CHP Kurultayı'nın mesajları

CHP gemisi denizde ilerlerken, ansızın patlayan bir kasırgaya yakalandı. Bu fırtınada gemi batmadıysa da kaptan dümenden uçup gidiverdi. Onun yerine geçen yeni kaptan gemiye egemen oldu. Fırtınanın kısa sürede dinmesinden sonra arkadan esen güçlü rüzgarın yelkenleri dolduruşuyla enginlere doğru yol almaya başladı... CHP’nin son 15 günde yaşadığı fırtınalı dönemi denizcilik metaforlarıyla belki böyle tasvir edebiliriz.

22-23 Mayıs’ta yapılan 33. Olağan Kurultay’da, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin 7. Genel Başkanlığına bir rekor sayılan 1189 oyla seçildi. 80 üyeden oluşan Parti Meclisi’nde (PM) ise, Baykal’a yakınlıkları bilinen üyelerin yerine çok sayıda akademisyen ve uzmanlar, hatta önceki Kurultaylarda Deniz Baykal’a karşı genel başkanlığa adaylıklarını koyan Hurşit Güneş, Umut Oran ve Haluk Koç da görev aldılar. PM’nin %75’i yeni yüzlerden oluşturuldu.

İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin partide yeni vitrin oluşumu için yoğun çaba harcadı. PM’ne giren bazı yeni isimler, CHP’nin daha dinamik, daha üretken bir kadroyla yoluna devam edeceğini gösteriyor. Süheyl Batum, Sencer Ayata, Mehmet Faraç, Gülsün Bilgehan, Hurşit Güneş bunların arasında yer alıyor. Faik Öztrak’ın listede korunması da dikkat çekiyor. Sav, Kılıçdaroğlu, Tekin’in tercihleriyle oluşturulan PM içinden çıkan yeni MYK ile Baykal sonrası dönemin CHP yönetimi göreve başlıyor.

Ortaya çıkan PM listesinin, sadece 5 gün içinde hazırlandığı düşünülürse bu makul bir uzlaşmanın eseridir. Bu aşamadan sonra Kılıçdaroğlu, Kurultay konuşmasındaki vaatlerini yurt gezilerinde halka anlatmaya başlayacak.

Tarihe geçen konuşmasına, “Yoksulların, işçilerin haklarını korumak için geliyoruz” diye başlayan Kılıçdaroğlu, genelde emekten, işçilerden, Zonguldak’taki madencilerden, merdiven altı atölyelerinde çalışan kadınlardan, emeklilerden, sigortasızlardan, işsizlerden söz etti.Bu söylemiyle, Ecevit’i iktidara taşıyan Karaoğlan günlerindeki gibi “beraber kazanacağız, hakça bölüşeceğiz” özdeyişini hatırlattı.

Yoksulluktan, işsizlikten söz ederek işe başlamak, temcit pilavı gibi sürekli laiklik ve rejim tartışması yapmaktan daha akıllıca geliyor kimimize. CHP uzun zamandır ilk kez ‘devleti ve rejimi koruma partisi’ misyonundan ‘halkın partisi’ olma yoluna giriyor. Sola ve sosyal demokrasiye yakışan da bu değil mi?

Üstelik yoksulluk söylemi, AKP’ye karşı tutar; özellikle ‘kişisel ve sınıfsal zenginleşme’ konusundaki eleştiriler AKP’lilerin canını acıtır. Ancak CHP, Türkiye Ekonomisi’nin büyümesini yönetecek vizyonu da şu aşamada ortaya koymalıdır. Unutmayalım ki, Türkiye büyüklükte halen dünyanın 16. ekonomisi. Global finans sistemine entegre; G20’de yer alıyor. Yılda yaklaşık 20 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı geliyor. Sıcak para akışı küresel krize rağmen devam ediyor. Yaklaşık 600 milyar dolarlık bir bankacılık ve finans sektörü var. Ülkemiz, muazzam bir enerji havzasının kilidini elinde tutuyor. Ticaret ve girişimcilik bazında sağlıklı ve isabetli teşvik politikalarıyla kendi bölgesinde lider konumunu sürdürebilir.

Türkiye ekonomisindeki büyümeden işçi, köylü, beyaz eşya bayii, vergi toplayan devlet, devletten maaş alan öğretmen, memurun alışveriş yaptığı bakkal, kısacası hepimiz faydalanırız. Kılıçdaroğlu, Kurultay konuşmasında, ekonomiyi solun ‘sınıf mücadelesi’ eksenine oturttu. Daha geniş bir vizyon sunmayı sonraya bıraktı. İşadamına, CHP Kurultayından az ötede kendi kurultayını yapan TOBB delegesine, Anadolu kentlerinden ihracat yapan sanayiciye, yüzlerce işçi çalıştıran TÜSİAD üyesine, profesyonel yöneticiye, bankacıya, doktora, turizmciye veya ufak işletmeciye yönelik koyduğu hedefleri daha sonraları açıklayacak.

Elbette, CHP’nin yeni lideri halkımıza, ‘Ben zenginleşmeyeceğim’, ‘Havuzlu villada oturmayacağız’ derken; ‘kimse havuzlu villada oturmasın, kimse 5 yıldızlı otelde tatil yapmasın, Türkiye zenginleşmesin!’ demiyor.

Toplumumuz CHP’den, populizmin çekimine kapılmadan bu dev ekonomiyi nasıl yönetebileceğini göstermesini bekliyor. Ülkeyi zenginleştirecek bir vizyonu ortaya koymasını istiyor. CHP’nin bu  amacı gerçekleştirecek projeler sunması; ekonomiyi ‘sınıf dinamiğinin’ ötesinde de görebilmesi gerekiyor.

Kılıçdaroğlu önümüzdeki günlerde ‘hak arama’nın yanı sıra ‘umut verme’ adına da konuşacaktır. Burada hedef bellidir. Cumhuriyet’in 100. Yılında (2023) Türkiye’yi dünyanın ilk 10 ekonomisi içine sokmak. Kılıçdaroğlu önderliğindeki CHP kesinlikle bu büyük vizyona odaklanmalıdır.

12 Eylül 2010 referandumuna doğru ilerlerken, yurttaşlar CHP’ne soracaklar: Nasıl bir yargı reformu, nasıl bir demokratikleşme, nasıl bir Anayasa? Seçim yasasındaki yüzde on barajını indirme dışında neler yapılmalı?  CHP Genel Başkanı, hedefteki değişimin açılımını halkla paylaşmak üzere yurt gezilerine çıkacak . CHP Örgütü, referanduma ve ardından gelecek bir baskın veya erken genel seçime dek zamanı çok iyi kullanmak zorundadır.

Bu bağlamda, 2008 yerel seçimlerinde CHP’ne geçen Kartal, Maltepe ve özellikle Sarıyer’deki  Belediye Başkanlıklarının çalışma tempolarını arttırmaları, halkın hizmet beklentilerini mutlaka daha verimli biçimde karşılamaları gerekiyor. Referandum ve baskın/erken genel seçim öncesinde, her ilçenin CHP İlçe Örgütü ile Belediye Başkanlığı, uyum, birlik ve beraberlik içinde, ortak amaçlara yönelik çalışma programları hazırlamalı, İl Başkanlığı bu çalışmaları yakından izlemeli, eşgüdümünü sağlamalıdır. İlçe Örgütleri ile Belediye Başkanlıkları ayrı telden çalarlarsa ve birbirlerine yeterli destek sağlayamazlarsa, CHP oyları istenen seviyelere çıkamaz.

Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu vaatler, iktidar talep eden Partinin halkla bütünleşeceği bir iktidar yürüyüşünün (veya koşusunun) adımlarıdır... CHP tek başına iktidar olmasa bile, eğer bu söylemleriyle önümüzdeki seçim sürecinde  oy oranlarını yükseltirse geleceğin Türkiyesi’nin inşasına yine özgün bir katkı sağlayacak.

Yorumlar (0 Yorum):

Yorum Gönder comment
Add to Technorati
Etiketler
Bu haberde etiket yok
Bu haberi degerlendir
5.00
Powered by Vivvo CMS v4.0.3