Sarıyer'in kimliği ve markası

Yazıma girerken hemen belirteyim: Sarıyer’in “marka olması” ya da “markalaşması” durumuna bir “kent kimliği” oluşturulması kavramından yaklaşıyorum. Sarıyer’in tarih, kültür ve doğa mirasının kurumsallaşmış bir bütünlük içinde geleceğe taşınması için, Boğaziçi’nin bu nadide kentini benzerlerinden ayırt eden özelliklerinin ön plana çıkarılmasını vurgulayacağım. Sarıyerli hemşerilerimizle bir ortak akıl ve gönül birlikteliği içinde, Kentimizin tüm bu farklı niteliklerinden oluşan “imajını” bir dünya markası haline getirmenin yollarını araştıracağım. Düşüncelerimizi çağdaş, insan odaklı, sosyal demokrat kentli yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi temeline oturtacağım, kesinlikle liberal-kapitalist kökenli bir “pazarlama” yöntemine başvurmayacağım.

Günümüzde şirketlerin ve ülkelerin “markalaşma strateji ve vizyonları” olduğu gibi, gelişmiş ülkelerdeki örneklerine bakarak, illerin ve ilçelerin yerel yönetimlerinin de mutlaka geleceğe dönük bir markalaşma stratejileri olmasını öneriyorum. Bu bağlamda öncelikli görev ve sorumluluk yerel yönetimin başındaki Belediye Başkanı’na düşüyor.

Sarıyer’in “marka kent” olabilmesi için halkımızın ve Belediyenin kentimizin ayırt edici özelliklerini gelişme dinamikleriyle bağdaştırması ve kentin gelişimi için fikir birliğine varması gerekmektedir.

Önümüzdeki yerel seçimlerde Sarıyer’i yönetmeye talip olacak Belediye Başkan adaylarının İlçe için inanılır, derin, kendine özgü ve uzun vadeli bir “markalaşma stratejisi ve vizyonu planını” hazırlamaları ve seçim sürecinde bunu seçmenlerle paylaşmaları büyük önem ve öncelik kazanıyor.
“İstanbul Boğazı Kolyesi”nin nadide bir incisi, “Boğaziçi Medeniyeti”nin mümtaz bir yöresi olan Sarıyer, zengin kültürel mirası, tarihi geçmişi ve pek çok eşsiz özelliğiyle farklılığa sahiptir. Ancak Sarıyer’in sosyokültürel yapısı geçmişten geleceğe baktığımızda olumlu bir değişim ve gelişim göstermekte midir? Bu düşünceyle son 30-40 yıllık süreyi toplumbilim yönünden incelememiz, Sarıyer’e Anadolu’dan göçerek yerleşen halkın sosyokültürel anlamda homojen bir kent kimliğine kavuşup kavuşamadığını  değerlendirmemiz gerekiyor.

Belediye başkanları, ilçemizin markalaşma projesi ile kişisel olarak ilgileniyorlar mı? Belediyenin inanılır, derin, uzun vadeli ve kendine özgü bir “markalaşma stratejisi” var mıdır? Sarıyer’in “farklılık” yaratan öğelerini (eskilerin deyimiyle “alâmeti farikâlarını”), Sarıyer’in kimliğini, yani markasını oluşturan somut ve soyut kültür ve doğa varlıklarını öne çıkartabiliyorlar mı?

Hâlbuki Sarıyer’in kent kimliğinin, 1870’lerdan başlayarak 1970’lere kadar gelen yüz yıllık tarih döneminde belirgin olduğunu, yani yaşatıldığını, ancak 1980’lerden başlayarak günümüze kadar gelen dönemde ise kimliğin ve hatta “kentsel belleğin” giderek yitirilmekte olduğunu görüyoruz.
Bu kimlik ve imaj yitirmenin başlıca nedeni, İstanbul ve Sarıyer’in Anadolu’nun kırsal kesimlerinden yoğun göç alması sonucunda yörede giderek artan kaçak, çirkin, kontrolsüz ve kalitesiz yapılaşmayla birlikte doğal yeşil dokunun büyük bir hızla tahrip edilmesidir.

Bu nedenle Sarıyerliler, Sarıyer’i geçmişte marka yapan unsurları yanlış belediyecilik zihniyeti ve uygulamaları nedeniyle durmadan yitiriyorlar. Aşağıda Sarıyer’de önümüzdeki dönemde kesinlikle düzeltilmesi gereken belediyecilik hizmetlerinin bazılarını belirtiyorum:

(1.) İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Sarıyer Belediyesi, Sarıyer’in bir deniz ve sahil kenti olduğunu görmezden geliyor, yerel yöneticiler denize adeta sırtlarını dönerek makamlarında oturuyorlar. Sahil şeridinde “kaymak beton” yaya yolları yapmakla (kaldı ki bu dümdüz, pürüzsüz zeminler yağışlı havalarda, özellikle donmalarda yayaların kayarak düşmelerine, yaralanmalarına yol açacaktır!), aydınlatma direklerine sardunya saksıları yerleştirmekle sahil şeridi daha estetik bir görünüme kavuşmuyor.

(2.) Sarıyer Balık Pazarı artık tarih olmuştur ki Sarıyer halkı ile yerli/yabancı turistler balık ve deniz mahsullerini gezgin, işporta türü tezgâhlardan satın alıyor. Hem balıkçı esnafı hem de halk bu durumdan zarara uğramaktadır.

(3.) 150 yıllık Şirket-i Hayriye geleneğinin ürünü olan Şehir Hattı vapurlarıyla Sarıyer’e yapılan seferler İDO tarafından izlenen hatalı deniz toplu ulaşım politikaları sonucunda azaltılmış, Boğaziçi’ndeki vapur iskeleleri ya lokanta ve kafelere dönüştürülmüş, ya da özel sektör motorcularının kullanımına bırakılmıştır. Bu halkımızın ucuz deniz toplu taşım hakkının elinden alınması ve İstanbul’un simgesi olan vapurların sonunun getirilmesi sürecinin başlatılması demektir.

(4.) Boğaziçi’nde geciken atık su arıtma tesisi yatırımları sebebiyle onlarca plaj yerinden ve sahillerden artık denize girilememekte, önemli bir turistik potansiyelimiz heba edilmektedir. (Son yıllarda bitirilen Boğaz atık su kolektörleri ve tamamlanan arıtma tesisleri sonucunda deniz kirliliğinde azalma görülmekteyse de denizimiz henüz yüzülecek kadar temiz değildir.)

(5.) Raylı toplu taşım sistemleri ve kent içi deniz ulaşımı yeterince geliştirilerek entegre edilmediği ve deniz ulaşımının toplu taşımdaki payı arttırılmadığı için Sarıyer’de özellikle hafta sonlarında ve tatil günlerinde yoğun ölçekte trafik sorunları yaşanıyor.

(6.) Sarıyer Belediyesi’nin kentleşme ve imar ve şehir planlaması, tapulama, peyzaj mimarîsi, çevre mühendisliği, toplumbilim gibi uzmanlık alanlarındaki hizmetlerinin sürekli aksadığı,  yönetim kalitesinin ve güvenirliğinin alt düzeyde bulunduğu görülüyor.

Sonuç olarak belirtirsek:
Sarıyer’in geçmişinde sahip olduğu marka değerini ve kent kimliğini yeniden yaratacak bir belediye başkanının ve belediye kadrosunun 2009 yılının baharında yapılacak yerel seçimlerde işbaşına getirilmesi Sarıyerliler için yaşamsal bir önem taşıyor.

Sarıyerliler kendilerini gelecek beş yılda yönetmeye talip olacak belediye başkan adayının kesinlikle
-kentleşme ve imar planlaması konularına bihakkın vakıf,
-liderlik vasfına sahip,
-meslekî kariyeri ve mesleğinde başarılarla dolu bir özgeçmişi olan,
-çağdaş, demokrat, Cumhuriyetçi aydın kimliği bulunan, Sarıyer’in sorunlarına vakıf, Sarıyer’de oturan, 
bir hemşehrimiz olmasına çok dikkat etmelidirler diye düşünüyorum.

Mehmet Cemal Beşkardeş
Özgeçmişi: İstanbul Alman Lisesi’nden sonra Boğaziçi Üniversitesi’nden Makine Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. Tanınmış holdinglerde üst düzey profesyonel yöneticiliklerde bulundu. Emekli olduktan sonra uzmanlık alanı olan cam teknolojileri konularında danışmanlık  ve sivil toplum örgütlerinde çalışmalar yapıyor. Göz Dr. Sârâ Hanım ile evli olup biri Psikiyatrist Dr. Olan 2 erkek çocuk babasıdır.

 

Yorumlar (0 Yorum):

Yorum Gönder comment
Add to Technorati
Etiketler
Bu haberde etiket yok
Bu haberi degerlendir
3.75
Powered by Vivvo CMS v4.0.3