Sarıyer Manşet Gazetesi: Sarıyer'in turizm potansiyeli Sarıyer'in turizm potansiyeli ================================================================================ cemalbeskardes on 29 January, 2009 08:05:00 Boğaziçi’nin doğal-kültürel peyzajının sürdürülebilirliği ile İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür (Eş) Başkenti (AKB) ilan edildiği gerçekleri, Sarıyer’in turizm potansiyelinin geliştirilmesi için çalışacak Belediye’nin öncelikli gündem maddeleri arasında yer almalıdır. Sarıyer’in tarihi birikiminin ve kültür mirasının yanısıra, kültürel-sanatsal aktiviteleri ve çeşitliliği ile Boğaziçi’nin öncelikli bir kültür turizmi destinasyonu (gelinecek yer) olmasına katkı sağlamak, bu yönde yurtiçi ve yurtdışında var olan algıları güçlendirmek ve zenginleştirmek, Yöreye gelen ziyaretçi sayısını arttırmak ve kentin ekonomik anlamda bu süreçten daha fazla yararlanmasını sağlamak üzere bir seri etkinlikler geliştirilmeli ve gerçekleştirilmelidir. Hiç kuşkusuz bu sürecin geliştirilmesi ve uygulanması ilgili sivil toplum örgütleri ile Belediye’nin birlikte ve eşgüdümlü olarak üstleneceği bir görevdir. Sarıyer’in turizm değerini arttırmanın öncelikli yolu, Selçuk Erez’in Gazetemizin ilk sayısında yayınlanan “Garo Dayı” başlıklı yazısındaki “denizden karaya“ bakış açısının Yerel Yönetimler tarafından benimsenmesinden geçiyor. Bunu kısaca şöyle vurgulayalım: Sarıyer’in turizm değerini yeterince kavramak için Boğaziçi Sahillerinden denize açılmak, Rumelifeneri ve Kilyos açıklarına uzanmak, gönül gözüyle denizden karaya doğru bakmak ve giderek daralmakta, hızla betonlaşmakta, bozulmakta olan o güzelim ormanlık ve yeşil alanları görmek şarttır. Belediyecilerin deniz gerçeğini içlerine sindirmeleri gerekiyor. Sarıyer’i de kapsayan İstanbul Boğaziçi Alanı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 14 Aralık 1974 tarih, 8172 sayılı Kararı ile Doğal Sit Alanı olarak ilan edilmişti. Özel bir yasa olan 2960 sayılı Boğaziçi Yasası 22.11.1983 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Boğaziçi Yasasının amacı, Boğaziçi Alanının kültürel ve tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak için uygulanacak imar mevzuatını belirlemek ve düzenlemektir. Sarıyer İlçesinde 2960 sayılı yasa ile tanımlanmış olan 4 bin hektarlık Boğaziçi Alanının 1600 hektarlık kesimi Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’nde kalmaktadır. Geçmişteki ve halen görevde bulunan İBB ve Sarıyer’deki yerel yönetimlerin bu kanunlara ne kadar uyduklarını, daha doğrusu yasal mevzuatı ne kadar “deldiklerini”, baypas ettiklerini yıllardır bazen üzüntüyle, çoğu zaman da öfkeyle izlemekteyiz. Bütün bu yanlış imar uygulamaları ve doğal çevreyi tahrip eden çarpık yapılaşmaların sonucunda Sarıyer’in turizm potansiyeli giderek zarar görmektedir. 1970’lerin başına kadar mimaride ve peyzajda özgün dokusunu koruyabilen Sarıyer günümüzde hızla “bildiğimiz Sarıyer” olmaktan uzaklaşmaktadır. Sarıyer’i, dolayısıyla Boğaziçi ve İstanbul’u bekleyen en büyük tehdit bizzat Hükümet cephesinden geliyor: Üçüncü İstanbul Boğazı Köprüsü. İstanbul Boğazı’nın kuzey kesiminde, henüz tam belirlenmemiş bir yerde projelendirilmesi amaçlanan 3. Köprü ile çevre-bağlantı yolları Boğaziçi SİT (koruma) alanında ve ilgili yasalara oldğu kadar İstanbul Metropoliten Planlarına aykırı olarak yapılmak istenmektedir. Şayet bu köprü de yapılacak olursa, Sarıyer’de turizm de, çevre de, hava da, su da, balıkların ve yabanıl hayvanların yaşamı da, flora ve fauna da sona doğru gidecektir. Böylelikle zaten aşırı boyutlara ulaşmış olan, yasa ve engel tanımaz betonlaşma tehdidi Sarıyer’i , Boğaziçi’ni , İstanbul’u tümden bitirecektir. Bugün “3.Köprü mutlaka yapılacaktır” diyebilen Başbakan Recep Tayip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, 27 Nisan 1995 tarihinde verdiği demecinde: “3. Köprü bir cinayettir. Böyle bir teşebbüs İstanbul’un çağdaş kentleşmesi ve şehir içi ulaşım sistemi için ölümcül sonuçlar doğurur” diyordu. İktidardakiler 29 Mart 2009’da yapılacak yerel seçimleri de kazanmaları halinde Boğaz halkını ve tüm Boğaz Coğrafyasını rant uğruna yeni bir cinayete kurban etmeye, yani Beykoz – Sarıyer arasına yeni bir rant köprüsü yapmaya hazırlanıyorlar. İstanbul’u ve Ülkeyi yöneten İktidarın en tepesindeki kişinin 3. Boğaz Köprüsü ile ilgili beyanlarındaki bu ürkütücü çelişkiyi halkımızın mutlaka görmesi ve böylesine büyük yıkımlar getirecek yapılanmaya var gücüyle karşı çıkması gerekmektedir. Bir “İstanbul Sevdâlısı” olan, TURİNG’in efsanevi Başkanı Çelik Gülersoy, 1982’de yayınlanan “BOĞAZİÇİ Sorunlar/Çözümler” başlıklı kitabında, Boğaziçi’ne köprüler yapılmasının getireceği felâketleri açıkladıktan sonra şöyle söylüyor: “...Boğazdaki birinci köprüyü bir ikincisi ve üçüncüsü izlerse ne olacak? Dağların birbirine beton ve çelikle bağlandığı, yamaçların çimento-beton taburları ile doldurulduğu bir su yolu kalacak elde...Ona da ‘Boğaziçi’ denemez artık. Bu, bu ad’a bile ihânet olur...” Üçüncü Boğaz Köprüsü, tıpkı ilk iki köprü örneğinde yaşandığı gibi, İstanbul’un trafik sorununu çözemeyecek, dahası yeni çözümsüzlükler üretecektir.. Bir yandan İstanbul’un kuzey kesiminde yer alan Beykoz ve Sarıyer ormanlarında usulsüz yerleşimler teşvik edilirken, diğer yandan çevre ve bağlantı yolları güzergâhındaki mevcut yerleşimlerde yaşayan insanlar, başlatılan kamulaştırmaların ardından, “kentsel dönüşüm” projeleri uygulaması gibi nedenlerle mahallelerinden göç etmeye zorlanacaklardır. Sarıyer’in son yıllarda gerileyen turizm potansiyelini bir an önce geliştirmeye azmetmiş ve Sarıyer’i turizmde bir dünya markası haline getirebilecek bir vizyonu kamuoyuyla paylaşabilecek bir Belediye Başkanı’nı göreve getirmek Sarıyerlilerin temel amacı olmalıdır. Boğaziçi ve Sarıyer’in sayısız “hüdai nâbit” (doğal olarak yetişmiş), yapmacıksız, sevimli, renkli doğal güzelliklerinin örgüsü korunmalıdır. R. Kavağı’nda, Yenimahalle’de, Sarıyer’de balık ağları serili, iki katlı evlerden oluşan meydancıklar, sokaklar özgün dokularıyla mutlaka yaşatılmalıdır. Belediye imar izni verirken binaların yalnız yapı hesaplarına ve mimari ayrıntılarına değil, çevreye uyumuna, resimlerle, tablolarla ilişkisine de titizlikle bakmalıdır. Avusturya’nın, İsviçre’nin, İngiltere’nin imar mevzuatları, anıtları ve doğa varlıklarıyla ilgili yasaları, tek tek yapıların değil, tüm bir meydanın, sıra evlerin, ağacıyla, çeşmesiyle, dükkanlarıyla, kaldırımlarıyla sicile geçirilip tümüyle koruma altına alınmasını öngörür. Bizim kuşaklarımız Sariyer’in zümrüt gibi kırlarını, ormanlarını, çiçekli ve erguvanlı yamaçlarını, tarihi mahallelerimizi ve denizcilikten-balıkçılıktan gelen dokusunu ancak tabiat ve hukuka olan bağlılığımızla geleceğe taşıyabilecektir. Sarıyer’de ulaşım ve trafik alanında yaşanan karmaşayı düzeltmek açısından dünyadaki benzer deniz kentlerini örnek alan yepyeni stratejilerin benimsenmesi gerekiyor. Buna göre, kentiçi toplutaşımın Sarıyer İlçesindeki bağlantılarını geliştirirken, 150 yılı aşkın geçmişi olan vapurlarımızın Emirgân, İstinye, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere, Sarıyer ve Rumelikavağı iskeleleri arasında düzenli Şehir Hatları seferleri yapmasını mutlaka sağlamalıyız. Bu amaca uygun olarak, ulaşım planlamacıları, Sarıyer’in sahil kesimindeki mahallelere yatay, yamaçlardaki mahallelere ise dikey yönlerde işleyen, raylı ve otobüs-minibüs gibi araçlarla yapılan karayolu ulaşımını Şehir Hattı vapurlarıyla yapılan deniz taşımacılığıyla eşgüdümlü şekilde gerçekleştirmelidirler. İstinye, Tarabya ve Büyükdere koylarının rekreasyon ve yat limanı amaçlı kullanımının sağlanması bölgenin turizm potansiyelinin gelişmesinde ve canlanmasında önemli bir rol oynayabilir. Burada bilhassa şu konulara dikkatinizi çekmek istiyorum: Koylarda planlanacak marinaların önceden boyutları belirlenmiş küçük boydaki tekneleri barındırmak koşuluyla, denizi ve çevreyi kirletmeyecek, denizde aşırı yığılma yapmayacak tarzda ve doğa-çevre konularında uzmanlaşmış sivil toplum örgütlerinin katılımıyla, üzerinde enine boyuna tartışılarak dizayn edilmelidirler. Kilyos, Gümüşdere, Kısırkaya, Rumelifeneri’nde turistik tesis ve günübirlik gezi fonksiyonlarının getirilmesiyle bölgelere ilişkin turizm yatırımları hızlandırılabilir. Sarıyer’de turizm güvenliğinin sağlanması için, plajlarda boğulma vakalarını önleyecek tedbirlerin alınması, sağlık önlemlerinin yeniden gözden geçirilmesi, ambulans temin edilmesi, piknik alanlarında kargaşaya meydan verilmemesi için trafik ve otopark hizmetlerini yönlendirmek amacıyla görevli birimlerin istihdam edilmesi, lokantalarda ve piknik alanlarında müşterilerin rahatça görebileceği yerlerde Belediyece onaylı fiyat listelerinin asılması, yasal piknik alanları dışında ateş yakılmaması, gece saat 12.00'den sonra açık mekânlarda müzik yayını yapılmaması, denizden atım olanağı bulunan mekânlar dışında havaî fişek atışına izin verilmemesi gibi bir seri güvenlik unsurlarına titizlikle uyulması gereklidir. Belediye Zabıtası ve tüm ilgili belediye birimleri bu konuların yakın takipçisi ve uygulayıcısı olmalıdır. Yazıma son verirken, Sarıyer’in turizm potansiyelinin arttırılabilmesi için, kamu yararını bireysel ve mensup olduğu zümrenin/cemaatin çıkarlarının üzerinde tutan, turizm, imar, çevre ve insan hakları konularına bihakkın vâkıf yerel yöneticilerin seçilmelerinin öneminin altını bir kez daha çiziyorum.