Mustafa’nın meraklı soruları

Mustafa’nın meraklı soruları

Mustafa sordu: Kelkit Vadisi, Doğu Karadeniz’den başlayıp Sarıyer’de mi bitmektedir?

CEMAL BEŞKARDEŞ / SARIYER MANŞET GAZETESİ

Mustafa ile iki yıl kadar önce karşılaşmıştım Sarıyer’deki tenha ve ıssız bir sokak arasında. Madde bağımlısı idi ve benden bir lira istemişti. Kendisine uzattığım 10 TL kağıt parayı ise almamıştı. Bu kadar paranın “fazla” olduğunu söyleyerek bana geri uzatmıştı. Ancak bu parayı ona vermekte ısrar ettiğimde belleğime kazınan bir söz söylemişti bana küçük Mustafa:

-“Baba, ben bu parayı hak etmedim ki..!”

Öteden beri çocukların hak ve adalet kavramına yaklaşımları ve yorumları ilgimizi çeker. Biz büyüklerin gözündeki bazı kavramların kimi zaman çocukların düşüncelerinde ince bir bakış açısına çekildiğine tanık oluruz.
 

Sokak hayvanlarına gösterdiğimiz ilgi ve sevginin çok daha fazlasını hak eden bir insan yavrusu ile karşı karşıya olduğumuzu anladıktan sonra Mustafa’yı izlemeye başladık. O, Kelkit Vadisi’nden Sarıyer’e göçtükten sonra parçalanan bir ailenin sokağa terk ettiği, artık bir “tinerci” olan 12 yaşındaki çocuğu idi. Ebeynini araştırdık, babasına ulaşmaya çalıştık, ilk kez nüfus kağıdını çıkarttırdık, sonunda onu bir çocuk ıslahevine yerleştirmeyi başardık. Birkaç kez kaçtıysa da yakalattık. Sonunda Mustafa kendisine gösterilen ilgiye ve tedaviye cevap verdi. Şu sıralarda yarım kalan eğitimine başarıyla devam ediyor...

 

Mustafa gazeteleri ve bulduğu dergileri iyi okur. İlginç bir haberi internet gazetelerinde benden önce okumuş ve hemen akabinde beni telefonla aradı:

“Baba, Genç Başkan tatilini biraz kısa kesmiş ve memleketinden memleketimize erkence dönmüş, bu arada bir de çok önemli nikâh kıyıvermiş! Hemi de kimin nikâhını kıymış, tahmin et bakalım...”

Eski Başbakan’lardan Tansu Çiller ile Özer Uçuran Çiller’in küçük oğlu Berk ile Erdal-Güner Odabaşı Ailesi’nin kızı Eda, Yeniköy Sait Halim Paşa Yalısı’nda 300 kişilik seçkin davetlilerin huzurunda Başkan Şükrü Genç’in kıydığı nikâhla dünya evine girmişlerdi (15 Ağustos 2009 akşamı). Düğün törenine bir tek gazeteci dahi alınmamış, tek bir kare fotoğraf bile gazetelere verilmemiş idi. Bu nedenle Sarıyerliler, Yeniköy’de ikamet eden Büyük Türk Büyükleri’nden eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile eski Başbakan Tansu Çiller’in Yeniköy’de çekilmiş fotoğraflarına galiba yalnız EMEK CAFE tekrar açıldığında (Osman Abi’nin albümlerinde) ulaşabilecekler...

 

Fotoğraflanamamış ve magazinleşememiş bu Sarıyer haberi bizim küçük Mustafa’yı pek tatmin etmemiş olmalı ki, hazır beni yakalamışken, o bitmek tükenmek bilmeyen sorularını ard arda sıraladı:

-“Baba, gazetelerde ‘kene haritalarıyla’ sık sık gündeme gelen bizim Kelkit Havzası’nın (Tokat, Sivas, Erzincan, Gümüşhane, Giresun) boyu sadece 256 km midir? Yoksa, Vadimiz Doğu Karadeniz’den başlayıp Sarıyer’de mi bitmektedir? Baksana, Şebin Medya’da çıkan yayla şenlikleri fotoğraflarında görülen çadırların üzerinde “Sarıyer Belediyesi” yazılı afişler asılmış...”

-“...” (İçimden ‘çocuktan al haberi!’ dedim ve Mustafa’nın bu dikkatli saptamasına sadece hafifçe gülümseyerek karşılık verdim.)

-“Baba, Şükrü Başkan 3 aylık hizmete başlangıç döneminde fazla yorulduğundan Kelkit Vadisi yayla şenliklerinde, yükseklerde halay çekerek Sarıyer kıyıları’ndaki sorunlarla boğuşmak için enerji ve oksijen mi depoladı?”

-“...” (İçimden ‘çocuk gözüyle olaylar demek böyle değerlendiriliyor’ dedim.)

-“Eee, Mustafa, pek fazla ahiret soruları sorarsın bana be oğlum!..Yetti artık! Şimdilik Allahaısmarladık!” diyerek telefonu kapattım...

 

İlkgençlik yıllarımda büyüklerime ters gelen sorular sorduğumda aldığım cevap şu olurdu:

“Büyükler her şeyi senden daha iyi düşünür, fazla düşünen zihinlere zararlı fikirler üşüşür!”

 

Galiba Sarıyerli çocukların büyüklerini nasıl gördüklerini ve eylemlerini nasıl değerlendirdiklerini anlamakta yarar var. Belediyemiz, düşünme yetenekleri gelişsin diye ilköğretim okulları tatile çıkarken öğrencilerimize çocuk klasiklerinden kitaplar armağan etti. Geleceğimizi düşünen ve sorgulayan bu çocuklarımız belirleyecek...

Yorumlar (1 Yorum):

sariyersevdalisi -- 07 September, 2009 12:44:38
avatar
Kelkit Vadisi'nden Sarıyer'e giden yolları ve Sarıyer'in Genç Başkanı'nın sevdalarını anlamak isteyenler için aşağıdaki yazıyı okumalarını sağlık veririm:

Hemşehrilik-Bölgecilik Siyaseti (1)
Farabi der ki; 'İnsanlar ancak bir kentte üst kültüre erişebilirler.' Bazılarımız ise dayanışmayı yaşadığımız şehire karşı dayatma olarak algılıyor.
HEMŞEHRİM nerelisin?
Farkında olalım, olmayalım, bu soruyu zaman zaman birbirimize yöneltiriz.
Bu yaklaşım insanlar arasında ilk anda, sıcak bir temas sağlasa da, maalesef toplumun kaynaşmasının önünde yıllardır engel oluyor.
Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında İstanbul'u fethettikten sonra önemli bir karar aldı: Şehrin kültür ve imar dokusunu bozmamak için göçü sınırladı. Osmanlı'nın Balkan Harbi ile birlikte başlayan ricadında (Anayurt topraklarına geri çekilme) evlad-ı fatihan'ın göç merkezi İstanbul oldu.
Genç Türkiye Cumhuriyeti de İstanbul'a göçü bir kanunla düzenledi. İsmet İnönü döneminde Karadeniz'den takalarla kaçak gelen vatandaşlarımızın denize atıldığı haberleri öyküleşti. Anadolu'nun İstanbul'a akını Demokrat Parti iktidarının sanayileşme hareketi ile başladı. 1970'li yıllarda giderek büyük bir yoğunluk kazandı.
Tarlada, bağda eviyle işi iç-içe olan bu insanların iki ayrı yaşantısı oluştu.
1) Babalarımız, amcalarımız ve dayılarımız fabrikalarda, sanayi bölgelerinde ve şehir merkezinde kendilerine pek de benzemeyen şehirlilerinin arasında, rızıklarını temin etmeye (geçimlerini sağlamaya) başladı.
2) Anadolu'nun bağrından kopanlar, gecekondu dediğimiz müstakil bahçeli evlere, ailesini ve inancını taşıdı. Bu arada köyündeki, statülerini (sosyal konumlarını) de korudular. Evinde ağa ise ağalığını, bey ise beyliğini yaşadı. Eli ekmek tuttu, kardeşini, amcasının oğlunu, köylüsünü yanına getirtti. İstanbul’un çevresinde, kenar mahallerinde Kastomunulu, Karslı, Giresunlu, Sivaslı, Mardinli, Siirtli vb. mahalleleri oluştu.
Siyasi mezar
1970'li yıllarda sol-sağ çatışması hızlandı. Sol veya sağ gruba mensup gençler hazineye ait yerlerde gecekondu arsası dağıtmaya başladı. Hataları oldu ama her iki grup da samimiydi. Çoğu kendisine bir karış arazi bile almadan, milllet adına, halk adına diye yaptı bunu, idealist davrandılar.
Gecekondular arttı, kurtarılmış bölgeler ilan edildiği sırada bütünlük içinde olmayan sol stratejik hata yaptı:
1)- Sol, sosyal demokrat, sosyalist, marksistler, kendilerini tarif edemedi. Sol, günlük siyasi parti çekişmelerinde taraf oldu. Ulusalcılar başta olmak üzere solun hemen hemen her rengi, Demirel'in Ecevit'e karşı, bir siyasi deha ürünü olan sol, marksisttir, inancı ve milliyeti yoktur iddiasını teyid edercesine hatalarla dolu davranış geliştirdi.
2)- Gençler kendi eliyle ev arsası verip, yerleştirdiği insanlara, siz işçisiniz, emekçisiniz söylemiyle yetindi ve yeterli iletişim kuramadı. Gecekondusunda her biri kendisini küçük ağa, küçük bey gören insanlar için, emekçilik-işçilik demek, marabalıktı, nökerlikti. İnanç noktasındaki bilgisizlik ve eksiklik de genç nesille, yetişkinlerin dünyasında aynı evde, aynı mahallede Çin sedleri oluşturdu.
3- Yerel yönetimlerde hemşehri siyaseti başladı. Aytekin Kotil bu siyasetin ürünü oldu. Kotil'i yıllar sonra Nurettin Sözen taklit etti. Bu usul her ikisinin siyasi, sonunu hazırladı. Hemşehricilik siyaseti, solun enternasyonelcilik ve evrensellik iddiasıyla hiç örtüşmedi. Kaldı ki, kendisini destekleyen milyonlarca mağdur insana da birşey veremedi.
Özal'ın rantı
Merkezin sağı, belki daha popülistti ama daha gerçekçiydi. İnancı, geleneği ve köylü kimliğini hiç inkar etmedi. 1980 ihtilalinin arkasından, gelen Özal bu bölgelerde, tapu tahsis belgesi ile birlikte şehirleşmenin de yolunu açtı. İnsanlar demokrasinin seçilme yanıyla da tanıştı. İlçe belediyeleriyle ve encümen üyelikleriyle gecekondularda yaşayan mahalli idarecileri çıkardı. Özal'ın Cumhurbaşkanı oluşuyla, ANAP bunun siyasi rantını yiyemedi.
DYP sıkıntılıydı. Bu süreç Necmettin Erbakan'ın Refah Partisi'ne yaradı. Mahalli idarelerle başlayan yükselme, 1995'de devam etti. Refah Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne kendisini birinci parti olarak taşıdı.
Kökünü arayanlar
Şehirleşen bir kesim, köklerini aramaya başladı.
Şehirli yaşayan, çocuk ve torunların, „baba, dede biz kimiz?“ sorusu insanları köye yöneltti.
Köyle buluşuldu. Köye her zaman gidilmedi, köy ve hemşehri örgütlenmesiyle kültürü yaşama yarışı başladı. Kültürün yaşatılması, kaynaşma açısından güzel de oldu. Ama maalesef zaman zaman aynı memleketli olmak, aynı bölgeden olmak, bir kesimin diğerine, üstünlüğü olarak sayılmaya başlandı. Aynı kökten gelmek, geçmişi paylaşmak gerçekten gurur verici. Ama bölgecilik tek seçici unsur ve hemşehricilik olmamalı. Bu konuyu ele almayı sürdüreceğiz.
Yorum Gönder comment
Lütfen Resimdeki Kodu Giriniz! (Please enter the code you see in the image:)
Add to Technorati
Etiketler
Bu haberde etiket yok
Bu haberi degerlendir
5.00
Powered by Vivvo CMS v4.0.3