ZEKERİYAKÖY İÇİN ÂCİL EYLEM PLANI
22 Ağustos 2009 Cumartesi sabahı Sarıyer’den Zekeriyaköy yönünde ormanların ortasından geçen yolda ilerliyordum. Buralardan geçerken daima aklıma Çelik
Gülersoy’un ve TURİNG’in 1980’lerden başlayıp 1990’ların ortalarına dek uzanan İstanbul’un son kalan ormanlık yeşil alanlarını kurtarma çabaları gelir...
TURİNG’in “Efsanevî Başkanı” Gülersoy’un 1987-1994 yıllarında Sarıyer ve çevresinde, Zekeriyaköy’de, Demirciköy’de yaşadıklarını, bu köylerdeki anılarımızı, birlikte yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı hatırlayarak ormanlardan geçtim. O’nun buralardaki eserlerinin günümüzde kalan izlerini sürmeyi düşündüm.
Ormanlık yollarda gözüme ilk çarpanlar asfaltın kenarlarına, ağaçların aralarına savrulmuş inşaat atıkları, tonlarca moloz ve çöpler oldu. Bu pislikler inanılmaz boyutlara ulaşmış, bazı noktalarda atık tepeleri dahi oluşmuş. Bu rezillikleri köylüler, kentliler ve Jandarma görmüyor mu? Duyarlı vatandaşlar hiçbirini görmediler ve ihbar etmediler mi? Doğanın ve çevrenin korunması konusunda halkımızın bilinci ve eğitimi böylesine düşük düzeyde mi?
Aklımdan geçirdiklerim bitmeden Tarabya’dan Zekeriyaköy’e dek katettiğim 12,5 km’lik yol bitiverdi. Bin yıllık ulu çınara ve yanıbaşındaki çeşmeye artık gelmiştim.
Köy Kahvesi’nde köyün kıdemlilerinden Mühübe Saraçoğlu Hanım, Babası Tuluhî Bey ve “geçmişi en iyi hatırlayan büyüğümüz” diye tanımladıkları Faik Bey
ile buluştuk. Masamıza Necati Yıldırım Bey’in de katılmasından sonra sohbetimiz koyulaştı.
Yanımda getirdiğim “TÜRKİYE’YE BİR IŞIK’TI” başlıklı, TURİNG’in 1977-1993 yıllarında gerçekleştirdiği eserleri resimlerle belgeleyen kitabını açıyorum. Kitabın 152. sayfasından Gülersoy’un dokunaklı bir üslupla Zekeriyaköy’de yaptıklarını anlattığı satırları okuyoruz: “1980’lerin sonunun başka bir hizmeti, İstanbul’un en ünlü ve en eski ‘mülhakat’ köylerinden Zekeriya Köyü’nde yapılan işlerdir. ‘Kiraz Köyü’ olarak ün kazanmış vâdi içindeki bu yeşil ve sâkin diyar, henüz çevresi yapılarla dolmadan son yıllarını mutlu yaşamaktaydı. Burada önce köyün tam ortasında 2 yıl, sonra da dış batı yamacında (günümüzde FLORA Evleri
Sitesi’nin yeri) bir arazi satın alıp yazlarını geçiren Gülersoy, köyün tarihi ve doğal karakteri içinde imarı için bir Vakıf kurup onun eliyle epeyce ıslahat yapmakla beraber, Kurum da (TURİNG) birçok işe yardımcı olmuştur. Köy ortasında bin yıllık bir çınarın altındaki kadim su kaynağının, çatılı-taş cepheli bir Osmanlı Çeşmesine kavuşturulması gibi. Çevrede inşaat yoğunluğu başlayınca bu Köye de etki yapmış, bir imar planı her yeri satranç tahtası yollarına bölerek, bu kadîm yerleşimin birkaç yılda ‘moderen’ bir dokuya dönüşmesinin yolunu açmıştır. (Çelik Bey bir de günümüzdeki hızlı betonlaşmayı görseydi herhalde, kendi deyimiyle ‘fücceten vefat ederdi’.) Köyden çıkan Gülersoy, Vakfını mahkemede iptal ettirmiştir. Muhtarlık da, Kurumun imar ettiği çeşmeyi renkli mermerden bir arabesk üslûba çevirmiş bulunuyor.”
TURİNG Efsanevî Başkanı’nın daha 1990’larda Köy’deki gelişmelerden ve geleceğinden kaygı duyduğu açıkça görülüyor. Bugün burada biz, Zekeriyaköy’ün geçmişini yansıtan, kültür mirasını ve belleğini oluşturan nelerin kaldığını saptamakla çalışmamıza başlıyoruz.
Köyün kıdemlilerine soruyorum: “Köyün geçmişini yansıtan tipik eski bir Zekeriyaköy Evi kaldı mı?” Masadakiler, aralarında yaptıları kısa bir tartışmadan sonra 3 adet evi sayıyorlar:
- Celal Amca’nın Evi (yaklaşık 300 yıllık, ancak artık yıkılmış, virâne olmuş bir ev);
- Etem Hoca’nın Evi (yaklaşık 200 yıllık, ancak özelliklerini yitirmiş ve sıradanlaşmış bir ev);
- Ayten Abla’nın Evi (bu evin belirli bir niteliği bulunmayan sıradan bir ev olduğu anlaşıldı).
Celal Amca’nın tarihi evinin bahçesine, vahşi fakat dişleri dökülmüş yaşlı köpekten dolayı giremiyoruz. Evin çevresinde uzun bir tur atıyoruz yan ve arka cephelerini incelemek için. Tüm engelleri aşarak evin yanına geldiğimizde çatısının ve üst katının tamamen yıkılmış olduğunu görüyoruz. Harabeden çıkan eski tahtalar ve kiremitler yandaki bahçede kümelenerek dizilmiş. Geriye kalan birinci katın odalarını, evin giriş kapısını ve pencerelerini harap durumda buluyoruz. Köyün tarihini ve belleğini yansıtabilecek tek evin içler acısı halinden etkilenerek konuyu ilgili ve yetkili mercilere taşımayı düşünüyoruz: “Sarıyer Belediye Başkanlığı 3. Nolu Bölge Koruma Kurulu’na bu evin restorasyonu için bir projeyle başvurabilir mi?” diye bir not düşüyoruz.
Köyün dar sokaklarında otobüslerle otomobiller karşılaşıyorlar ve adeta birbirlerine sürterek geçebiliyorlar. Yakında buralardaki kavşaklara trafik polisi konulması gerekecek!
Etem Hoca’nın Evi’nin ortancalarla bezenmiş ve yamaçlardan setlerle inen bahçesinde ev sahipleriyle sohbet ediyoruz. Evin altında çok geniş bir su kaynağı olduğunu, evin yanıbaşında, yol üstünde bulunan çeşmeden akan içilebilir bu suyu halkın gece gündüz demeden damacalarına doldurduklarını, arabalarını çeşme başında yıkadıklarını (!) filan öğreniyoruz.
Etem Hoca’nın Evi’nin arkasındaki yamaçlardaki ormanlık alanlar setler yapılarak yapılaşmaya açılmış. Hatta öyle villa inşaatları görülüyor ki, bunların mimar ve mühendisler tarafından projelendirildiğini söylemek çok zor. Ormanlık alanda ağaçlar sökülerek setler oluşturulmuş ve buralarda binalar için yapı alanları açılmış. Ancak arazi çok dik eğimli olduğu için ve birim alana daha fazla villa yapmak amacıyla (!) ilk yapılan villaların hemen yanıbaşında yamaçlarda toprak peynir kalıbı gibi hafriyatla kesilerek yeni setler oluşturulmuş. Villalar birbirlerinin üzerlerine, üst üste bindirilmiş gibi duruyor. Yamaçlarda istinat duvarları bile yapılmadan binaların kaba inşaatları bitirilmiş ve alıcı bekliyorlar. Akıllara ziyan bu inşaatların ruhsatlarının nasıl verildiğini ve denetiminin ne şekilde yapıldığını Sarıyer Belediyesi İmar Müdürlüğü’ne soracağız.
Zekeriyaköy’ü çevreleyen ormanlık alanları adeta kanserli hücre dokusu gibi gelişen bir çarpık yapılaşma sarmış durumda. Hatalı imar planlama ve çarpık
yapılaşmanın Köyün neredeyse tamamını kapsadığını görüyoruz. Sarıyer Belediyesi tarafından dar bir alanda yeni yapılan çocuk bahçesi ve spor alanının hemen önündesıra evlerden oluşan bir beton sitenin inşaatı sürüyor. Çocukların ve her yaştaki halkın spor yapacağı alanın burnunun dibinde böylesine çarpık bir yapılaşma nasıl planlanır? Ormanlık ve yeşil boş bir alan bırakılamaz mıydı? Bilindiği gibi 1970’lerden sonra toplum dokusunun değişimi fiziksel mekana
da yansımıştı. Zenginleşen yeni sosyal gruplar kentlerde bu zenginliğin nemasını hem konfor hem de statü arayışı olarak almak istiyorladı. Ancak kentlerin içindeki iyi bölgeleri ve merkez arsaları tekil yap-sat inşaat düzeni yüzünden çok azalmış ve aşırı değerlenmişti. Kentlerde nüfus yoğunluğunun artması ve özellikle İstanbul, İzmir, Ankara gibi metropollerde gelişen organizmanın kent değil de binalar yığını olması, kentlerin merkez bölgelerinde yer kalmaması “uydu yerleşmelerin” yolunu açmıştı. Geriye kalan kent içi alanlarda da içe dönük kapalı yerleşmeler gündeme gelmişti. Ülkemiz kentlerinde tasarlanmış kentsel mekan eksikliği bilinen bir gerçek. Eski anonim mimari döneminde beğendiğimiz organik yerleşim dokusu çok seçenekli malzemelerle organik curcunaya dönüşmüştür. İstanbul'da örnekleyeceğimiz uydu yerleşmelerden Zekeriyaköy’de artık ne bir özgün eski köy dokusu kalmış ne de yeni yerleşimler özgün bir karakteri yansıtabilmiş.
Üzülerek belirtmeliyim ki, Zekeriyaköy yerleşmesi de İstanbul'da iyi örnek olabilecek iken kaçırılmış fırsatlarından biridir. Gerek kentsel tasarım gerek mimari açıdan, örneğin Levent evlerinden daha fazla bir anlam taşımamaktadır. Konumu kent merkezine çok yakın olan, 10 dakika içerisinde denize ve 25 dakikada kent merkezine ulaşılabilen bir uydu kent imkanı, mimari geliştirmeyi yapanların yanlış tutumu yüzünden heba olmuştur.
Kentsel anlamda komşuluk ünitesi ölçeğindeki bu yerleşmeler fonksiyonel açıdan kısmi iyi çözümler getirseler bile kent dokusunda izole adalar
oluşturmaktadırlar. Gelenekten gelen sosyal doku kaynaşmasına da, çağdaş kentsel kurguya da uymamaktadırlar. Kentlerin yerleşim kaosunun çıkardığı
problemlere grup egoizminin getirdiği marjinal çareler olmaktan öteye geçememektedirler. Zekeriyaköy’de elimizde son kalan doğa ve kültür varlıklarını sorumsuzca ve günü yaşayarak bireysel çıkarlar uğruna yok etmişiz. Sanki gelecekte biz ve torunlarımız hiç olmayacak...
Aramızda sağlıklı çevre boyutunun en önemli kıstas olduğunu ve suya gereksinimimizi görenler elbette vardır. Yoksa “Amaan, onu da bizden sonra gelenler düşünsün!” diyerek sorumsuzlukla hareket edersek bizden sonra gelecek kuşaklara sevgimizi nasıl göstereceğiz? Zekeriyaköy’e yıllar sonra, bir hafta sonu tatilimizde, Mahalle Meclisi Çalışma Grubu ve SARI PLATFORM üyeleri sıfatıyla geldik. Köyü ve çevresini inceledik. Saptadığımız olumsuzlukları ekteki raporumuzda yorumladık. Bundan sonraki dönemde Köyde bazı ufak iyileştirmeler sağlamak üzere bir öneri paketi hazırladık.Bu bağlamda Sarıyer Belediye
Başkanlığı’na aşağıdaki önerilerimizi sunuyoruz:
1. Yeni İlköğretim Okulu İnşaatı: Okul için arsa bulundu. Kabataş Lisesi Eğitim Vakfı’nın sponsorluğu altında okul binasının projelendirilmesi ve inşa edilmesi için gereken girişimler başlatılacaktır.
2. Zekeriya Baba (Ağa) Türbesi’nin Islâhı: Köye adını veren Zekeriya Baba adlı yatırın bulunduğu mezar ‘Çelebi Müftü’ lakaplı Şeyhülislâm Hocazade Mehmet Efendi tarafından 1600’lerin başında yaptırılan caminin yanında, okula bakan taraftadır. Harap ve bakımsız durumdaki türbe yeniden düzenlenerek çiçeklerle bezenecektir.
3. Tarihî Emetullah Valide Sultan Çeşmesi dahil tüm çeşmelerin düzenlenmesi: 1745 yılına tarihlenen Emetullah Valide Sultan, 1764 yılına tarihlenen Hüseyin Ağa, 1793 yılına tarihlenen Soğuksu (Ziştovi Ayşe Hanım) Çeşmesi, 1927 yılına tarihlenen Kirazlı Bahçe’deki tarihi eser Çeşme’ler eski fotoğraflara göre restore edileceklerdir. Çeşmelerden akan suların kullanımı da belirli bir sisteme bağlanacaktır.
4. Halı sahanın yeniden düzenlenmesi: Köyün halı sahası standart ölçülere göre yeniden boyutlandırılacak, bulunacak sponsor tarafından zemine halı döşetilerek genç sporcuların kullanımına açılacaktır.
5. Zekeriyaköy’ün Popüler Tarihçesi: Köyün kuruluşundan günümüze kadar geçen zamanı kapsayan popüler tarihini, yaşayan en eski Zekeriyaköylü’lerden olan Tuluhî Bey’in kızı, emekli öğretmen Mühübe Saraçoğlu yazacaktır. Tarihçe kitapçığını Sarıyer Belediyesi veya başka bir Kurum bastıracak ve yayınlayacaktır.
6. Zekeriyaköy (ve Sarıyer Köyleri) için İmar Planlarına Geometrik Oranlar, Renk ve Estetik Kıstaslarının konulması ve Ormanlık Alanlarda Yapılaşmaya
Son Verilmesi: Sarıyer’in tüm köyleri için de geçerli olacak doğru ve sağlıklı mimari planlama ilkelerini kapsayan bir imar planının acilen hazırlanarak Belediye Meclisi gündemine getirilmesi önerilecektir.






Yorumlar (1 Yorum):
Yorum Gönder