki Urfadan Restoranda düzenlenen toplantıya, AK Parti İstanbul Milletvekili Recep Koral, İlçe Başkanı Hüseyin Özdemir, İl Genel Meclis Üyeleri Aydoğan Cevahir, Ali Düşmez ve Sarıyer’deki birçok mahalle muhtarı katıldı. Mahalleleriyle ilgili sıkıntılarını anlatan muhtarlar özellikle Büyükşehir Belediyesi’nin ilgi alanındaki ana arterler ile ilgili hizmetlerin eksikliğini dile getirdiler. Bazı muhtarlar vakıf arazileri ile ilgili Sarıyerlilerin merak ettiği soruları sorarken, bazı muhtarlar ise Sarıyer Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesi’nin bazı sorunların çözümünde birbirlerine pas attığını ve bu nedenle hizmet alamadıklarını söylediler.
“Sarıyer Belediyesi’ni takip edeceğiz”
Açılış konuşması yapan AK Parti İlçe Başkanı Hüseyin Özdemir, “Muhtarların sesi bizim için çok önemlidir. Hükümetimiz ve Büyükşehir Belediyemizle hizmetlerimize devam ediyoruz. Sarıyer Belediyesi’ni de takip edeceğiz. Yapılan yanlışları ve eksikleri ilgili yerlere taşıyacağız. AK Parti olarak verdiğimiz bütün sözlerin arkasındayız. Seçim vaadi olarak ne söylediysek takipçisi olacağız. Tapu meselesi vardı. Sarıyer’de mevcut yönetim bunu dillendirmeye başladı. Biz bu işin mimarı olarak tamamına ermesi için elimizden geleni yapacağız. Hiçbir zaman engellemeye çalışmadık aksine bir an önce çözüme kavuşması için çalıştık. Bu konu Büyükşehir ya da Sarıyer Belediyesi eliyle olur önemli değildir. Önemli olan vatandaşların tapularını almasıdır” dedi.
“Sarıyer Belediyesi topu taca atıyor”
Toplantıdan önce balıkçılar ile görüştüğünü söyleyen Özdemir, “Sarıyer Belediyesi topu taca atıyor. ‘Sarıyer Belediyesi bunu yapamaz, Büyükşehir Belediyesi yapacak. Gidin ilçe başkanıyla konuşun’ deniyor. Burada Sarıyer Belediyesi’nin de yapacağı şeyler var. Herkes taşın altına elini sokacak. Bunu direk bizim üstümüze atmasınlar” dedi.
Özdemir’in konuşmasından sonra söz alan Recep Koral, “ Sarıyer’in merkezi yönetimi ilgilendiren sorunlarını tespit edip, ilgili yerlere bildirip takip etmekle görevliyiz. Buradaki amaçla biraradayız” dedi.
Sarıuçak, “AK Parti muhtarlardan kopuyor mu?”
Darüşşafaka Mahalle Muhtarı ve Sarıyerli Muhtarlar Derneği Başkanı Hüseyin Sarıuçak, “Adrese dayalı nüfus sistemi önemli ama muhtarları mağdur ediyor. Neredeyse milletvekili kadar oy alarak seçilmiş muhtarlarımız var. 299 TL maaşla geçinmek zorunda kalıyorlar. Bu da AK Parti muhtarlardan kopuyor mu? sorusunu akılarımıza getiriyor. Bir de Büyükşehir Belediyesi tarafından ADSL’lerimiz kesildi. 29 TL çok mu pahalı geldi. Bunu merak ediyoruz. Hükümet olarak muhtarları biraz düşünürseniz çok mutlu olacağız” diye konuştu.
Toplantıda söz alan muhtarlar, Sarıyer’deki hastane projesi, asfalt çalışmaları, vakıf arazilerin takası ve daha birçok konuda Milletvekili Koral’a soru yönelttiler.





Yorumlar (18 Yorum):
27 Ocak 2010 Çarşamba 16:21
Başbakanın 2008/8 genelgesiyle zor durumda kaldıklarını belirten Muhtar Şenay Çobanoğlu, 330 TL olan maaşlarının yükseltilmesini ve sosyal haklardan yararlanmak istediklerini söyledi
Başbakan’ın 2008/8 genelgesi yürürlüğe girdiğinden itibaren muhtarlar tepki gösteriyor. Genelgeyle birlikte yetkilerinin ellerinden alındığını, fakat 200’e yakın sorumluluğun kendilerine yüklendiğini belirten muhtarlar sosyal açıdan iyileştirme bekliyor. Muhtarlar genelge ile ikametgâh belgesi ve bazı belgelerin artık kamu kuruluşlarınca Kimlik Paylaşım Sistemi (KPS) ile verileceği ve muhtarların artık hiçbir görevi kalmadığı yönündeki haberlerden son derece rahatsız. Nüfus cüzdanı örneği, ikametgah gibi vatandaşın ihtiyaç duyduğu evrakların artık kurumlar tarafından verilmesinden şikayetçi olmadıklarını belirten muhtarlar, ancak muhtar maaşlarının asgari seviyeye çekilmesini, kendilerine yer verilmesini ve giderler konusunda yardımcı olunmasını istiyor. Musalla Mahallesi Muhtarı Şenay Çobanoğlu, 330 TL muhtarlık maaşı verilmesine karşın mühür yetkisinin alınmasının kendilerini zor durumda bıraktığını söyledi.
“MASRAFLARIMIZI KARŞILAMAKTA ZORLANIYORUZ”
“Almış oldukları 330 TL ödeneğin en düşük Bağ-Kur primi olan 300 TL’yi bile zor karşılamaktadır” diyen Çobanoğlu, “Muhtarlarımız büro, kırtasiye, telefon, su, kira, internet ve elektrik masraflarını bu ödenek ve Valilikçe açıklanan yıllık mühür ücretlerinden karşılamak zorundadırlar. Ancak genelgeyle muhtarların mühür ücreti karşılığı verdiği belgeler elinden alınarak, ilgili kurumlara verilmesiyle masraflarımızı kendimiz karşılıyoruz” dedi. Muhtarların yetki ve sorumluluk yasasının günün koşullarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini aktaran Çobanoğlu, muhtara verilmeyen değerin halka verilmemiş sayılacağını kaydetti. Çobanoğlu, 1970 yılından itibaren kanun ve kararnamelerle muhtarlara 200’e yakın görev verildiğini aktararak şöyle konuştu: “Mahallede asayişin sağlanmasında karakola, tebligatların yapılmasında postacıya, tahsilâtta vergi memuruna, yoksul, yaşlı ve kimsesizlere yardım yapılmasında Valilik ve Kaymakamlıklara, seçimlerde seçim kurullarına yardımcı olmak, mahallede meydana gelen yeraltı ve yerüstü arızaları takip etmek ve ilgili yerlere bilgi vermek gibi 200’e yakın görevi vardır. Muhtarlık kurumu yerel yönetimlerin temel birimini oluşturmasına karşın, bu güne kadar yapılan yanlışlıklar sonucu zorluklar yaşamaktadır.”
“DİĞER SEÇİLMİŞLERE VERİLEN HAKLAR BİZE DE VERİLSİN”
Hiç bir muhtarın kendisini seçen kişilerle mühür ücreti vesaire para konusunda karşı karşıya gelmeyi istemeyeceğine dikkat çeken Çobanoğlu, ancak muhtarlık maaşının yükseltilmesini ve diğer seçilmiş kişiler gibi devletin tanıdığı haklarından yararlanmak istediklerini bildirdi. “Ellimizden mühür yetkisi alındı fakat sorumlulukta memurla aynı seviyedeyiz” diyen Çobanoğlu, “Muhtarlar olarak üstlenmiş olduğumuz sorumluluklar, çok büyüktür. Gece gündüz demeden çalışmaktayız. Bunu karşılık maaşlarımız asgari ücretin altında. Memurlar gibi sosyal haklarımız yok. Ama iş sorumluluğa geldiğinden memurla aynı seviyedeyiz. Bu bakımdan muhtarla ilgili kanun teklifinde bu hususlar göz önünde alınmalıdır” diye konuştu.
HASAN AYHAN
Ben her sabah erken,Muhtarlık kapısında,
Halkını özlemiş oturmuş dertli masasında.
Halkını güler yüzle,tatlı dille,karşılar odasında.
Derdini dinler,çare arar,kimse yoki arkasında.
Kışın halkı üşümesin,mutfakta tenceresi pişsin.
Üstü başı iyi olsun,gururu hiç incinmesin.
Muhtarlıktan çıkınca,hep yüzleri gülsün.
Derdi ,çilesi benim olsun,o hep yüzü gülsün.
Devleti temsil eder,devlet ona hiç bakmaz.
Devlet kurumları gibi,gideri karşılanmaz.
Elinden yetkisi almış,sorunlarıyla ilgilenmez.
Sorunlarıyla kalmış başbaşa,devlet sahiplenmez.
Şenay ÇOBANOĞLU
Sanırım mahalli idarelerden sorumlu olan,yekililer,bu kurumlara bazı yetkiler vermeli,ve giderlerini karşılamalı ve sağlık güvencelerini devlet kendisi ödemelidir.Saygılarımla
Adınız Soyadınız:
Mail Adresiniz:
AnasayfaGüncel OlaylarYazarlarEğitimYitik İlanıDuyuruİLETİŞİMFoto GaleriARŞİV
İSTATİSTİKLER
15 kategori altında, toplam 941 haber bulunmaktadır.
Bu haberler toplam 343602 defa okunmuş ve 1524 yorum yazılmıştır.
ARAMA
-- Tüm Kategoriler --Güncel OlaylarYazarlar- Bayram Türkmez- Nurullah Aydın- Ferruh Sidar- Mevlüt Güneri-emekli ögretmen- Kelami Akgül -eğitimci- Adige- Yahya Kara (Lise Ögrencisi)Eğitim- Genel Eğitim- Gölbaşı EğitimiYitik İlanıDuyuruİLETİŞİM
GÖLBAŞI HABERLERİ
www.bolatcikkoyu.com
BİR MUHTARIN FERYADI...NE OLACAK BU MUHTARLARIN HALİ...
Kategori: Güncel Olaylar | 7 Yorum | 736 Okunma | Yazan: baytürk | 13 Ocak 2010 01:35:12
Ne olacak,bu muhtarların hali.Sayın baştaki,ülkemizi idare eden,muhterem ilgili makamın koltuklarında zaptu rap altına alan,dokunmazlık zırhrına bülünmüş idarecilerimiz.Bizler kıymetli oylarımızla,sizleri meclise niçin göderdik,halkımızın sorunlarına çare bulmak için,ülkeyi her yönü ile,kalkındırmış ve mamur hale getirmiş,insanları mutlu ve huzurlu,hepsine aş ve iş bulmak için ,gece gündüz demeden,halk ve ülkesi için çalışın diye sizleri,biz değerli oylarımızla,köyümüzde,ilçemizde ve ilimizde,oylarımızla sizleri destekledik,ve sizleri meclise gönderdik.
BİR MUHTARIN FERYADI...NE OLACAK BU MUHTARLARIN HALİ...
Şenay Çobanoğlu!
"Ne olacak,bu muhtarların hali.Sayın baştaki,ülkemizi idare eden,muhterem ilgili makamın koltuklarında zaptu rap altına alan,dokunmazlık zırhrına bülünmüş idarecilerimiz.Bizler kıymetli oylarımızla,sizleri meclise niçin göderdik,halkımızın sorunlarına çare bulmak için,ülkeyi her yönü ile,kalkındırmış ve mamur hale getirmiş,insanları mutlu ve huzurlu,hepsine aş ve iş bulmak için ,gece gündüz demeden,halk ve ülkesi için çalışın diye sizleri,biz değerli oylarımızla,köyümüzde,ilçemizde ve ilimizde,oylarımızla sizleri destekledik,ve sizleri meclise gönderdik.
Ama sizler mecliste ne yapıyorsunuz.Kişisel meselenizin kavgasını ,meclise taşıyıp, 70 milyon ülke insanın gözönününde,devlet adamlığına yakışmıyan,milletvekillik sıfatına yakışmıyan,durumlarda meclis çatısı altında,nehoş olmıyan manzaralar sergilemektesiniz.Bizler bu görüntüleri izlerken,çok üzülüyoruz.
Bütün aile olarak,baba sakin kafayla işe gidemiyor,çocuk okulda yeterince öğretmenini dinliyemiyor,anne kendisinde yerattığı güvnsiliğin içinde ev işleriyle ilgilenemiyor.Sanırım bu meclisteki olumsuz hava,tüm halkımız tarafından,yarına güvenle değil karamsarla bakmakta.Yeter! yeter! allahaşkına bu ülke için yararlı bir şeyler yapmaya çalışın.
Siyasi polniğinizi ,idolonojinizi düşüncenizi bir tafa bırakarak.Bu gün Çanakale,dumlupınarda,sakaryada hiçbir idoloji,mezhep,ırk,inaç,renk,dil ve niçe düşüncelerin olduğu bir ülkede,bir bayrak bir vatan için ,bu düncelerimizi hoş görüyle bakarak,bir vucut olduk,yedi düveyle karşı savaştık,bu ülke için hepimizin dedelerinden bu birisi bu vatan için şehit olduklarını gördük,Çanakale açık hava müzesi,bu tarihi vakalar bu halkın isterse buütün egolarını bir tarafa bırakıp,bu ülkenin düşmanları karşısında bir araya gelip,tek vucut olacağını biliyor.Bu ülke insanlarının arasına tefrika çırarıp,onları bölük pörçük edip yok olmaları için çalışan dış güçler,bu hakı birliğini ve dirliğini bölemezler,bölmek için uğraşsalarda ,bu halk bölünmesi için onlara müsaade etmiyecek.Biz işte böyle bir milettiz.
Türkümüzle,kürdümüzle,lazımızla alevimizle ve gürcümüzle biriz birlikte yaşamayı seviyoruz.her kusurumuzla hoşgörülüyüz.Kısacası her olumsuzluklara durumundada olsa,bizler biribirimizi seviyoruz.Seçilmiş idarecilerimde bu tabandaki bu kaynaşmayı,bu birlik ve dirliği meclise taşımalarını istemekteyiz.Yeter meclis çatısı altında,halkın göz önünde didişip ve itişiyorsunuz.Bunlar güzel görünümler değildir,halk kendisi ve ülkesi hakkında,iyi karalar ve kanunlar çıkarmanızı bekliyor. Hala dikta ve darbe rejimlerin anayasasıyla idare ediliyoruz.Önce ülkemize ve ülke insanlarımıza layik bir anayasasını bütün halkımızın irtifakiyle ortaya koymamız lazım.Bugün medeni ülkeler kendi ülkesini daha kalkındırmış ve mürefeh bir duruma çalışırken,bizlerin konumumuza bakın,dış ülkeler her konumumuzu tartışmaya başladı.
Önce bir ülke kendi ayağını yere sağlam,basmalı.Kendisine güvenmeli,ülkesinin insanlarıyla,birlik ve dirlik içinde olmalı.Bugünkü ülkemizin manzarası dışarıda hiç güzel görünmüyor.Allahaşkına bu kadar dış geziye çıkıyorsunuz,ikdidardaki idarecilerimiz,muhalefeteki milletvekillerimiz ve diğer kurumların başındaki idarecilerimiz,bir bakmak zahmetinde bulunmazmısınız, diğer ülkelerin,seçilmiş kişilerine,muhalefetki milletvekerine ve kurumların başındaki idarecilerine, kendi ülke insanları için,onların refahı için sabah,akşam demeden,gece,gündüz çalışmakta,ülkelerini,her yönü ile çağdaş ve refah seviyesini yükseltmek için, gece gündüz demeden çalışırken.Bize ne oluyorki ,ülkeyi kargaşalı ve kaoslu duruma getirip,halkı gergin ortamlara sürüklüyoruz..
Halk bu didişmenizden bıktı,televizyon karşısına bu görüntülerinizi izlememek için,televizyon öne gememektedir.Halk kurumların biribiriye didişip,itişmesini,istemiyor.Sizler ne kadar , ülkemizin kurumlarıyle,güzel bir şekilde çalışmaktayız desenizde bu halkımıza inandırıcı gelmemektedir,halk çünkü televizyonda gözlerinin önünde sergilediğiniz manzaraları görmekdedir.Lütfen bu birlik ve dirlik bir araya gelen manzaranızı, halkımıza çok görmeyin,önemli günlerde,yabancı devlet başkanlarına verilen davetlerde, cumhurbaşkanımız,
başbakanımız,muhalefet liderleri,genel kurmayımız ve diğer devlet kurum büyüklerimizi,bir arada görmek istiyoruz.
Bu kurumlar enerjilerini,güzel birikimlerini,bu ülkenin insanlarının refahı için ve ülkemizi her yönüyle çağdaş ve medeniyet seviyelerinin yüksek olan güçlü devletler sıralarına çıkarmasını istemektedir.Bizler ülkemizi ,ülkeyi idare eden tüm kurumlarımızı seviyoruz.Bu ülkeye sahip çıkmalıyız,bu ülke hüriyettini ,bağımsızlığını kolay kolay kazanmadı.
Bugün Çanakale'deki şehitleri ve diğer savaşlarda bir sürü babayiğtler,nine hatunlar,aksakallı nur yüzlü dedelerimizi şehit verdik.Ben yine,bu durumuylada ülkemi ve ülke insanlarımı seviyorum,önlerinde saygıyla eğilıyorum.Saygılarımı sunuyorum.
Bizimkiler 53000 bin nüfusa sahip olan,devletin halkıyla ilk buluştuğu yer, halkın ilk sorununu götüreceği ve derdine çözüm arayacağı,devletin en küçük kurumu olan muhtarlıklarımız.
1924 yılında bu kurumlar nasıl kuruldu,ne gibi yetki ve selehiyetler verildi,şimdi ise ne yazıkki,bütün selehiyetleri ellerinden alımış,işlevsiz,ekonomi şartları ağırlaştırılmış,kapanacak duruma getirilmiştir.Muhtara kimse saygı göstermemekte,verdiği evraka güvenilmemektede,komik bir kurum durumuna düşürülmemektedir.
Bu ayıp devleti idare edenlere aittir,çünkü bu devletin ilk halka açılan bir kurumuydu.Halk yukardaki seçilmiş ve atanmış kişilere kavuşamıyor. O muhtarını kendine daha yakın buluyordu,derdini muhtarına daha rahat bir şekilde aktarabiliyordu.Gidecek bir yeri olmadığı zaman,ona koşar,ondan yardım almaktaydı.(akşam vaktiydi ,muhtarlık ofisimi kapatmak üzereyken, bir hanımefendi ağlıyarak muhtalığa ofisime doğru geliyordu,ağlıyarak muhtarım,bir mahzuratım var,sizlerle görüşmek istiyorum,buyurun dedim,tekrar muhtarlık kapısını açtım,içeriye girdik.Muhtarım sen benim büyüğümsün, sende beni bir kızın gibi dinlermisin.Tabi dedim,baş üstüne,bizler sizin için burada hizmet etmekteyiz.Benim dedi bir gideceğim yerim yok,ailemde beni istemiyor,kocam bu etti kaç yıldır bana çok ağır hakarette bulunmakta, bana çok şiddet uygulamaktadır,bende dayanamadım evi terk ettim, şimdi gidecek bir yerim yok,ne yapayım,bende sizleri kendime yakın buldum,muhtarlığa koştum, iyiki kapatmadan sizlere ulaştım.Lafı fazla uzatmıyayım, Bağlı bulunduğumuz, karakolu aradım, durumu izah ettim,Ordaki baş komser,muhtarım bizim yapacak bir durumuz yok,dedi ve telefono kapattı.
Belediyeyi açtım,o an ordaki danışmana durumu izah ettim,ondanda olumsuz cevap aldım.Baktım hanımefendi benim bu çırpınışımdan,bir şey çıkmadığını,anlayınca, Muhtarım bana bir yol paramı karşılarsan,bu yakın, köyde benim bir akrabam var,ona gideyim dedi.Tabi o hanımefendiyle,o köye nereden araba kalkıyor,sorduk soruşturdu,o köye gidece dolmuşlara bindirdim,onu yolcu ettikten sonra,evime gelebildim.)
Bunun gibi nice örneklerle,karşı karşıya kalıyoruz.Bazende altından kalkamadığımız,sorunlarla karşı karşa kalmaktayız.Halk devletin sıcaklığını yanında,hisetmek istiyor.Devletin en küçük birimide olsun,kendine yakın olduğunu hissettiği zaman mutlu oluyor.Çünkü o yanındaki devletin en küçük kurumu muhtarlık bile olsa,biliyorki telefonu 24 saat açık,evinin kapısından gece,gündüz demeden, gideceği bir devletinin,mahalleyi idare eden muhtarı var yanı başında.
Sizler ne yapıyorsunuz, bu devletin kurumlarını, işlevsiz,elini kolunu bağlayıp,yetkilerini almış,postacının,tebligatını veremediği,mektuplarının bekçisi kıldınız.
Kendi haline terk ettiniz.Bu bilgi çağında,onları bu sistemle buluşturmadığınız halde,imkanlarını kısıtladınız,kendi haline terk ettiniz.Bu gün,bu kurumlar,ülkemizin temel taşlarını,teşkil etmektedirler.Ülkemiz her noktasında,devletin kurumları olarak,onları görürsünüz.Onların evine misafir olursunuz,onların bilgi ışığında çalışmanızı sürdürürsünüz.
Hemen hemen ülkenin her yerinde,onlar 24 saat aileleriyle birlikte nöbet tuttuklarını görürsünüz.Devletimiz bu kurumlara 330 TL ödenek göderirler,bu ödenekle, bağkur ve diğer ihtiyaçlarını giderirler.Dokunmazlığı yok,devlet memurunun en yüksek derecesinden maaş almazlar.Kendi hakkında çıkacak,bir kanun dahi olsa,kendilerine sorulmuyor.Kendilerine ve kurumlarına değer verilmiyerek,onlarla ilgili sorunları,basitten alarak,ilgilenmemektedirler.
Seçimler yaklaştığı zaman,meclis konuşmalarında,muhtarlarla ilgi,bir çok milletvekili konuşma yapmaktadır.Seçildiklerinde tekrar,muhtarlık sorunlarımızı rafa kaldırp,diğer seçim zamanına kadar dokunmazlar.Bugün bir dükkana,misafir oldum.Dükkan sahibiyle,misafirin arasındaki konuşmaya istemiyerek,kulak verdim.Misafiri dükkan sahibine diyor ki,Ahmet abi,ben bir değirmen kuracağım.Devlet kurumlarıyla görüştüm.Bu değirmen fabrikasını kur.Mesrafın yarısını biz devlet olarak,hibe şeklinde ödüyeceğiz.Ben gerekli bilancoyu hazırladım,600,000 TL tutmakta.Hemen başlamak istiyorum.Bu olaylar suyun üzerinde görünen bir kısmı.
Devlet halka geldiğinde ,kiriz var diyor,sanayıcısine geldiğinde bol kepçeden dağıtıyor.Kontrolsuz ve teminatsız.Zaten verdiği kredi hibe.Ben o şahısı görünce,bu ülkeye gece gündüz demeden,çalışan,insanlar neden hakkını alamıyor,diğer yanda,başkaları hiç çalışmadan,birden tiriliyon sahibi olmakta.Bu adaletli bir iş değildi.Bu ülkeye yazık,bu ülke insanlarına yazık.Bu devletin 53 000 bin kurumu olan muhtarlıkların,haklarının iyileştirmesini istiyoruz.Bugün iktidarda olan ,milletvekillerinin,mecliste muhtarlarla ilgili konuşmalarının arkasında olmalarını diler,saygılarımı hürmetlerimi sunuyorum..
/// /// ///
Sayın meslektaşlarım,Milletvekileri,İl ve Belediye Encümeni ayrıca muhtarlar halkımızın tevecüh oylarıyla seçilmişlerdir.Tabi devletimiz,bu seçilen kişilere maalesef adaletli olarak yaklaşmamıştır.
Milletvekili en yüksek devlet memurunun maaşının seviyesinden devletten maaş almaktadır.Sosyal güvenlik pirimlerini devlet tarafından ödemektedir.Milletvekillerine mecliste birer çalışma odası ve sekreteri mevcut.Bütün kırtsıye,halkla iletişimini sağlamak için telefon ve benzeri iletişim araçları bedava.Çalışma odasının elektirik,su ve kira sorunu yok.Muhtarlık kurumu ise, ülkemizde yurttaşlarımızın devlete ilk karşılaştıkları kurumdur.
Mahalle ve köyler,yerel yönetimlerin ilk basamağıdır.Ülkemizde 35,148’i köy,17,805’i mahalle muhtarı olmak üzere,toplam 52,953 muhtarlık bulunmaktadır.Muhtarlarlarımız,köy ve mahallerde yaşayan yurttaşlarımızın ortak sorunlarına çözüm bulmak amacıyla,çaba sarf etmektedir.
Muhtarlık binalarının elektirik,su ve kirasını muhtarlarımız kendi ceplerinden ödemektedir.340 TL ödenek alan muhtarlarımız aldıkları bu ücret.
Açlık sınırının bile altındadır; muhtarlarımız aldığı bu ödenekle kendi Bağ-Kur pirimini bile ödemeye yetmemektedir. Aldığı bu. komik bir ücretle gerçekten güç şartlar altında çalışarak,bulunduğumuz mahalle sakinlerine hizmetmet vermekteyiz.
Bizler seçilirken hiçbir partinin ve siyasi görüşün uzantısı olmadık.Halka tarafsızlığımızı ortaya koyarak,bütün halkı kucakladık.Halkımıza ve mahallemize ne yapabiliriz diye onların tevecühlerine layık olmak için oylarına talip olduk.
Yanlız bu meslek 1924 yılında kurulduğunda büyük yetkileri olduğu gibi sorumluluklarıda vardı.. Gelen yönetimler bu makamların yetkisini almış ama sorumlulukları öylece bırakmıştır.Gelen hükümetler maalesef devletin bu kurumun sorunlarına eğilmemiştir.Bir müesese düşününki bir çok sorumluluk yüklenmiş, ama bu sorumlukları yerine getirmek için, bir yer gösterilmemiştir.Kullandığı kırtasiyeyi karşılıyamamış,halkla iltişimini sağlamak için bir telefon tahsis etmemiştir.
Söyleyin allahaşkına vermeden almak allaha mahsustur. Bu kurumu nasıl ayakta tutabilisiniz.Devletin temel taşlarını teşkil eden bu müesseseler kendi başlarına terk edilmiş bulunmaktadır.Bu müesseselerin yaptığı işleri,devlet bir kurumuyla yürütememiştir..Bu muhtarlıkları ayakta durabilmeleri için,bazı belgelerin onayını elinden almış.Bunun yanında, P.T.T ‘nin ulaşamadığı,itiraz edip alamadığı ve kapalı olup veremediği tebligatlar, mahkeme evrakları ve trafık cezalarını muhtarlara verilmesini uygun bulmuştur.
Muhtarlıkların aldığı bu tebligatlar,vatandaşların alınmasında büyük sıkıntılar,yaşamaktadır. vatandaşlarla münakaşalar içine girmekteyiz.Neden benim evrakımı alıyorsun,ben burada oturmuyorum,adresim burası olmadığı halde neden bu evrakı alıyorsun.Bundan sonlara almıyacaksın,tehditler ve el dalaşmaları olmaktadır.
Vatandaş ağlıyarak muhtarlığa gelmektedir.Benim gidecek yerim yok.Ben fakirim bana yardım et.Kocam beni evden atmış çocuğumla birlikte dışarıda kaldım bir barınağa koy, iyaşemi temin et..Elektirik,su faturamı ödeyemiyorum,bana para yardımı yap.Buna benzer nice olaylarla karşılamaktayız.Bu sorunları bulunduğumuz ilin ilgili mercilerine ilettiğimizde,ben neyapayım,elimizden bir şey gelmiyor.Yani halk kendisine en yakın devlet birimi olarak muhtarlığı görmektedir.Derdini ve sevincini onunla paylaşmaktadır.Çünkü devletin diğer birimlerine ulaşmamaktadır, çünkü bu birimler ona çok uzak.Çünkü biliyor muhtarlık kendi oturduğu mühide yakın,gece ,gündüz gitsem hep açık.Yürüyek oraya gidip işlerimi hallederim düşüncesinde.
Muhtarı kendisine samimi hisediyor.Ona bir güven vermektedir.Ne şartlar altında çalımamızı ancak bizler biliriz.İlgililerden istirhamım lütfen gecikmeden.bu kurumun durumlarıyla ilgilenmelerini istiyoruz.
Bu yüzden tüm meslek arkadaşlarımdan ricam.Bu kurumun sorunlarını bütün devlet büyüklerine iletmek için, telefonla, imel atarak bu şikayetimizi bildirelim.Hepinize sevgi ve sayglarımı sunuyorum.Allaha amanet olun.Bu mücadeleye birlikte devam…devam..devam."
Şenay Çobanoğlu
Ben sizler gibi sahte maskemle ülkeme bağlı değilim. Ben vatanım için şehit olurum seve seve .Ben ay yıldızlı al bayrağımla , vatanıma gömülmek isterim. Ben ezan duymazsam çıldırırım ben özbe öz vatanını seven bir yiğidim.Sizleri
Bu gün malesef, ülkemizi ayakta tutan, kolonlardan biri olan , dinayet eski işlevsizliğini kaybederek , halkın hassas duygularını ve güvencelrini sarsmıştır.
Adalet kurumu desen, aynı şekilde halkın, içinde verdiği kararlar tartışılır vazite gelmiştir.
Sağlık kurumları desen, oda halka verdiği sağlık hizmetleri tartışılacak durumda.
Milli eğim desen, oda halka verdiği eğitim yönünden tartışılacak durumda.
Askerye desen, halkına verdiği hizmete, tartışılacak durumda.
Dinayette desen, oda halk içinde , verdiği hizmet yönünde çok tartışılacak durumları var. Mesala bu kuruma yazın çocuğun kuran kursuna veriyorsun, dini öğrenmesi için, çocuk eve geliyor, baba hoca bizleri kendi bahçesinde iş yaptırıyor, hoca bizden para istiyor, hoca bizle hiç ilgilenmiyor, hoca bizi çok dövüyor,hoca bizi bir çocuğa amanet, edip araba pazarına gidiyor, verhasıl bu gibi sorunlarla halk karşı karşıya gelmektedir. Tabi bu duruma müftülükler seyirci kalmaktadır. Hocaların yaz aylarında çocuklarla igilenmediği için çocuk ,imahalle camisine gitmek istemiyor. Bu durumları, müftülükler çok iyi bilmektedir. Bu hususta müftülüklerin denetim sistemi halkın vijdanları olduğu için, bu husustaki denetimini yapmak istemiyor. Halk her sabah , müftüsünü camide görmek ister, yoksa bu layık sistem bunu onlara müsade edtmiyormu. Tabi bu durumu , müftübeyin oturduğu mahallesakinlerinin takdirine bırakmak istiyorum.
Bakarmısınız şimdi ezaan merkezi sistem, Vaaz merkezi sistemle tüm camiilere bu hizmet ulaşıyor. Tabi imam bey, bu durumda canı sıkılacakki, camiye bile gelipte halkın önü geçip, halka bir namaz kıldırmayı bile, o imamlara zor gelmektedir. Bunuda merkezi sitemle olursa, onlarda kurtulmuş oluyor. İmamların bu durumunuda halkımın takdirlerine bırakıyorum.
Bakarmısın bu rezalete, olacak şeylermi, bu günkü türkiyemizde. Zaten hiç bir kurum , ülkemizde doğru durus işlememektedir. Bir de bu halkın en hassas kurumlarından biri olan bu kurum, böyle yaparsa, vay o ülkenin halkının başına.
29 Mayıs 2010, 20:13
Muhtarlık kurumları en çok, belediye başkanlarına yardımcı oluyor. Mahalle ile ilgili , mahalle sakinlerinin tüm istek ve taleplerini , bağlı bulundukları belediyenin ilgili kişilerine bildirip, belediye başkanlarına yardımcı olmaktadır.
Bunun yanında muhtarlar belediye başkanlarından, umduğu hizmeti alamazlar.
Mahalle sakinlerine , muhtarlar çok güç şartlar altında hizmet vermektedir. Malesef belediyeler, bu husuta muhtarlara yardımcı olmamaktadır. Üstelik muhtarların hizmet anındaki sıkıntılarına , belediye başkanları, duyarsız kalmaktadır.
En çok halkın içinde, halkın sorunlarıyla ilgilene muhtardır, ama devletin tüm kurumlarından, sıkıntılarının gidermesi için, bir yardım almamaktadır. Tüm sorunlarıyla baş başa kalan muhtarlarımızın, şu an ki hali çok acınacak durumda. Devletimiz ivedi olarak bu muhtarların sıkıntılarını giderecek tdbirler alması lazım, yoksa yarın geç olabilir. Saygılarımla.
Birilerin derleriyle detlenebilen toplumumuzda kaç kişi vardır.Yaralarının sarılmasını bekliyen, acılarının dindirmesini istiyen, iniltilerini duyan ne kadar insan var acaba.?
Mahallemin mutluluğu benim mutluluğum, mahallemin insanlarının mutsuzluğu benim mutsuzluğum, yiyebilen babağiyit sayısı nedir, acaba?
Mahallesinin proplemleriyle uğraşmaktan, ihtiyaçlarını gidermekten,gençlerin kahve köşelerinden kurtulması için çaba sarfeden, kaç tane mahalle muhtarı vardır acaba?
(Komşusu aç iken, tok olan bizden değil.) hadisi şerifin neler ifade ettiğini düşünerek, hayatını sürdürmeye çalışan, kaç aile vardır acaba?
Sarılacak yaraların nasıl sarılması gerektiğini, ve kimlerle birlikte sarılmasını düşünerek haraket edene toplumun arzu ve isteklerini, hayatının birinci sayfasına yazabilen kaç tane mahalle muhtarı gösterebilirsiniz acaba?
Mahallesinin yeşil alanlarının çoğalmasını, cadde ve sokak isimlerinin belirlenmesini, insanların rahlıkla cadde ve sokaklarda dolaşa bilmesi, için ortam hazırlıyan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Seçildiği günden beri mahallesindeki eksiklikleri gidermek için çalışan, Örneğin; 1- Mahallesine büyük bir aile parkı yaptırdı. 2- Mahallenin şehre gidiş ve gelişi için, uluşım sorununu, yeni garaj münübüs hatının geçirmesiyle halledilmesi. 3- Mahallesine halkın araçlarını rahatlıkla park etmeleri için, yedi adet oto park yeri yaptırması. 4- Mahalle sakinlerinin sabah spor yapmaları için, mahalle içindeki park içine beş elamanlı bir firdeks aletlerini konulması. 5- Mahallesine bir sağlık ocağı yaptırması. 6- Mahallesine halkın rahatlıkla muhtaralık hizmeti alabilsin diye ,bir muhtarlık ofisi yaptırması. 7- Mahalle içinde eksik kanalizyon borularınını bitirmesi. 8- Mahallesinin her yerini sokak lambalarıyla ışıklandırması ve mahallede hiçbir karanlık yer bırakmaması. Mahalle halkının dertleriyle, istekleriyle ve ihtiyaçlarının gidermesiyle ilgilenen Musallabağlar mahalle muhtarı sayın Şenay ÇOBANOĞLU’ndan bahsetmek istiyorum, değerli okurlarıma.
1999,2004 ve 2009 seçimlerinde Musallabağları Muhtarlığına seçilen Şenay ÇOBANOĞLU seçildiği günden bu güne kadar, mahalle sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sorunlarına çare bulmak için çaba ve gayretlerini ortaya koymuştur.
Mesleğini seven bir kişi,Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU hayatındaki çalışma felsefesi;
Musallabağlar Mahallesinde bir kişi huzursuz ve mutsuz olursa, mahallenin mülki amiri olarak bende huzursuz ve mutsuz olurum. Mahalle sakinlerinin mutlu olabilmeleri için, muhtar olarak elimden gelen her fedeykarlığı yaparım, ve öylede yapıyorum, yoksa muhtar olarak kendimi huzurlu hisedemiyorum.
Cümlelerini söyletiyor ona.
Kendisi bir emekli olduktan sonra , mahalle muhtarı seçildikten sonra ,Hakk’a hizmet, halka hizmetten geçtiği bilinci içinde hareket ederek, mahalledeki bütün insanların mutluluğunu istediğini yukardaki cümlelerde ne güzel anlatmıştır.
Günümüzde böylesine cefekar, böylesine fedakar, ve mahale sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sevinç ve mutluluklarına ortak olan muhtarlara ve idarecilere, halkımızın çok ihtiyacı vardır.
Yaptığı icraat ve çalışmalarıyla, mahalle sakinlerinin gönlüde yer alan, muhtar Şenay ÇOBANĞOLU, mahalleyi bir insanoğlunun vucuduna benzetiyor, bir vucut azasının rahatsız olmasıyle bütün vucudun nasıl rahatsız olmasına neden oluyorsa, ortaya çıkan dert ve proplemlerin büyümeden halledilmesi, bütün mahalle halkının vesile teşkil edileceğine çoktan inanmış olarak hizmet vermeye çalışıyor.
Toplumdaki değerli ve saygın insanlar , önce kendi mutluluğu için değil, başkaraının mutluluğu için çalışandır. Sözünü muhtar Şenay ÇOBANOĞLU kendisine düstür edinmiş nitelikte çalımaktadır.
Dileğimiz böylesi muhtarlarımızın, ve her kademedeki yöneticilerimizin insanlara insan gibi muamele etmeleri ve onların dert ve sevinçlerine ortak olmalı.
Üstadın dediği gibi (Güzel gören, güze düşünür, güzel düşünen hayatından lezet alır.) Felsefesiyle insanlar bazında, gören ve düşünen ve bu şekilde hareket eden, müsbet hareket eden ve menfi olay ve düşüncelerden sıyrılabilenler bu toplumun en sevdiği insanlar zümresinden olacaktır.
Peygamber hefendimiz bir hadisi şerifinde;
(Sizin en hayırlınız, insana faydası dokunandır.) Demektedir. Bu düşünce ile hareket eden vefekar ve cefekar, bütün insanları fikri ve zikri ve düşüncesi ne olursa olsun, her birisine hizmet etmeye, onların her birini kucaklamaya çalışan bu gibi insanların günümüzdede var olduğunu toplumumuzun insanlarına bidirmek bizlere düşen bir vazife olmalıdır.
Mütedeyyin, kendini bilen kişilere düşen görev elbette yukarıda belirtildiği olmalı diye düşünüyorum ve mahallesine bu güzel çalışmasından dolayı Musallabağlar mahalle muhtarı Şenay ÇOBANOĞLU’unu tebrik ediyor ve kutluyorum. Mesleğinde başarılar diliyorum.
Birilerin derleriyle detlenebilen toplumumuzda kaç kişi vardır.Yaralarının sarılmasını bekliyen, acılarının dindirmesini istiyen, iniltilerini duyan ne kadar insan var acaba.?
Mahallemin mutluluğu benim mutluluğum, mahallemin insanlarının mutsuzluğu benim mutsuzluğum, yiyebilen babağiyit sayısı nedir, acaba?
Mahallesinin proplemleriyle uğraşmaktan, ihtiyaçlarını gidermekten,gençlerin kahve köşelerinden kurtulması için çaba sarfeden, kaç tane mahalle muhtarı vardır acaba?
(Komşusu aç iken, tok olan bizden değil.) hadisi şerifin neler ifade ettiğini düşünerek, hayatını sürdürmeye çalışan, kaç aile vardır acaba?
Sarılacak yaraların nasıl sarılması gerektiğini, ve kimlerle birlikte sarılmasını düşünerek haraket edene toplumun arzu ve isteklerini, hayatının birinci sayfasına yazabilen kaç tane mahalle muhtarı gösterebilirsiniz acaba?
Mahallesinin yeşil alanlarının çoğalmasını, cadde ve sokak isimlerinin belirlenmesini, insanların rahlıkla cadde ve sokaklarda dolaşa bilmesi, için ortam hazırlıyan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Seçildiği günden beri mahallesindeki eksiklikleri gidermek için çalışan, Örneğin; 1- Mahallesine mahalle sakinlerinin yeteri kadar aktevitelerinden istifade edecek büyük bir aile parkı yaptırmış. 2- Mahalle sakinlerinin şehre gidiş ve dönüşleri için, bir münübüs hattını, mahallesinden geçirmek süretiyle, vatandaşlarının ulaşım sorununu çözmüş. 3- Mahallesine halkın araçlarını rahatlıkla park etmeleri için, yedi adet oto park yeri yaptırması. 4- Mahalle sakinlerinin sabah spor yapmaları için, mahalle içindeki park içine beş elamanlı bir firdeks aletlerini konulması. 5- Mahallesine bir sağlık ocağı yaptırması. 6- Mahallesine halkın rahatlıkla muhtaralık hizmetilerini alabilsin diye ,bir muhtarlık ofisi yaptırması. 7- Mahalle içinde eksik kalan, kanalizyonlarını bitirmesi. 8- Mahallesinin sokalarının her yerinin, pırıl pırıl ışıklandırmasını sağlamak ve mahallede hiçbir karanlık yer bırakmaması. Mahalle halkının dertleriyle, istekleriyle ve ihtiyaçlarının gidermesiyle ilgilenen Musallabağlar mahalle muhtarı sayın Şenay ÇOBANOĞLU’ndan bahsetmek istiyorum, değerli okurlarıma.
1999,2004 ve 2009 seçimlerinde Musallabağları Muhtarlığına seçilen Şenay ÇOBANOĞLU seçildiği günden bu güne kadar, mahalle sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sorunlarına çare bulmak için çaba ve gayretlerini ortaya koymuştur.
Mesleğini seven bir kişi,Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU hayatındaki çalışma felsefesi;
Musallabağlar Mahallesinde bir kişi huzursuz ve mutsuz olursa, mahallenin mülki amiri olarak bende huzursuz ve mutsuz olurum. Mahalle sakinlerinin mutlu olabilmeleri için, muhtar olarak elimden gelen her fedeykarlığı yaparım, ve öylede yapıyorum, yoksa muhtar olarak kendimi huzurlu hisedemiyorum, cümlelerini söyletiyor ona.
Kendisi bir emekli olduktan sonra , mahalle muhtarı seçildikten sonra ,Hakk’a hizmet, halka hizmetten geçtiği bilinci içinde hareket ederek, mahalledeki bütün insanların mutluluğunu istediğini yukardaki cümlelerde ne güzel anlatmıştır.
Günümüzde böylesine cefekar, böylesine fedakar, ve mahale sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sevinç ve mutluluklarına ortak olan muhtarlara ve idarecilere, halkımızın çok ihtiyacı vardır.
Yaptığı icraat ve çalışmalarıyla, mahalle sakinlerinin gönlüde yer alan, muhtar Şenay ÇOBANĞOLU, mahalleyi bir insanoğlunun vucuduna benzetiyor, bir vucut azasının rahatsız olmasıyle bütün vucudun nasıl rahatsız olmasına neden oluyorsa, ortaya çıkan dert ve proplemlerin büyümeden halledilmesi, bütün mahalle halkının vesile teşkil edileceğine çoktan inanmış olarak hizmet vermeye çalışıyor.
Toplumdaki değerli ve saygın insanlar , önce kendi mutluluğu için değil, başkaraının mutluluğu için çalışandır. Sözünü muhtar Şenay ÇOBANOĞLU kendisine düstür edinmiş nitelikte çalımaktadır.
Dileğimiz böylesi muhtarlarımızın, ve her kademedeki yöneticilerimizin insanlara insan gibi muamele etmeleri ve onların dert ve sevinçlerine ortak olmalı.
Üstadın dediği gibi (Güzel gören, güze düşünür, güzel düşünen hayatından lezet alır.) Felsefesiyle insanlar bazında, gören ve düşünen ve bu şekilde hareket eden, müsbet hareket eden ve menfi olay ve düşüncelerden sıyrılabilenler bu toplumun en sevdiği insanlar zümresinden olacaktır.
Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde;
(Sizin en hayırlınız, insana faydası dokunandır.) Demektedir. Bu düşünce ile hareket eden fedakar ve cefekar, bütün insanları fikri ve zikri ve düşüncesi ne olursa olsun, her birisine hizmet etmeye, onların her birini kucaklamaya çalışan bu gibi insanların günümüzde de var olduğunu toplumumuzun insanlarına bidirmek bizlere düşen bir vazife olmalıdır.
Mütedeyyin, kendini bilen kişilere düşen görev elbette yukarıda belirtildiği olmalı diye düşünüyorum ve mahallesine bu güzel çalışmasından dolayı Musallabağlar mahalle muhtarı Şenay ÇOBANOĞLU’unu tebrik ediyor ve kutluyorum. Mesleğinde başarılar diliyorum.
Yazar Ali’nin kaleminden.
Biri bu sinonizim ülkesi olan israile dersini vermelidir. Dünyada istediği gibi kafasına göre hareket etmemesini, BM ‘lerinin kurallarına göre hareket etmesini, bildirmek mecburiyetindedir.. Her hangi bir ülke ,kendi kafasına göre, dünyada at koşturamaz, dünyada hak var hukuk vardır. Dünya insanların inancı, rengi, dili, ırkı faklılığı olsa bile, biri birinin hak ve hukuna saygı göstermelidir. Allah insanları kavim ,kavim yaratmış ise bir sebebi vardır. İnsanların konuştuğu dil, inandığı din, renkleri siyah, sarı, ve beyaz olabilir. Ama hepimiz neticede insanız,ortak paydamız vardır. Biri birimize hak hukuk ile yaklaşmalıyız. Devlet ve millet olarak farklı olabiliriz, bu farklılık , yaratanın insanlar biri birini tanısın diye yaratmıştır.
Bu gün, bir ülke düşünün, dünyada tüm milletlerin, aralarında kabul ettiği bazı yasalar ve kurarlar vardır. Bu yasaları ve kurarları ihlal eden devletler, dünyanın kabul ettiği bağımsız mahkemelerce cezalandırılmalıdır, yoksa her ülke ben isteğim gibi, kara verme yetkisine sahibim değerse, dünyada hukuktan, insan beyannamesinden bahsedemesiniz. Bu sefer tarihteki gibi bazı kuvvetli ve güçlü ülkeler bir çok ülkeyi işkal ederek ve sömürgesi altına alırlardı.
Ama bugün dünya, çok değişmiştir, medeniyeti ve özgürlüğü, demokrasiyi seçmiştir. Bu çağda , ben güçlüyüm ve benim dediğim olacak, ben hiçbir kanuna ve yasayı dinlemem, benim çıkarlarıma kim ne türlü zarar verirse, ben almış olduğum kararları uygularım demesi, tüm dünya ülkelerini ürpetmiştir ve bu ülkeye Birleşmiş Miletlerinde bir kınama ile cevap verilmiştir. Çoğu ülkeler kendi kararınca protoslarını yapmışlardır.
Bu filistine giden barış güçleri, bulundukları gemide silah değil, filistine acil yapılacak, gıda ve benzeri şeylerle barış yolculuğununa giderken,.
Buna karşılık İsrail devleti uluslar arası sularda, bu barış gemilerine, ateş açmış bir çok kişiyi şehit etmiştir, bu da yetmezmiş gibi, ordaki sağ olanlarınıda hapse atmaya kalkmıştır.
Tabi bu duruma Türkiye sesis kalmamış, bu gemi içinde otuz ülkeye yakın barış elçısi olduğu halde, onların sesi Türkiye devletinin sesinin yanında cılız kalmış, Türkiye devleti gibi sert tavırını ortaya koymamışlardır.
Bir nüsü bet, bin hayırdan eftaldıl denir. Türkiyenin bu haksızlıklara sesis kalmadığı için, tüm dünya insanları Türkiye’nin bu haksızlıklar karşısında almış olduğu tavrı, takdirle karşılamış, ülkelerinde büyük halk gurpları sokaklarında Türk ve Filistin bayraklarını açarak, israile karşı prostolarını ortaya koymuşlardır.
Bu da demekdirki, bir insanda olsa , bir devlette olsa güzel bir harekette bulunduğu zaman, halk bu güzel hareketin karşılığını sevgisiyle orta koyara, o devleti alkışlamış ve takdir etmiştir.
Düne kadar çok ülke insanı, Türkiye ve türk insanını tanımazken, Türkiyenin israilin bu haksız ve insani olmuyan davranışının karşısında, durduğu bu erdemli davranışını karşısında, tüm dünya ülkeleri, Türkiyenin bu haklı tavrından söz etmektedir. Türkiye’de bu yakışır zaten.
Ama Türkiye bu işin takipçisi olmalıdır, yoksa zaman içinde bu unutulursa, kendisine ve halkına haksızlık yapar. Mesala ermeni meselemiz ne aşamada, Yine yirmi dört nisanımı bekliyeceğiz.
Türkiye devleti büyük bir devlettir. Haklı olduğu meselelerde, haksız duruma düşmemeli. Buda dünyadaki ülkelerin desteğini ve güvenini alması lazım. Böyle durumlarda haklı oldukları davada, kararlı duruşunu ortaya koyması ve kendine dünyada kamu oyu oluşturması lazımdır. Ne kadar haklı da olsan, başkalarına yapılan haksızlıklara karşı duyarsız olursan. Başkalarıd senin haklı olduğun konulara duyarsız kalır.
Türkiye bu haklı konumuyla, dünyada hep prestişini yükselti ayrıca hemde kamu oyu oluşturdu. Yolun açık olsun TÜRKİYE’yem. .
07 Haziran 2010, 16:21
ATAM TA UZAKLARDAN,MİSAFİRİN VAR;
Atam sen gittin gideli, neler oldu neler. Kurduğun partinin ne tüzüğü kaldı, ne ilkeleri ve nede ilkeli yöneticilerin var artık, hepsi seninle beraber tarih oldu. Eğer o kurduğun partiye bıraktığın iş bankası olmasaydı, o partinde tarih olacaktı, o kurduğun partiye bağlı , iş bankası olmasaydı, hiçbir kimse bu partiye sahip çıkmıyacaktı. Şimdi bir Gandi Kemal KILÇDAROĞLU diye bir zatı şahane,bu partinin başına geçen bir başkan var. Ne çözüm üretebiliyorlar nede bir atılım gösterebiliyorlar, etrafıdaki oy veren insanları kaybetmemek için, senin layık sistemin ve ismini kullanarak, bu partiye oy veren insanları durdurmaya çalışmaktalar. Bu partide bir sürü profesör insan var ve ayrıca kendilerince, sözde karyerli insan dolu, ama inanıyorum, sağ olsaydın , hoca olup bunların hiç birine profesörlük begesini vermezdin. Bir iş yerin olsaydı,İş veren konumunda olsaydın, bunların hiç birine iş vermez açlıktan öldürürdün, ama sana dua etsinler, senin ismini her sıkııştıklarında, kullanarak ülkemde lüks bir hayat sürmektedirler.Dara düştüklerinde layiklik ve atatürkcülük elden gidiyor, yargarayı basıp, ortalığı germeğe çalışıyorlar. Ülkemde yoksulluk almış başını gitmektedir, onların umurları değildir, onlar Avrupa , Amerikalarda aile talukatıyla birlikte gezip tozmaktalar.
Avrupanın medeni diye yemek ,içmek, tepişmelerini ve bizim kültürümüze uymuyan giyim kuşamlarını kendilerine ilke edinmişlerdir. Senin bize bıraktığın ,ilim ve irfanından çok uzaklarda yaşamaktadırlar. Sizler rahmete gittiğiniz an ülkede başka, bir hava esmeye başladı. Senin resimlerin tüm resimi dairelerden indirilip, milli şefin resimlerini astılar, ülkemde kullandığımız paranın üzerinden resmini kaldırıp, milli şefin resmini koydular, halkın inancıyla uğraştılar, okunan ezanlarını, türkçe vermeye başladılar. Halkın ibadet yerlerini, hayvan ahırına çevirdiler. Atam bu iki yüzlü insanlar, halkımıza çok zülüm ettiler. Bir kalksaydın atam, o günkü bırakdığın ülkeyi ne hale getirdiklerini bir görseydin.Senin bıraktığın eserleri nasıl kafalarına göre dizan etmişlerdi., iyiki görmedin atam, inan kahrolurdun, bunlara nalet okurdur. Bunlar şimdi bıraktığın hazınelerinle yaşıyorlar. Seni sevdiklerinden değil, senin onlara bıraktığın mal , mülk ve paralarla hayat sürmektedir. Avrupanın kokmuş ahlakını kendilerine rehper etmişlerdir.Ama onların ilim irfanından haberleri yok, çünkü batının ilmini almamışlardır.Tam bir ilticacı ve geri kafalı tutumlarıyla bu ülkeyi, senin bırakdığın yerden, kendi kafaların yapısana çevirdiler. Ortalığı gergin bir havaya sokmak, için senin anıt mezarına koşuyorlar. Timsahın dökdüğü göz yaşları ile ,orda türk halkına karamsar tablolar çizmektedirler, halkın kafasını karıştıracak beyanatlar vermektedirler. Halbuki sen şöyle sölmiştin(Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.:)
Ama bu gün bir şeyler oldu, 23 NİSAN 1920 Yılında ülkemin çocuklarına bir bayram bıraktın. Türkiye de ve dünyada yaşıyan çocuklar 23 NİSANDA Türkiye ye gelip bu bıraktığın çocuk bayramını birlikte kutluyorlar.
Kurduğun Türkiye Cümhurriyet’inde ki bir gurup ülkesini karşılıksız seven kalderenler, ülkemin en ünlü ünüversitelerinden mezun olup, aldıkları diplomalarla, dünyanın ucra yerine dağılarak, orda türk okulları kurup, o okullarda türk dilini , kültürünü, medeniyetini ve her sabah istiklal marşımı söylüyerek, türk bayrağını göklere yükselere çekmekteler. Orda ki çocuklar şarkılarımızı söylüyor,Erzurumdan,diyarbakırdan, kayseriden, aydından, konyadan ve muştan oyunlarımızı oynamaktalar. Bizden birileri olmuş casına, o ülkelerde, bu gönüllü yiğitler destan yazıyorlar, batı şaşkına dönmüş, bunlar ne biçim bir insandır, hayatın bağrında, eylenmenin zamanında bulunan bu gençler, kendilerini bu işe neden feda etmişler, o ülkenin burokratları toplantılarında ve seminerlerinde bunları konuşuyor, ve bu gençleri, kendi ülkelerinin gençlerine örnek gösteriyorlar.
Atam bu senin ilmin ve fikrin , ülkenin inanç ve kültürleriyle yetişen, bu pırlanta gençler, her yılın 31 MAYIS da dünyanın değişik yerlerinden, türk okullarının yetiştikleri çocuklar kurduğun ülkeni ziyaret edip, ülkelerine gittikleri zaman, Türkiye nin büyüklüğünden, medeniyetinden ve insanlığından bahsediyorlar. Eğer sağ olsaydın bu gençlerle iftihar eder, alınlarından öperdin , ve diğerdin evet yetiştiğim nesil işte bu. Dünyaya bu gençlerle meydan okurdun. Çünkü bu gençler çalıp çırpmayı bilmezler. Dürüs ilkeler içinde yetişmişler, hem arzuları ülkelerinin, yükselmesi için çalışmaktır. Ülke insanlarının mutluluğu onun mutluluğu, ülke insanlarının mutsuzluğu onun mutsuzluğu gibi bilirlerdi. İşte bu kalderenleri yetiştirdikleri dünya çocukları, ülkemizi ziyarete gelip, aldıkları eğitimin semeresini ,ülke insanlarımıza göstermeye geldiler.
31 MAYIS 2010 tarihin den de yüz yirmi ülkeden, misafirin vardı atam, eğer sağ olsaydın bu gençlerin anlından öperdin, onlarla iftihar ederdin.
Bu 8.ci uluslar arası çocukları, Türkiye nin değişik ilerindeki gösterdiği, bu gösterileri bir görseydin, bu gençlerle ne kadar iftihar etsen de, azdır diyerdin.
Sen rahat uyu atam, bıraktığın ilmine, irfanına bu gençler gönüllerinden sahiplenmiş. Onlar bu bayrağı daha yükseklere taşımak istiyorlar ve tüm güçleriyle çalışıyorlar.
Ama bıraktığın o parti mensupları, ne yazık ki, bu gençlerin bu çalışmalarına tahamüleri yok. Bu gençlerin bu güzel yaptığı işleri bırak takdir etmek, hep köstek oldular.
Sen rahat uyu atam, ülkende öyle güzel gençler yetişiyor ki, canını feda edecek şekilde, ülkesine hizmet ediyor. Bu gençler olduğu müddetçe bu ülke, dünya yaşadık ca pay dar olacak.
Sen rahat uyu atam, bu yıl yüz yirmi ülkeden misafirin var. Saygılarımla.
Dün Sakarya Fırat dizisinin sezon finalini izlerken, kendimi tutamadım, içten sesiz ağlıyarak, göz yaşlarımı döktüm.
Dünya değiştikçe, ülkemin film yapımcıları, dünyanın ileri ülkelerinin filmleriyle yarışacak filimler çekebiliyorlar.
Tabi tüm mesleklerde böyledir. Mesleğinde başarılı olursan ve mesleğini seversen karşı tarafa güzel eserlerinle söz ettirirsin.
İşte bu TRT yapımı dizi de öyle oldu. Filimde tam bir gerçek hava hakimdi. Ülkenin başına musallat olan bu terör belasını, dünyaya işte bu kadar olur diyecek derecede ,bir mesaj vermek için , o dizinin o trajedi bölümleri yeter olur sanırım. O kahraman mehmetciğin ülkesi için nasıl çırpındığı ve ülkesinin içinde yaşıyan insanların güveni için, hayatının bağrında olan bu yiğitler, dünyaya sanki insanlık dersi verercesine , hayatın içinde görevlerini yapıyorlar. Bu mehmetciklerin hudut boylarında ne sıkıntı çektiklerini çok iyi biliyoruz. Onların ve Allahın seyasinde bizler ülkemizde rahat yaşıyoruz. Allah onları tüm müsibetlerden, kötülüklerden ve düşmanın tuzaklarından korusun, Allah onları yetiştiren ana ve babadan razı olsun. Onlar yalnız o ana va babaların çocukları değildir. Onlar görevde iken zaten ,Türkiyenin çocuklarıdır. Türkiye onlarla hep gurur duyuyor, dünya durdukça onlarla gurur duyacaktır.
Tabi bir ülkenin sanatçıları , tüm halkın sanatçıları olduğu için, tüm insanlara eşit bir vaziyette yaklaşmalıdır. Sanatçının siyaseti olmaz, onun siyaseti film içindeki kendisine biçmiş olduğu rolü ve o karaktere iyi bir şekilde motife olmak, oynadığı o karekteri sahnede iyice yansıtmaktır.
Türkiye’ dede güzel filimler ve diziler çekilmektedir. Güzel oyuncular yetişmektedir. Hepsine kendim ve ülkem adına teşekkür ediyorum.
İnsanlara gülmek kadar ağlamaya da ihtiyaçları vardır. Bu diziyi seyrederken, bizleri duygulandırdığınız için, sizler gibi sanatçılara minet borçluyuz. İyiki sizler varsınız. Yolunuz açık olsun.
Sivri sineği öldürmekle, sineğin bataklığını kurutamazsınız.
Şimdi Türkiye de işler güzel gitmediğinden dolayı, terörü suçluyoruz. Bu terör belası devletimize ve insanlarımıza çok zarar vermektedir.
Peki bu terörü kim besliyor, bu terör hadisesi neden otuz yıl geçtği halde, hala, ülkemizde gündemin birinci sırasını oluşturmaktadır. Yatıp kalkıp terörü konuşuyoruz., terörün ülkemize ve ülke insanlarına verdiği tahribattan konuşuyoruz. O bölgede yaşıyan insanların can ve mal güvenliği yok. Dağda koyununu otlatan ve tarımla uğraşan bir çok vatandaşımızı bu terör illeti katletmekdedir. Bunun yanında güvenlik kuvvetlerimiz terör sandık dediği, bir çok vatandaşımızı , yanlışlıkla öldürdüğünü görüyoruz. Ne olacak bu insanların hali. O bölgede yaşıyan insanlar, iki dere arasında kalarak, zor şartlar içinde hayatını sürdürmektedir.
Eğer devlet o bölgede yaşıyan insanları gözden çıkarmış ise, kendi devletin derdine düşmüş ise , bunu açık açık ordaki halka açıklaması lazım. Ankarada kurumlar biri birini itişip kalkışana kadar, budaki halkın bu sorunlarına çözüm arasın. Buralar gazzeden daha kötü bir durumda. Gazzede yaşıyanlar kendi hudutları içinde rahatlıkla güvenli bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlar. Ama bizim bu bölgede yaşıyan insanlar onlar kadar güvende değildir. Başbakanımız bu bölgelerin arazi şartlarını gördü. Mehmetciğimizin siperde olduğu yeride gördü. Bizler doğusu ve batısı, kuzeyi, güneylisiyle bu ülkenin vatandaşıyız. Tüm savaşlarda atalarımız ülkenin bağımsızlığı için birlikte cephelerde , göğüs göğse çarpışmışlardır. Bu bölgelere devletimiz ilgisiz kalmış, bu bölgeleri güvenlik kuvvetlerin emrine bırakmış. Bunlarda ne kadar bu bölgelerle ilgilendiği ortada. O yörenin insanın lisanını bilmez, o bölgenin insanın kültüründen anlamaz o bölgenin insanın ne düğününe gitmiştir ne cenazelerinde bulunmuştur ayrıca ne ibadethanelerinde görünmüştür. Çünkü buradaki yaşam, onların yaşayış hayatlarına ters düşen bir ortam vardır. Onlar pafüm kokan ortamlı yerlerde dolaşır. buradaki insanlar hayvan ve tarımla uğraştığı için, gübere kokusu üzerine sinmiştir, onlar bu kokudan rahatsız olurlar. Burada yaşıyan insanlar , tüm mevsim boyunca yemek içmeleriyle uğraşırlar, eğlenmeye zamanları yoktur. Orda görev yapan devlet memurları gibi sahilde tahtil yapacak ne parası var, nede zamanı. Burada çoğu ailelerin koca ve kardeşleri, şileri olmadığı için, zaten bahar olunca batı illerine işe gidip kış zehrasını karşılamak için para kazanmaya gider, kimi bu gurbet yolculuktan ya döner, ya dönmez , oda beli değildir.
Bu yüzden devletimizden , eğer buralarda yaşıyan insanlara değer veriyorsa, bu bölgeyi iyi tanıyan , bu bölgedeki insanlarla iyi diyaloğ kuran ordaki insanların dilini bilen , ordaki insanlara devlet baba şefkatı gösteren çalışanlara ihtiyacımız var.
Lütfen bizi anlamıyan ,kendileri için sürgün sayılan bu bölgelere, bu memurları göndermeyin, onlar buradaki insanlara hizmet değil, işkence yapıyor.
Bir örnek vereyim. Diyarbakırda ulu cami altında Muşun , Malazgirt ilçesine bağlı, bir doktor vardı. Bir gün bir arkadaşımızın tavsiyesiyle bu doktoru ziyarete gittik. Doktor bey biz ler muayenehanesine gelmeden, karaca köyünden bir hastayı muayene etmiş, ilaçlarınıda ,doktor bey kendi işçisini eczaneye göndererek, bu muayene eden hastanın ilaçlarını almış, bizler arkadaşımla bu doktorun muayenehasine gitdiğimiz o an doktor bey, hastasına aldığı ilaçları, hastasına kürçce lisanı ile tarif ediyor. Doktor beyin hastasına ilgilendiği o durum karşısında, hasta yaşlı bir amcaydı, ağlıyordu, oğlum senin gibi insandamı var diyordu. Hasta doktara yavrum siler beni parm olmadığı için, bedeva muayane ettin, ayrıca ilaçlarımı ,kendi cebinden para vererek işçinle eczaneden alıp getirdin. Şimdide benim lisanımla aldığın ilaçların tarifini yapıyorsun. Sen nasıl bir insansı ,seni yetiştiren ailenden Allah lazı olsun, diyerek, hıçkıra hıçkıra ağlıyarak doktorla söyleşiyorlardı.
Bu gibi insanlar olmasa, gerçekten bu insanların derdini kimse derman olmaz. Evet bizler bu gibi insanların bu bölgede hizmet vermelerini bekliyoruz. Yoksa gelen devlet memuru, görevinin dışında, gayrı işlerden para vurarak, altını üstünü para boğarak buralardan tayinini alıp, batıya gitmesin. Bu anlattığım geçek ama çok acı veren durumlardır.
Çok vahim bir durumdur ülkemiz açısından, bu konu, bir an önce ülkemiz bu terör sorununa bir çare bulunması lazımdır. Binlerce aile bu yüzden çocuğunu, kocasını ve kadeşini şehit vermiş. Bu ailelerin ocağına ateş düşmüş, daha başka ailelerin ocağına ateş düşmesin, bu acıyı onlara yaşatmamak için,Türkiye içindeki tüm uzmanlarıyla birlikte, acil bir yuvarlak masa etrafında toplanmalı ve bu konuyu uzmanlarla enine boyuna tartışmalı ve bu zaman içinde ,caydırıcı önlemleri ivedi olarak alınması lazımdır. Bu sorunun bir an öce halletmek, insanımız ve devletimizin hüzuru için su ve hava kadar önemlidir. Bu konu üzerinde hasas olarak yaklaşmamız lazım, ayrıca önlemli tedbirleri alınırken, şahısların sen bu guruptansın, inancına, mezhebine ve ırkına bakmadan, devlet kurumları bu gurup insanları dinliyecektir onlara güvenecek onlarında bu terör hakında düşüncelerini alacaktır. Bu insanları ötelerseniz, bu insanları kurumlarınıza inancının emrettiği şekilde giyiminden dolayı toplum dışına iterseniz, sizler ülke içindeki insanların bir arada yaşamalarına zemin bulamazsınız. Bu gün bu bölgelerin ağır şartlarında yaşamlarını devam ederken, buradaki topluluğu birleştiren tutkalı inaç birliğidir. Çünkü alimin bir güzel sözü var.( Bazı bağlar olmazsa, ağaçtan orman, hayvandan sürü ve insandan toplum olmaz.) Bizleri bir arada tutan bu tutkal olan hususlara sahip çıkmamız lazımdır. Bunlar sırasıyle vatan, bayrak inaç, dil , kültür bağlarıdır, bu hususları yok sayamazsınız. Bu mozayiklere sahip olan , bu halkla birlikte bir yuvarlak masa etrafında toplanıp, bu terör belasını haftalarca bu masada enine boyuna yatırıp, tartışacaksınız, ve bu toplantıda alınan uzlaşma kararları uygulamaya koyacaksınız.. Bu konu tartışılırken, siyasi ve diğer şahsı düşüncemiz için rant sağlamak için yapmıyacağız. Ülkemizi bu terör belasından bir an önce kurtarmak için, tüm birlikte bu durum için çaba sarfetmeliyiz.
Bizler bu vatanın içinde çoluk çocuk ve tanıdık ve doslarımızla birlikte güzel bir yaşamın devamını sürdürebilmemiz için, yaşadığımız vatanımızı tüm düşmam tuzaklarından korumamız boynumuzun borcudur. Bizler bizimle birlikte rengi, dili, ırkı, inancı farklı olanlar olabilir. Ama hepimiz bu farklılıklar içinde, birliğimizi teşkil eden ülkenin bayrağı ve toprağına kötü gözle bakanların ve bu vatan hudutlarında bizlerin güvenliğini sağlıyan, mehmetciklerimize zarar verenlere gereken dersi , birlikte vermemiz lazımdır. Bu iç ve dış düşmanlarla iş birliği içinde olan kişileri en kısa zamanda, bunların kurum ve kuruluşlarda makamları ve rütbeleri ayrı konumları ne olursa olsun, bunları bu hizmet verdikleri yerlerden en kısa zamada tasfiye etmemiz lazımdır. Gerekli yasalar bu hainler için hemen devre konulmalı, gerekli ağır cezalara çarptırılmalıdır. . İnsan sevdiği insanı her zaman ülkeyi zor şartlara sokacak tavırlarına alet etmemesi lazımdır. Devlete hainlik et, evet ben layik ve atatürkcüyüm de, bu tavırını yemezler. Dürüst ol, Atatürk bu milletinde atasıdır, yalnız senin atan değildirki, sen atamın yemek içmesini kendine referans olarak almışsın, ama ben atamın düşüncelerini, fikrini ülkem için yeniliklerini kendime baz olarak almışımdır.
Çanakalede, dumlupınarda, sakaryada ve diğer şavaşlarda beklide senin ailenden iştirak etmiyen olmuştur ama benim dedem ve ailemden bu savaşlarda düşmanla çarpışmıştır. O yüzden bu hamaset düşüncelere haiz olan insanlar ülkenin servetini haksız bir şekilde yemesini bilir ama bu ülkenin bir derdi ve sorununda elini taşın altına konmasınıda bilmesi lazımdır. Aziz vatanı için aziz canınıda feda etmesini bilmesi lazımdır. Bu düşünce içinde vatanımıza sahip olmamız lazımdır. Şehit babası, şehidin cenaze töreninde, iç ve dış düşmanlara, böyle haykırıyordu, ordaki devletin ileri gelenleri o şehidin acısını paylaşmak için o şehit babasına taziyelerini iletirken, şehit babası oğlum vatan fedaolsun, vatanım sağ olsun, bin tane çocuğum daha olsa bu vatan için fedaya hazırım. İşte bu vatan için şehit düşen bu kahramanın, kahraman babasının ağzından vatan için söylenen iç ve dış düşmanların yüreğine hançer gibi saplatan onları kahreden , cümleler dökülüyordu o mübarek ağzından. Düşman bunu bilsin, vatan için aziz canını veren nice , karaman şehitler ve o şehidi yetiştiren nice kahraman insanlar durdukça bu ülkeyi kimse bölmeye yüreği yetmez.
Bu ülkenin başına müsallat olan, bu belayı, bu şekilde hep birlikte elimizi taşın altına koyarak, bu terör belasını büyük bir çalışma azmimizi ortaya koyarak bitirebiliriz.
Halk arasındada bir laf var (Hırsız içerden olursa, öküzü pacadan çıkarır.) bizlerin için de, bu örgütü besliyen, istikbaratını sağlıyan ve dış dünyaile temas kuran , düşman taşarönları ve maşacıları vardır. Önce bunları tasfiye etmek lazımdır. Bu düşüncede olanların çoğalmasına en kısa zamanda , mani olmak lazımdır. Devletin hiçbir kurumu biri birden, üstün değildir, hepsi bir tarağın dişleri gibidir, dişlerin den biri görev yapmasa, tarak tam görevini yapmamış olur ve o tarağın çalışmasından randıman alınmaz.
Bu yüzden devletin tüm kurumları düşmana karşı birlik ve dirliklerini ortaya koymaları lazımdır. Bu bütünlüğümüzü ve kardeşliğimizi ortaya koymadıkca, bizler devlet olarak , böyle olaylarla çok karşılaşırız.. Yerinde devlet olarak kararlığımızı ortaya koymamız lazımdır.
Önerilerimiz, hudut boylarındaki karakollarımızın, yerleri ve yapısı ayrıca hava birliklerinin
Araçlarını inip kalkmasına uygun yerlerin yapılması, ayrıca yapılan karakollar, araziye kamufulaş şekilde olması gerkir. Sık sık bu karakolları denetlemekve teftiş kontrollarını sıklandırmamız gerekir, bu karakolların konum şekline göre o araziyi küçük ve büyük silahlarla o karakolları , koruma altına alması gerekir. İyice eğitilmiş , o arazi içindeki karakollara, her hangi bir ihbar haberi aldığında, gece ve gündüz demeden, en kısa bir şekilde intikal etmek ve verilen ihbari her hangi bir zayat vermeden, sağlıklı bir şekilde icra edilmesi için orda uzun zaman kalmış ve o bölgeyi iyi tanıyan ve o arazilerde rahatlıkla araziye uyarak, eğitimli uzman askerlerden teşekrür edilmesi gerekir.O bölge görev yapan, güvenlik kuvvetleri, o halkın dilini öğrenmesi gerekir ki buda istikbarat yönünden, orda görev yapan güvenlik kuvvetlerinin işini kolaylaştırır.. Görev yaptığı o hudut yerlerinde, halkın arasına karışması gerekir,o blge insanının düğünlerine ve ibadet yerlerine giderek, o insanlarla haşır neşir olması için ordaki insanın güvenmesi kazanması gerekir. O bölgedeki halkın can ve malını koruması ayrıca bir sağlık ekibiyle halkın barıdığı ev ev dolaşarak o aileleri sağlık kontrol dan geçirerek sağlık durum analizini yaparak, devlet halkının yanında olduğunu göstermesi gerekir. O halk içinde devleti yıkmak için ,iç ve diş işbirlikçi olarak çalışan o insanları tesbit edip, bu sağlıklı istikbaratı gerekli devletin ilgili kurumlarına bildirmesi sağlıya sağlıklı bir istikbarat ekibini kurması gerekir. O köye kim gelip kim gidiyor, devletin haberi olması lazım Bu istikbarat ekibi, iç ve dış mihrakçıların şüphe edemiyecek, halkın öğretmeninden, muhtarından, imamından ,esnafından seçilmesi lazımdır.. Devamlı halkın mezrasında, köyünde, ilçesinde ve ilinde onların lisanı bilen bu istikbaratcılardan olması lazımdır. Bu şahıslar, devletle her an temas içinde olmaları lazımdır
Oralara fabrika değil, oraların şart ve koşullarına uygun işleri olan hayvancılığı ve tarımcılığı kalkındırmak , bu hususta devlet onlara verdiği teşfik pilimleriyle o halkın yanında olmasını göstermesi lazım.
O bölgeleri yabancı turislere kapalı tutulması lazım. Çünkü dışardan ajan olarak,gelen insanlar, türist kılığıyla o bölgeler hakından bilgi edinip ve orda bazı kişileri para karşılığı kendi işlerinde maşa olarak kullanmak için, insan kullanmaktadırlar.. O bölgeleri karıştırmak için, her türlü karanlık oyunlarını gerçekleştirmek için, oradaki insanların üzerinden, devlete karşı nefret tohumları ekip, o halkı devlete karşı karşıya getirmek istiyorlar.
O bölgenin yol ve içme sularını bir an önce halletmesi lazım. Oralara ki insanların eğitim yönünden ihtiyaçlarının giderilmesi lazımdır.O yörelerdeki çocukların batıda askerlik görevi yaptığı zaman, o insanları iyice vatan sevgisini verebilecek eğitimlerden ve seminerlerden geçirmek lazım.
Orda ki insanları dışlamıyacaksınız, derdini sabırla dinliyeceksiniz ve sorununa bir çözüm bulmaya çalışacaksınız.. Orda ki insanların devlet kurumlarına gidip çıkmalarında, giyim ,kuşamlarına karışmıyacaksınız. Konuştuğu dil ve inancına saygı göstereceksiniz. Ordaki insanları kazanmak için, devlet üstüne düşen ne görev varsa, eksiksiz yerine getirmesi lazımdır. Bu hususları devletimiz harfiyen yerine getirmesi gerek, bu yukardaki hususları devletimiz yerine getirdiği zaman, oradaki halk biliçli olarak, aralarında barınmak istiyen, devlete karşı, komplo hazırlamasına zemin hazırlamak istiyen, barınamaz, barınamadığı gibi o yerleri terk eder. İşte bundan sonra devletimiz huzuru ve güveni, istikrarı elde etmiş olur.
Bu iş için yapılan hizmet, ülkenin bu bölgesini kalkındırmış oluruz. Bu bölgedeki insanları kazanmış oluruz. Bu insanları bu iç ve dış düşmanların eline terk etmemiş oluruz. Yaptığımız oraya yatırım, boşa gitmemiş olur, hem hayvan etini ucuza yemiş oluruz, hem bazı tahıl ürünlerini hakımıza ucuza maletmiş oluz. O bölgedeki insanlarda oralarda hayat dolu bir yaşamaya çevirmiş oluruz. O bölgedeki olumsuz havayı estiği, derdi kederi bu hizmetlerle yok etmiş oluruz. Ordaki yaşıyan halk devletine güvenmiş olur, devlette ordaki vatandaşına güven duymuş olur. Hiçbir kimse devlet ve budaki halkın arasına girmemiş olur. Çünkü oradaki halk buna müsaade etmez.
Bu ülkesini ve halkını seven bir vatandaşın, devletine karşı, bu terör hususundaki düşünceleri.
Hepinizi seviyorum, her zaman ülkem ve ülke insanım kazansın, sağlıkla kalın hoşca kalın.
Devletimiz muhtarlık kurumlarının bağlı bulunduğu sorumluluk alanının içinde ki halkın hakkındaki sağlıklı bilgileri, yalnız o mahalleyi idare eden muhtar bilmektedir. Bu gün ülkemizde elli üç bin muhtar görev yapmaktadır. Devletimizin tüm kurumları , bu muhtarlıkların verdiği bilgi ışığında görev yapmaktadır. Bu muhtarlıkların, devletimeze karşı iki yüze yakın sorumluğu vardır. İnanırmısınız bu iki yüzeyakın sorumluğu olan bu kurum, bu devlete karşı olan bu sorumluklarını yerine getirmesi için, bir çalışma yeri yoktur. Devlet bu muhtar lara, bir mühür vermiş, yalnız bu mühürü taşıdığı için, bu kurumlara bir yer göstermemiştir. Bu kurumları basite almamalısınız. Devletimiz bu kurumları kaldırmak istediği zaman, bu kurumların görevini , devletin hiçbir kurumu sağlıklı bir şekilde yerine getiremez. Çünkü halkın için yirmi dört saat bulunan ve halkla haşır neşir olan bu muhtarlık kurumu, sorumlukluk alanındaki halkı iyi tanır, onların hakkında rahatlıkla devletin ,diğer kurumlarının ondan istediği bilgileri sağlıklı bir şekilde vere bilir. Bir kusur işlediği zamanda, yeri ve mekanı beli olduğu için, kanun önünde hesap verir. Yasalara uygun olmıyan bir, uygulamada bulunmuş ise, yasaların onun o yaptığı , yasalara uygun olmıyan işlemlerin karşında gerekli cezayı da verebilir.
Şimdi bir siteyi düşünün. Bu sitenin bir güvenlik görevlisi var, bu siteye giren çıkan insanları bu site kapısında bekli yen güvenlik personeli bilir. Şimdi bu güvenlik personelin vazifesi olan görevi, o sitenin yöneticisi olan şahıstan bekliyemezsiniz. Çünkü o yöneticide, site sakinlerinin ve yakınları hakkındaki bilgiyi, o site kapısında görev yapan güvenlikten ister.
Şimdi muhtarlık kurumlarının kendi görevi olan , adres kayıdını, devletimiz kendisine bağlı olan, nüfus müdürlüklerine verdi. Şimdi mahalleme yeni taşınan bir mahalle sakini, önce mahallenin bağlı bulunduğu nüfus müdürlüğüne gidiyor, ondan o mahallade oturduğunu teyit edecek bir belge olmadan, kendi vermiş olduğu beyan üzerine, o mahalleye kaydını yaptırmış oluyor. Bu şahısın gerçekten bu mahallede oturup oturmadığı nasıl emin olursunuz. Bu sefer nüfus müdürü, muhtarlıktan onun orda oturduğunu teyit eden bir oturma belgesi istemektedir.(Bu ne perhiz,bu ne turşu) Bu yeni kimlik paylaşımı sistemin başlamasıyla, özel sektöre bağlı bankalar, sigortacılar ayrıca devletin tüm kurumları vatandaşın yerleşim yeri belgesini, nüfustan değil de, muhtarlıklardan istemektedirler. Çünkü muhtarın verdiği beyanı kendince güvenli ve sağlıklı buluyor. Polis bir mahalle sakinin biri hakın da , bilgiye vakıf olmak için, muhtarın kapısını çalmaktadır. Millieğitim, millisavunma,belediyeler,askerlik şübeleri, bankalar, yardım vakıfları ve seyre gibi diğer tüm kurumlar hala muhtarların verdiği beyanı kendilerince itimat etmektedirler ve güvenmektedirler.
Dün İstanbul da bu halkalıda ki , terörislerin uzaktan kumanda ile bir askeri servis aracının yolunda bir bomba patlatarak, o serviste bir çok asker ve asker çocuklarının şehit olmasına sabep olmuşlardı. Tabi emniyet o bölgeye bağlı muhtarları topluyarak, fikir alış verişinde bulumuştur. Yine bu muhtarlık kurumların her gittikçe daha önemi iyi anlaşılmaktadır. Çünkü muhtar mahallesinde şüpeli bir şahısı fark ettiği an, bu durumu bağlı bulunduğu polis karakoluna ve yahut alo 155’şe haber verir. Zaten bu şekilde de muhtarlar görevini icra etmektedir.
Türkiye’nin bu gün çok hassa bir durumdan geçmektedir. Devletimin tüm kurumlarının temel taşı olan, bu muhtarlıklara devletimizin baştakilerinin önem vermesi, lazımdır. Bu kurumları, idare eden muhtarları iyi bir eğitimden geçirdikten sonra, bu bilgi çağın nimetleriyle tanıştırmak lazımdır. Muhtarlara bu çalışmalarını sürdürecek bir çalışma yeri temin etmesi lazım, Bu çalışma esnasında diğer kurumlara yaptığı kırtasiyeleri bu kurumada ücresiz sağlamalı, Bu kurymların internet, elektirik, su, ısınmasını ve bağkurunu ödemesi lazımdır.
Eğer bu kurumları bir an önce sağlıklı bir şekilde ayağıya kaldırmak istiyorsa, yarın beklide geç olabilir, bir an önce bu kurumların devlete faydalı bir konuma getirmeleri lazımdır.
Bu kurumların sağlıklı çalışması, tüm devlet kurumlarının rahat çalışmasına, katkı sağlıyacaktır. Saygılarımla.
.
Biz muhtarlar ,bu yeni düzenlemenin bir an için devre girmesini beklemekteyiz. Bu durumu daha fazla beklemeye tahammülümüz kalmadı.
Muhtarların özgür haklarıyla ilgili, bazı yeni kanun çıkacaktı, tüm yazılı ve görsel medya, bu haberi kamuoyuna, bundan böyle muhtarlar sekiz yüz lira maaş alacaklar ve bağ kurunu devlet kendi ödeyecek diye yazılar yazdılar.
Ama netice fiyasko çıktı, şu ana kadar bu hususta bir gelişme yok. Sağ olsun dernek başkanlarımızda uyuyor. Toplu olarak meclise gidip bu muhtarların bu yeni kanunla ilgili durumu ne aşamada, bunu meclisteki milletvekillerinden öğrenip ve tüm muhtarlara açıklamaları gerek, maalesef bu hususta yapılmamaktadır.
Ne olacak bu muhtarların hali, Allah aşkına ilgililere sesleniyorum.
İlgililer her sıkıntılarında, biz muhtarlara mektup yazıp ve kendi sıkıntılarında biz muhtarları yanlarında olmamızı bizlerden beklemektedirler. Bizlerde devamlı olarak onları yalnız bırakmadık hep yanlarında olduğumuzu gösterdik. Şimdi sıra bizde, bu gün muhtarlar çok zor günler geçirmektedir. Bizlerin bu sıkıntımızda idarecilerimizi, biz muhtarların yanında görmek istiyoruz.Ya biz muhtarlar şu an maddi ve manevi sıkıntı çekmekteyiz. Bu devleti idare eden, idarecilerimiz neden bu sıkıntımızı görmemezlikten geliyorlar. Hep kendilerini düşünürler. Devletimiz biz muhtarlara ne görev verdi ise, elli üç bin muhtar olarak verilen o görevi, elimizdeki imkansızlıklara rağmen, canla başla yerine getirmeye çalıştık. Bizlerin parolası ülkemizin kalkınması ve insanlarımızın refah ve huzurunun iyi olmasıdır. Biz muhtarlar her zaman halkımızla sorunlarını yüz yüze konuşarak çözmeye çalışırız. Biz muhtarlar, büromuza gelen halkımızı, elimizden geldiği kadar memnun olarak büromuzdan ayrılmalarını sağlamaya çalışırız.( VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT) Devletimizin muhtarlara verdiği, yetkiler içinde, bizlerde elimizden geldiği kadarıyla, halkımızın sorunlarını çözmeye çalışmaktayız. Şimdi devletimizin, ilgisiz ve duyarsızlığı yüzünden, muhtarlıklar çalışamaz duruma gelmiştir.
Bizlerde baştakiler gibi seçilmiş kişileriz. Seçilmiş seçilmişin durumunu anlamaya çalışır. Seçimle gelen idarecilerimiz, bizler başa gelirsek siz muhtarların sıkıntısını çözeceğiz diye vaatlerde bulunurlar. Bu gün vaat verenler şu anda iktidar, çok sorumluğu olan ve yetkileri bir bir ellerinden alınan muhtarların bu sıkıntılarını gidermek için bir adım atmalarını beklemekteyiz.. Bizler ülkesini ve ülke insanını seven elli üç bin neferiz, ülkemin her yerinde,ve her köşesinde her koşulda orda devletimize ve halkımıza hizmet vermekteyiz. Devletimizin seçilmiş idarecilerine sesleniyoruz. Seçim günü muhtarlara verdiğiniz vaatlerin arkasında durmanızı istiyoruz. Seçilince verilen vaatler unutuluyor. Vaatlerinize sahip olmanızı istemekteyiz. Saygılarımla.
Yorum Gönder