Tekneleriyle, kayıkhaneli yalılarıyla SARIYER
Boğaziçi’nde kürek sporunu sandal ve fıtaların yanısıra kayıkhaneler olmadan düşünmek mümkün müdür? Boğaziçi ve Sarıyer için kayıklar, sandallar, tekneler daima balıkçılık, deniz sporları ve gezintileri için tarihin her döneminde olmazsa olmaz araçlar olmuşlardır . Tarihi yalıların hemen altlarında ve bünyelerinde inşa edilen kayıkhaneler, geçmiş zamanın deniz araçları olan kayıkların, sandalların, fıtaların denizin yıpratıcı koşullarından korunabilmesi için de Boğaziçi Medeniyeti boyunca önemli işlevler yaptılar. Kayıkhaneler içlerinde barındırdıkları ahşap tekneleri olduğu kadar, hatta belki daha önemli oranda, üzerlerindeki tarihi yalıları, yapıları ve denizle temas halinde olan temel bölgesini alttan havalandırmak suretiyle tuzlu suyun, denizden gelen nemin yıpratıcı etkilerinden korudular.
Sarıyer’deki yalıların arasında özellikle I. Grup Tarihi Eser vasfını taşıyan ahşap yalıların özenle, titizlikle korunması gerektiğine inanıyoruz. Gazetemiz bu inançla hareket ederek Sarıyer’deki tarihi değer taşıyan, Kentimizin çok önemli kültür varlıkları olan tarihi yalıları yakından incelemeye başladı. Bilindiği gibi, bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Kültür ve Doğa Varlıkları Koruma Kurulu’nun, İstanbul Büyükşehir ile Sarıyer Belediyesi’nin kamusal görevleri ve sorumlukları bulunmaktadır. Bizim başlıca amacımız ilgili ve yetkili kamu kurumlarının dikkatlerini elimizde son örnekleri kalan tarih ve kültür mirası varlıklarımıza çekmek, bu kurumların görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmelerine yardım etmektir.
Geleneksel Türk Mimarîsinde çok özel bir yeri olan yalıların Sarıyer’de kalan son örneklerinin arasında kayıkhaneli ahşap yalı tipinde olanlarının sayıları çok azaldığından bunların günümüze gelebilenlerine hem kamu otoritesi hem de sivil toplum olarak sıkı sıkıya sahip çıkmamız gerekiyor. Bir zamanlar Boğaz’ın mavi sularında yalnız ahşap teknelerin gezdiğini, yalı sahiplerinin teknelerini poyrazlara, lodoslara, dalgalara ve tüm kötü hava koşullarına karşı kayıkhanelerinde koruduğunu, tekne bakımlarını bu üstü kapalı mekanlarda yaptığını daima göz önünde bulundurmalıyız.
Şayet Sarıyer’in ve Boğaziçi’nin kent belleğini ve kent kimliğini gerçekten yaşatmak, dünyada eşi benzeri görülmeyen mücevher değerindeki bu kültür varlıklarımızı gelecek kuşaklara iletmek istiyorsak işe nereden başlamalıyız? Bu sorunun tek bir cevabı vardır:
Kayıkhaneli eski eser yalıları tek tek saptayarak ve bunların değerini halkımıza benimseterek...Son Osmanlı Padişahları dönemindeki Bostancıbaşı Defterleri (Tapu Sicilleri gibi) kayıtlarını incelediğimizde mevcut 245 yalıdan günümüzde 25 kadarının ayakta kalabildiğini görmekteyiz. Boğaz’ın Asya Yakasında Beykoz’da bulunan Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı, Köprülüler Yalısı, Zarif Mustafa Paşa Yalısı, Ostroroglar Yalısı (Kırmızı Yalı), Kayıkhaneli Yalı sayılabilir.
Rumeli Yakası’ndaki Sarıyer’e baktığımızda, (önünden Sahil Yolu “kazıklı yol” geçirilen Tarihi Büyükdere Vapur İskelesi’ni saymazsak) Yeniköy’deki Ziya Kalkavan Yalısı, İkiz Yalılar (günümüzdeki sahiplerinin adlarına göre birbirinin ikizi olan Kurdoğlu ve Okur Yalıları), Şehzade Burhaneddin Efendi/Mısırlı Yalısı (günümüzdeki sahibine göre Müfit Erbilgin Yalısı) ayakta kalan ve son yıllarda Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile Koruma Kurulu tarafından izlenmiş olması gereken, kapsamlı restorasyon (bakım-onarım) geçirmiş I. Grup Tarihi Eser Ahşap Kayıkhaneli Yalılar olarak önümüzde duruyorlar.
SARIYER MANŞET olarak biz bu yalılardan Erbilgin ve İkiz Yalı’lardan Okur Yalısı’nı mercek altına alıyoruz. Bu yalıların Boğaziçi ve Sarıyer Tarihi’ne layık oldukları şekilde korunarak yaşatılıp yaşatılmadıklarını hem okurlarımızla, yani Sarıyer ve İstanbul kamuoyuyla, hem de ilgili ve yetkili kamu kurumlarıyla paylaşıyoruz.






Yorumlar (0 Yorum):
Yorum Gönder