ORDA BİR GELECEK VAR!
O zamanlar daha çocuktum. Ömrünün son demindeki (biraz da hafızasını yitirmiş) akrabam babaanneme gelininin dedikodusunu yapıyordu: “Bizim Ayşe var ya! Ne yapıyor biliyor musun? Saçını başını açıyor şu pencereye erkekleri çağırıyor. Günaşırı çağırıyor, onlar da geliyorlar.” Bu arada babaannem o pencere değil, televizyon demeye çalışıyor çalışmasına da dinleyen kim? Dedikodu devam ediyor: “Oğluma söylüyorum kulak asmıyor, galiba onun da mezhebi genişledi.”
O yıllarda televizyon yeni bir olaydı ve o akrabamın onun ne olduğunu kavrayamadan hayatı sonlandı.
Şimdi olsaydı, ne kadar bunarsa bunasın televizyon için pencere der miydi? Onun üzerinden dedikodu eder miydi?
***
Bu dünya denen kocaman mavi gezegende insan gelişti ve toplumu yarattı. Yarattığı toplum insanları yeniden yarattı ve yeniden yaratılan insanlar yeni toplumları yarattı. İnsanlar ve toplumlar sürekli değişti ve onlar değişmeye devam ediyorlar. Farkında olup olmadığımızın önemi olmaksızın her gün yeniden oluşuyoruz.
Orda bir gelecek var. Yeni korkuları, yeni sevinçleri barındıran, hayatı zorlaştırıcı şartları oluşturacağı kadar hayatı kolaylaştırıcı yanları da barındıran. Şimdiki çocukların ve gençlerin farklı donanımlarla karşılaması gereken bir gelecektir bu… O akrabam televizyonda sevdiği bir diziyi seyretmeyi daha önceden hayatına sokmuş olsaydı, televizyon onun için asla pencere olmayacaktı. Televizyon ömrünce onun hiçbir işini engellememişti ve televizyonda sevdiği dizi varken oğlu maç izleyecek diye dizisini seyretmekten mahrum olmanın mutsuzluğunu yaşamamıştı. Şimdiki çocukların ve gençlerin yarın karşılaşacağı sorunlar karşısında aslında bizler de o akrabamın televizyon karşısındaki bilgisizliği kadar bilgisiz sayılırız. Bir anlamda ebeveynlerin çocuklarının bilgisayara olan ilgisi karşısındaki tavırları da biraz bunun ürünü sayılmaz mı?
***
Peki, çocuklar, gençler geleceğe nasıl hazırlanmalı? Ben, avcı-toplayıcı toplumla bilgi toplumunu iki açıdan benzer görüyorum. Biri zenginliklerinin kaynağı açısından, diğeri güvenilirlik ile öngörü açısından:
Avcı-toplayıcı toplumun zenginliğinin kaynağı kişisel yetenekti. Bilgi toplumunun da zenginliğinin kaynağı bilgi ve kişisel yetenek olarak beliriyor. Birincisinde kişisel yetenek, ikincisinde ise bilgi ile ilişkilendirilmiş kişisel yetenek zenginliğin kaynağını oluşturuyor. Avcı toplayıcı toplum döneminde insan öngörüsü sonraki toplumlara göre en alt düzeydeydi ve vahşi doğada güvenirliği sağlanmamış hayatları vardı. Bilgi toplumunda da öngörü hızlı değişimler nedeniyle zayıflayacak gibi görünüyor ve üretimin dışına düşmek güvenirliği zedeleyici bir hal alacak gibi duruyor.
***
Tarım toplumunda bir insan çıkıp bir toprak parçasını çevirip burası benimdir deyince tükürüğüyle onu boğacak kadar çok insanın karşı çıkmayıp buna rıza göstermesi, köle olmayı içlerine sindirmeleri önce bir güvenirlik ve sonra da her şeye rağmen yarınki yaşamını bilmenin verdiği rahatlığının sonucudur.
Öngörü son aşamada kişiseldir. Eğer yüz kişinin çalıştığı bir iş yerinden altı ay sonra yirmi kişiyi çıkaracağınızı söylerseniz, bu iş yerindeki tüm çalışanları öngörüsüz kılmayı becerirsiniz. Bu insanların gereksinimlerini karşılamak için yapacakları tüm faaliyetler kaos yaratacak yönde değişir ve bu psikoloji iş yeri dahil verimliliklerini düşürür. Ama aynı iş yerinden çıkaracağınız yirmi kişiyi isimlendirirseniz kalan seksen kişinin bu kere durumu farklı bir hal alır.
***
Geçmişteki sendikalar ve bu sendikalardaki örgütlenmeler bir bakıma öngörüsüzlükten kurtulan toplumları da oluşturmuşlardı. Ama son zamanlarda dünyanın kaynaklarını kontrol eden devletlerin güvenliklerini ön plana almaları ve bunun gereği olarak toplumu sendikasızlaştırmayı seçmeleri merhaba dediğimiz yeni toplumdaki öngörüsüzlüğün habercisi değil de nedir? Ekmek hangi aslanın ağzında olacak? Eğer, medeniyet denilen global bir aslanın ağzında olacaksa, öngörüyü barındıran bir başka medeniyet yaratılmazsa vay bizim çocukların haline…
***
Çocuklar ve gençler diyorduk, giderek zorlaşan bir dünyanın insanları olacaklar. Üretim sürecinin dışına düşen insanların hayata bakışları ne olacak? Ne yani, bunayacaklar mı? “Ayşe pencereye adamları çağırıyor” mu diyecekler? Dilim söylemeye varmıyor ama hepsi ömürlerinin son deminde mi olacak? Hem de daha bebeklik aşılarını bile olamadan…
Yeni nesil! Sizin işiniz gerçekten de çok zor ve bizim ülkemizde sizleri geleceğin dünyasına hazırlayacak bir şeyler üretilmeli. Hem de tez elden üretilmeli. Yoksa siyaset denilen şey sizleri geleceğin kurbanları yapmaktan başka bir iş beceremeyecek gibi duruyor.





Yorumlar (1 Yorum):
Yorum Gönder